Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
86
 

Oyun

Oyun
 

Sence de
Bir tepeden aşağıya gürültüyle yuvarlanan kayalara benzemiyor muyuz?
Önüne ne çıkar ve yol nerede biter bilmeden yer çekimine mecburen boyun eğen, irili ufaklı “şeyler” topluluğu olabiliriz pekala.

Bana sorsalardı eğer, kalmak isterdim o tepenin başında.
Olimpos’un dev Tanrı heykelleri gibi öylece durup seyretmek isterdim alem-i cihanı.
Bilinmeyene aldığım yola tercih ederdim o şiirsel yalnızlığı.

Kimse sormadı.
Ah Apareka!
Merak ediyorum, böyle kıyametlerce nereye sürüklendiğimizi ve de ömrümüzü hangi sanrı uğruna hunharca tükettiğimizi.

Kalmadı insanın ayak sürdüğü hiçbir yerde sükunet
Baş semaya, ayak toprağa kıyasıya hasret
Betonlarca mesafe koyduk aramıza hakikat ile.
Ve şimdi avuçlarca kapsül yutuyorsak,
Sonsuz bir hevesle doldurup çantalarımızı, bir türlü tamamlanamıyorsak,
Şarkılarımız ucuz kadın çorapları gibi tek kullanımlıksa,
Aşklarımız plastik ve ruhlarımız bu denli teslimse kibire
İşte bu yüzden,
Bu melun ilizyondan elbet.

Başımı gövdeme sığdıramadığım zamanlarım var Apareka.
Uykularımı vagon vagon bölen,
Ne yana çevirsem aklımı, gelip orada sivrilen dikenli dallarım var.
Bin perdeli bir oyunu sahnelemeye mecbur edilen oyuncular değil miyiz sence de?
Dekorun büyüklüğü ve ışıltısı karşısında oynadıkça küçülen ve geçip arkasına bakmayı asla düşlemeyen biz değil miyiz?

Suflörler konuşuyorlar fısır fısır ve sıralıyoruz ard arda repliklerimizi.
Ezber şart!
Doğaçlama yapanı atıyorlar oyundan.
Aklına estiği gibi konuşamazsın
Aklına geldiği anda susamazsın bile.

Bak birazdan müzik başlayacak ve bizim için yaptıkları kareografiye göre dans edeceğiz.
Bir adım öne, üç adım geriye,
İki adım sağa, tam tur dönüş ve
REVERANS!

İşte bu sevgili dostum;
Her şey ,
Herkes yerli yerinde
Her şey,
Yalnızca perde açık kalsın diye.

Bu kör edici ışıktan, bu dinledikçe insanı gerçeğinden eden uğultudan, yorgun bedenlerimizi ızdıraba sokan bu dipsiz keşmekeşten sen de yorulmadın mı?
Senin de hasret değil mi kulakların gezegenin sahi ve ahenkli sesine?

Bir başyapıtın üzerinde, eline geçenin rastgele ve kabaca salladığı boya fırçasının enkazına benziyor dünya.
Aslını görmek namümkün,
Hissetmek cefa.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

''Kalmadı insanın ayak sürdüğü hiçbir yerde sukunet'' ve kalmadı neredeyse insanın ayak sürdüğü bir toprak. ''İnsan olmak'' insan doğmakla aynı şey midir? İnsan olmaktan usanmak; insanca bir düşünce midir peki? İnsan doğmak, insan kalmak, insan olmak! Ah Apareka Ah! İki Ah arasında kalmak değil istediğin biliyorum. Ama ne yazacağımı nasıl yazacağımı inan bilmiyorum. / İyi ki denk gelmişim yazınıza... Yoksa karışıp gidecekti MB kuyusunun diplerine doğru. Ne olur daha sık yazın. Saygıyla...

Özkan Sarı 
 27.09.2018 0:40
Cevap :
teşekkür ederim Özkan Bey. Yazmak bir tür arınma aslında, bir tür endiyle buluşma hali insanın. ve o kadar az zamanımız var ki buna...  28.09.2018 15:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 297
Kayıt tarihi
: 16.11.08
 
 

Eğitimci ve tiyatro oyuncusu. Yaşadığım Dünya'ya saygım vardır benim.  Ağacına, suyuna, havasına ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster