Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Eylül '21

 
Kategori
Spor
 

Oyun planına sadakat

Bir Avrupa Kupası macerasına nasıl başlanması gerekir sorusunun cevabı “işte böyle” olur sanırım.

Fenerbahçe hem kendi özgüvenini sağlamlaştırıyor hem de bir bakıma rakiplerine mesaj gönderiyor.

Yüksek mücadele içeren ilk yarının nasıl 1-1 sonuçlandığını anlamak için sanırım herkesin bir süre sessizce düşünmesi gerekiyordu; çünkü bu oyunun karşılığı kesinlikle beraberlik değil 3-0 olmalıydı.

Oyun!

Evet, Fenerbahçe’de yıllar sonra artık bunu konuşabilecek bir yere geldik.

Ortada bir oyun varsa bunun da gelişim sürecini anlayabiliyor, takip edebiliyor olmak gerekir; Fenerbahçe’nin teknik direktörü de bunu yapıyor.

Oyun sadakatine bağlı kalarak oyuncu performanslarının gelişimini sağlıyor.

Bu ne demek?

Genel olarak her şeyin mükemmel olduğunu, Fenerbahçe’de herkesin görevini kusursuz yerine getirdiğini asla söyleyemeyiz; aksine aksayan taraflarını konuşacak daha fazla veri var elimizde ve hiç kuşkusuz sizi ne kadar rahatsız ediyorsa, Vitor Pereira da bunları görüyor.

Mesela ilk yarı takımdan tamamen ayrı bir şekilde takılan çok da verimli olamayan Rossi’nin 90 dakika sahada kalmasına sabrediyor.

Pelkas penaltıyı gole çevirebilmiş olsaydı, penaltının asistini yapan Rossi ile ilgili son sözümüz şu olacaktı kuşkusuz;

“Hocanın her şekilde bir bildiği var!”

Öyle mi?

“Aslında ülkemiz futbolu yeni öğreniyor, inceliklerini keşfediyor. Maalesef çok iyi bildiğimizi sandığımız her detayı tekrar tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Çünkü hep buralarda kaybediyoruz.”

Tırnak içine aldığım bu paragrafı tekrar okumanızı ve üzerine düşünmenizi öneririm.

Futbolun bilindiği yerde bu kadar tekrar tekrar hata yapılmaz!

Mesele burada hangi oyuncunun sahada kalması gerektiği değil; hangi oyuncunun sahadaki oyunu oynayabilme becerisi gösterdiğidir. Oynayabilmek için de sahada kalmak gerekiyor.

Rossi dün gece 1. Ve 90. Dakika takımın kahramanı olacak pozisyonları yakaladı ama olmadı. Ancak her iki pozisyon da Fenerbahçe’nin çok ihtiyaç duyduğu iki başka oyun düzeniydi.

Bu planın opsiyonu haline gelebilirse çok değerli olacaktır.

Tıpkı sezon başından beri benim sürekli gözümü tırmalayan Osayi’nin her geçen gün takımın bir parçası olmaya başlayan ve oyuna adapte olan futbolu gibi.

Dün gece neden olmadı?

Kuşkusuz kenarda oyun planı hazırlayan teknik direktörün kafasındakilerle sahadaki gerçekler arasında büyük bir mesafe var. Bu mesafenin en belirleyici unsuru futbolcu egosu, alışkanlıklarından kaynaklanıyor.

Oyuncu, planı takım kurgusunun gerekliliklerinden başka bir senaryonun içinde çözümlemeye çalışırsa burada devreye şans girecektir.

Fenerbahçe’de şansa dayalı senaryolardan bolca var.

Bu nedenle başlarda gençlerle işler biraz daha yolunda gitti; çünkü onlar çizilen plana kariyerli olandan çok daha sadakatle bağlı kalabiliyorlar; sahada olmak için başka seçenekleri de yok.  

Kariyerli oyuncunun kendi planı saha içinde pas tercihlerini de belirliyor. Dün gece bu tercihler neredeyse sonucu belirledi diyebiliriz.

Karşılaşmanın 76. Dakikasında oyundan çıkan her dört oyuncu da bireysel olarak üst düzeyde mücadele örneği gösterip, katkı sağladılar; ancak teknik direktörün planından çok kendilerinkine bağlı kaldılar.

Bu alışkanlığın bir anda değişmesi zaten mümkün değil.

Dahası 4 oyuncu takımın %40’ı demek ve onlarla bir oyun oynanırken, yerine giren yepyeni aktörlerle takımın kaldığı yerden aynı şekilde devam edebilmesi mümkün değil.

Fenerbahçe 60. Dakikadan sonra hissedilir şekilde bu nedenle oyundan düştü ve uyum da bozuldu.

Zaman içinde, bol maç serisinde çok daha kısa sürede bu sorunun ortadan kalkacağını beklemek gerekiyor.

Kuşkusuz bu süreyi psikolojik olarak kazanma alışkanlığını devam ettirerek geçmek çok önemli; işte buradaki x faktör “şans” olacaktır.

Diğer y faktör de oyuncuların teknik direktörün planına saha içinde daha fazla yer vermesidir.

Savunmayı konuşmak gerekiyor.

Dün Frankfurt 8 defa ofsayta düştü. Bu bir ofsayt taktiği değildi, hiç böyle hissetmedik, ancak başta Kim olmak üzere gerideki üçlünün senkronize bir şekilde hareket edebilmesi bunu sağladı.

Diğer tarafta 14’e karşı sadece 9 faul yaparak rakibe neredeyse hiç gol pozisyonu bile vermeden karşılaşmayı tamamlamak çok önemli bir nottur.

Kuşkusuz Fenerbahçe gibi Avrupa’da mücadele eden üst düzey bir takımın böyle bir golü yememesi gerekiyor.

Kaçan penaltı gündem olacaktır; Pelkas niye kullandı diye.

Avrupa’da mutlaka bir penaltı istatistiği vardır; son birkaç yıldır, özekllikle VAR’ın hayatımıza girmesiyle top ile el-kol ilişkisinden kaynaklı çok penaltı kararı çıkıyor, yüzdesini bilmiyorum ancak en azından izlediğim karşılaşmalardan bunun sayısının hatırı sayılır derecede olduğunu söyleyebiliyorum.

Rossi-Pelkas paslaşmasındaki gibi “pozisyon sonucu oluşan penaltı” sayısı hem az belki abartıyor olabilirim ancak hem de çok değerli; üstelik 90. Dakikada.

Kaçan penaltıyı belki sonra çok arayacaktır Fenerbahçe ancak bu değerli tarafa biraz daha odaklanılması gerektiğini düşünüyorum.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1988
Toplam yorum
: 2005
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1291
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster