Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
65
 

Öğretmenliğe İlk Adım

  Üniversite 3. sınıfa başlamıştım. Güz dönemi sona ermiş ve bahar dönemi başlayacaktı. Dönem başlarken biz de bazı arkadaşlarla üstten uygulama dersini almaya karar verdik. Eğitim derslerimiz tüm hızıyla devam ederken aynı zamanda uygulamanın yerinde ve faydalı olacağını düşünüyorduk. “Eğitim derslerimiz” ne de olsa “uygulama” üzerine değil miydi? Arkadaşlarım Emin ve Mehmet ile dersi aldık. Okul başlamıştı ki şuradan anlıyorum: Öğrenciler yuvasına yiyecek taşıyan karınca gibiydiler. Kimisi yorgun, kimisi koşar adımlarla okul yolunda… Tabi ağustos böceklerimizde vardı. Tembel ve sürekli uyuyan… Ben okuldan gelmiş tam uykuya dalacakken biran telefonum çaldı. Arayan Mehmetidi:

- Süleyman staj yerleri açıklanmış listeye baktın mı? dedi. Ben de yarın okula gidince bakacağımı söyledim.

Ertesi gün sistemsel hatalardan dolayı “staj” yerimi öğrenemedim. Derken haftalar geçti üzerinden. Her eğitim dersinde yeni yeni şeyler öğreniyor aynı zamanda hocamızın tecrübelerinden de faydalanıyorduk. Dersi ve hocayı sevdiğim için büyük bir motivasyonla devamlı katılım sağlayanlardanım. Öğrendiğim yeni ve güzel bilgileri kullanmak için sabırsızlanıyordum.

Derken ve nihayet “staj” yerim açıklanmış ilk “uygulama”mı yapacak olmanın heyecanı içerisine girmiştim. Tabi ki heyecanlanacaktım. Haftalardır bu günü bekliyordum. Sabahın erken saatlerinde kalkmış ve okula doğru yol almıştım. Çok mutluydum. Sonunda okula gelmiş ve öğretmenlerle tanışmıştım.

Koridora ilk adımımı attığımda ‘Öğretmenim hoş geldiniz’ sesleri duymaya başlamıştım. Sağa sola koşuşan, merdivenden atlayan çocuklar… Biran beni ilkokul yıllarıma götürdü. O zaman ki günlerim gözlerimin önünde canlanıverdi. Mesela o kadar güzel eğlenirdik ki; okul merdivenlerini ve koridorlarını oyun alanı gibi kullanırdık. Öğretmenlerimizin uyarılarına kulak asmaz,  eğlenmekden vazgeçmezdik. Arkadaşlarla saatlerce oyun oynamamıza rağmen hiç yorulmazdık. Daha doğrusu eğlenmekten yorulduğumuzun farkına bile varmazdık. Derken çalan zil sesiyle ürperdim.

8/C sınıfında derse girecektim. Adımlarımı sınıfın kapısına doğru atmaya başladım. Bu arada benimle birlikte adını bilmediğim bir “stajyer” arkadaş daha vardı. O “staj”a haftalar öncesinden başlamıştı bile. Şehre de bahar bu yıl erken gelmişti. Çocuklar da baharın geldiğini müjdeleyen kırlangıç kuşları gibiydi.

- Derste onları kontrol etmek zor olacak , diye mırıldandım. Sınıfa girdiğimde bütün meraklı gözlerin üzerimde olduğunu fark ettim. Bazılarının gözleri fal taşı gibi beni izliyor, bazıları ise yanında ki arkadaşına sessizce bu kim acaba? diye soruyordu. Onlar üzerinde daha ilk başta olumsuz bir izlenim bırakmamam gerektiğini çok iyi biliyordum. Derken öğrencilerle tanışmaya başlamıştım.

-‘Merhaba arkadaşlar ben Süleyman. İlahiyat Fakültesi 3. Sınıf öğrencisiyim, dedim. Sonra onlarla tek tek tanışıyordum: Ahmet, Baran, İsmail, Ceren, Hüseyin, Ayşegül…  Tanışma faslı bittikten sonra “stajyer” arkadaşım öğretmen masasına oturmuş, ben ise arkalarda bir yere oturmuştum. Bazı öğrenciler lise imtihanlarına hazırlanıyor, bazıları da kulakları tırmalayan sesle konuşuyordu. Yanındaki arkadaşına tokat atanlar, saçını çekenler, ortalıkta gezenler ve bir şeyler yemekle meşgul olanlar… Arkadaşım sınıfı kontrol etmekte zorlandığı da her halinden belliydi. Konuşanları susturamıyor, ayakta gezenleri yerlerine oturtamıyor ve bir türlü onlara söz geçiremiyordu. Sınıf sanki düğün eviydi.

Daha ilk günüm olmasına rağmen dayanamayıp onları susturmakta karalıydım. Çünkü onların ders çalışan arkadaşlarını rahatsız etmeye hakları yoktu. Daha fazla dayanamayıp gür sesimle:

- Arkadaşlar! Burada ders çalışan arkadaşlarınız var. Onları rahatsız etmeye hakkınız yok! dedim. Herkes çok şaşkındı. Herhalde benden bu tepkiyi beklemiyorlardı. Ama biraz da olsa işe yaramıştı. Konuşanlar susmuş, ayakta gezenler yerlerine oturmuştu. Biraz zaman geçtikten sonra yan sıra da iki kız öğrenci tekrar konuşmaya başlamıştı. İlk uyarmam onlarda bir etki bırakmamıştı sanki. Ben bunu anlamış ve başka bir teknik uygulamaya karar vermiştim. Çünkü ilki onlar üzerinde başarısız olmuştu. Daha ilk günden isimlerini akılda tutmak çok zordu. Birçoklarını tanımıyordum. Biz zaten bunları öğrenmiştik. Pek de yabancı sayılmayız. Ama Hüseyin’i unutmamıştım. Sessiz ve bütün sorularıma da anında cevap veren bir çocuktu. Sınıftaki herkesi çok iyi tanıyordu. Hüseyin’e eğildim ve sessizce:

- Bu iki arkadaşın adı nedir? diye sordum.

- Ceren ve Ayşegül öğretmenim diye cevap verdi. Onlara isimleriyle hitap ederek davranışlarını kontrol edebileceğimi biliyordum.

- Ceren, Ayşegül! Lütfen biraz sessiz olur musunuz? Arkadaşlarınız ders çalışıyor, siz çalışmıyorsunuz bari biraz sessiz olun da onlar rahat rahat çalışsınlar!  dedim. Onlar şaşkın bir vaziyette bir birlerinin yüzüne bakarak:

- Hocam bizim adımızı nerden biliyorsunuz? deyip hemen ardından:

- Tamam, söz bir daha konuşmayacağız dediler. Evet onlar o gün sözlerini tutmuş ben de amacıma ulaşmıştım. O gün şunu çok iyi anladım ki bu meslekte esas olan maddiyat değil, sevmek ve sevilmektir.

Eğitim dersi hocama selamlarımla…

                      

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hoş geldin Süleyman. Başarılar diliyorum. 4.4.2018. Şemseddin Koçak

Şemseddin Koçak 
 04.04.2018 19:33
 
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 48
Kayıt tarihi
: 03.04.18
 
 

Üniversite 3. sınıf öğrencisiyim.ilahiyat fakültesinde okuyorum.Tarih kitapları okumayı çok sever..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster