Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1904
 

Ömrün uzun ola, düğünün güzün ola

Ömrün uzun ola, düğünün güzün ola
 

Kırlangıçlar uçuşuyor kaç zamandır aklımda. Binlerce kırlangıç. Bağıra çağıra, çığlık çığlığa. Göğün yüzünde, gökyüzüyle bir oyun oynar gibi. Ödülsüz bir yarışta yarışır gibi.

Kırlangıçlar uçuşuyor kaç zamandır aklımda. Kırlangıçları hatırlıyorum, kırlangıç seslerini... Kapıları ve küçücük pencereleri güneye bakan bir köy evinin terasındayım. Çocuğum daha. Dört yaşındayım ya da en fazla beş. Evimiz köyün öteki bütün evleri gibi küçük bir tepeye sırtını dayamış, önündeki hafif engebeli alanda bağlar, fıstık bahçeleri ve tarlalar uzanıyor. Bu görünümüyle toprak kırmızı bir tuval gibi. Üzerinde, sarı tonların her gün biraz daha hakim hale geldiği bir resim biçimleniyor. Mevsim sonbahar. Bağbozumu. Bağlarda üzüm kesen, fıstık toplayan köylüler. Canlılar, yaşıyorlar ama yavaş devinimleriyle uzaktan hareketsiz gibi görünüyorlar. Canlı bir resim gibi... Arada bir eşek anırıyor, bir köpek havlıyor, bir inek böğürüyor, uzaktan homurtuyla bir traktör geçiyor. Bir çoban sürüsünü yönlendirmek için bağırıyor. O sesler de olmasa görüntünün bir tablo ya da donmuş bir film karesi olduğunu sanır insan.

Bir de o deli kırlangıçlar. Göğün mahir akrobatları...

Sonbahar geldiğinde kırlangıçların dansı başlardı gökyüzünde. Ki, biz "sonbahar" bilmezdik, "güz"dü o mevsim bizim için. Köylünün en güzel mevsimi. Bereketli güz; hasat mevsimi çünkü... Büyüklerimiz, "ömrün uzun ola, davulun (düğünün) güzün ola" diye dua ederdi onlara bir iyilik yaptığımızda. İyiliğimiz de en fazla onlara bir tas su getirmek.

Köyün evleri o yapıları ve konumlarıyla bir tiyatro sahnesini andırır. Önü hafif bir eğimle biraz uzanıp sonra aynı yumuşak açıyla yeniden yükselir. Terasta oturduğunuzda karşınızdaki her şeyi seyredebilirdiniz. Tarlaları, bağları, oralarda çalışanları, toprak yolu, o yoldan gelip geçen sürüleri... Gece de o terasta geçer. Zaten yazın hiç içerde yatılmaz. Yataklar yine o terasa ya da dama serilirdi. Yan yana yataklarımızda yıldızları seyrede seyrede uykuya dalardık. Yıldızlar hakkında konuşurduk hep. Çok yakın gibiydiler, bazen elle tutulacak kadar. Kurşun atsalar vurulur mu vurulmaz mı diye iddialaşırdık çocuk aklımızla. Ne kadar uzak olduklarını çok sonraları öğrendik. Arada apansızca bir yıldız kayardı, ama dilek tutmak hep sonradan gelirdi aklımıza.

Akşama doğru güneş devrilmeye yüz tuttu mu kırlangıçlar çıkardı sahneye. Cam gibi mavi, bulutsuz ve berrak gökyüzü hafiften kızarmaya başladığında kırlangıçların gösterisi başlardı. Benim en sevdiğim sahne. Sivri kanatları, açılmış bir makasa benzeyen kuyruklarıyla binlerce kırlangıç. İlahi bir koreografiyle çılgınca dans ederlerdi. Sürü birkaç gruba ayrılır zıpkın gibi uçuşlarla birbirinin yolunu keser, birbirinin içinden geçer, ayrılır, sonra yeniden bir araya gelir, uzaklaşır, kaybolur kısa bir süre sonra yeniden ortaya çıkarlardı. Arada gruplardan biri yere doğru hızla pike yapardı. Bir damın bacasına çarpıp parçalanacaklar diye korkardım. Ama asla yere çarpmazlardı. Bütün bunları yaparlarken de artık keyiften mi, yalancıktan birbirlerini korkutmak için mi, bir şeylere meydan okumak için mi her nedense çığlık çığlığa bağırırlardı. Belki de koro halinde bir şarkı söylemekteydiler kendi dillerinde. Programlarını hiç aksatmazlardı. İşlerine aşık oyuncular gibi istisnasız her akşamüstü aynı saatlerde sahne alıp gösterilerini sunarlardı. Oturur büyülenmiş gibi onları seyrederdim. Bu muhteşem gösteriyi niçin yaptıklarını anlamaya çalışırdım. Keşke kanadım olsa da aralarına ben de katılsam diye hayal ederdim.

Sonra gün yavaşça batar, kırlangıçlar yuvalarına çekilirdi. Bağda, bahçede çalışanlar tam da o sırada yorgunluktan ağırlaşmış bir yürüyüşle evlerine dönerdi. Kamıştan örme sepetlerde üzüm getirirlerdi. Sapsarı, kıpkırmızı, bal tadında üzümler.

Mevsim kışa yaklaştıkça kırlangıçlar kaybolurdu. Önce daha uzak yerlerden, kuzey bölgelerden gelen kırlangıç sürüleri geçerdi köyün önündeki sahneden. Ama onlar dans etmez, biraz daha yüksekten uçup giderlerdi öylece. Sonra bizim kırlangıçlarımız göçerdi. Perde ağır ağır iner. Köy sessizleşir. Geceler soğur, yataklar içeriye taşınır. Kurutulmuş ya da pekmez, pestil yapılmış üzümler şehrin pazarlarına satılmaya giderdi.

İnsan cennet ve cehennemin bir örneğini bu dünyada görüp yaşar. Çocukluk cennettir büyük ölçüde. Benim cennetim o günlerdi. Güzel denebilecek çok şey vardı ama kırlangıçlar vardı herşeyden önce. Bir kırlangıç sürüsü görmeyeli kaç yıl oldu.

Bir inanışa göre kırlangıçlar ölenlerin ruhunu başka dünyalara taşıyan kuşlarmış. Onu bilemem ama çocukluğumuzun ruhunu bir yerlere götürdükleri kesin... Bir gün getirirler m’ola?
F. bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir anlatım. İnsanın kuş olup uçası geliyor:-) Kaleminize sağlık. Sevgiler

Feryal Lale Aslan 
 25.08.2007 10:29
Cevap :
Çok teşekkür ederim Feryal Hanım, sizin de elinize sağlık. Sevgiler...  25.08.2007 13:28
 

Sevgili Celal'ciğim, Yine büyülü öykülerinden birini okudum ve bir an kendimi orada o kırlangıçlardan büyülenirken buldum. Teşekkürler. Sevgilerimle...

Fulya 
 22.08.2007 15:41
Cevap :
Kuşlar, çocukluk ve eski zamanlar ne kadar esin verici şeyler değil mi Fulyacım, hem esin hem de hüzün kaynağı. Güzel yorumun için ben teşekkür ederim. Sevgiyle...  22.08.2007 16:33
 

Çocuk ruhlarımızı alıp götüren kırlangıçlar, gittikleri yerdeki çocuk ruhlarını alıp gelirler. Çocukluk ruhu kaybolmaz asla, kırlangıçlarla beraber mekan değiştirirler, o kadar!.. Bu arada kalemini gene fırça gibi kullanıp enfes bir tablo çıkarmışsın ortaya! YORUMNOT: Çocuk ruhun olmasa nasıl böylesine güzel çizebilirdin ki çocukluk yıllarını, değil mi ama?.. Sevgiler...

habişş 
 21.08.2007 20:21
Cevap :
Sevgili Habibe, seninki de çok doğru bir bakış açısı. Onlar da belki o ruhla öylesine uçuşuyorlardır. Yazımla ilgili değerlendirmen için ne diyeceğimi bilmiyorum. O kadar onur verici ki... Çok teşekkür ediyorum. Sevgiler, selamlar...  22.08.2007 9:55
 

Anlattıkların bir bir gözümde canlandı Celal... Tozlu sarıya döndü her yer! Ve gün batımında kırlangıçlar. Çocukluğumuzun ruhunu götürdülerse, söyle onlara hemen geri getirsinler. Cennetimi geri istiyorum... Şiir tadındaydı; her zamanki gibi. Yüreğine sağlık....

Yeşim Özdemir 
 21.08.2007 17:23
Cevap :
Anlatmaya çalıştıklarımızın okuyanların gözünde canlanabilmesi ne güzel! Kafamdaki resim tam da senin gözünde canlandırdığın gibi. Kırlangıçlara rica edelim getirsinler çocukluğumuzun güzel günlerini, hiç değilse birkaç dakikalığına. Çok teşekkür ederim Yeşimcim, senin de yüreğine sağlık. Çok selam...  22.08.2007 9:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3507
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster