Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Nisan '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
6826
 

Özdil'in sicilinden bir örnek; Öldürülen Leedsli taraftarlar

Özdil'in sicilinden bir örnek; Öldürülen Leedsli taraftarlar
 

Yıl 2000. Galatasaray zaferle sonuçlanacak UEFA kupası macerasında, yeni bir adımın eşiğinde ve sahasında Leeds United takımı ile oynayacak.

Dünyada holigan olarak tanınan İngiliz taraftarları da maç için İstanbul’a gelmiş ve şehrin bilindik noktalarında maç saatini, bekliyorlar. Bir olasılık her zamanki gibi belirli taşkınlıklar sergiliyorlar.

Bu esnada olanlar oluyor ve Taksim meydanında çıkan arbedede iki İngiliz taraftarı öldürülüyor.

Elbette ertesi gün tüm gazeteler bu önemli konuyu yer veriyor. Ama Star gazetesi tarzı ile hemen aradan sıyrılıyor. Gazetesinin olay hakkında kullandığı ifadeler aynen şunlar;

“Holiganların sokakta da, sahada da ağzını burnunu kırdık...Biz Türkler, Avrupalı rakiplerimizi çiçeklerle karşılar, alkışlarla uğurlarız...Ama sizi, suratınıza TÜKÜREREK gönderiyoruz! Two...Two... İngiltere'ye kadar yolunuz var.”

“Leedsli holiganlara Taksim'de kafasına vura vura toprağı öptürdüler... Leedsli futbolculara Ali Sami Yen'in çimlerinde cenaze namazı kıldırdılar. Hem de two rekat."

Olayın gerekçesi ve gerçekleşme şekli ne olursa olsun, gayet nahoş ve üzüntü verici bu durum karşısında, tüm kamuoyu oldukça sakin, soğukkanlı ve sorumlu bir tavır sergilemeye çalışırken, Star Gazetesi'nin milliyetçi duyguları körükleyici, ölümü ve şiddeti meşru gösterici tavrı o zaman basın yayın camiası içinde de tepki topluyor.

Oral Çalışlar'ın 17 Nisan tarihli yazısında öğreniyoruz ki, gazetenin kullandığı söz konusu ifadelerin sahibi Yılmaz Özdil. Çünkü Özdil daha sonradan çok eleştiri alan ifadeleri bakın nasıl savunuyor;

“Sabahtan bu yana gelen tebriklerden telefonlarımız kilitlendi. Sen ne diyorsun halk bundan hoşlanıyor."

Geçen hafta içinde gazetelerde bu konunun diğer bir yönü ile ilgili bir başka haber dolaşıyordu. Habere göre, İngiltere’de Leeds United taraftarları aradan 10 yıl geçmiş olmasına karşın, cinayetin faillerinin netleşmemesi, mahkemenin sonuçlanmamasının nedeni ile olayın yıldönümünde Türk adaletini protesto etmeye hazırlanıyorlardı.

…………………..

Gerekçe ne olursa olsun, bir avuç yabancı futbol taraftarının güvenliğini sağlayamayıp, sonu ölümle biten bir kavgadan, milliyetçi, ağzı salyalı bir söylem geliştiren bir zihniyetin, bugünkü duruşunu anlamak hiç de zor olmuyor. Bu zihniyet için, iki İngiliz taraftarını öldürmek ne kadar doğal, sıradan ve hatta övünülecek bir iş ise, bir siyasi temsilciye yumrukla saldırmakta o kadar sıradan, doğal ve gayet yerinde bir tavırdır.

Çünkü ırkçı, milliyetçi söylemlerin en büyük becerisi, şiddeti meşru gösterecek bahaneler üretmektir.

Leedsli taraftarların ölümünü düşünelim. Öldüren kişi ve onun çevresindekilerin, bu cinayetten kendilerini arındırmaları için ürettikleri zihniyet az çok bellidir. Çok anlamsız ve çarpık karşılaştırmalar işlerini görür. Örneğin, “İngilizler de Çanakkale’de onbinlerce askerimizin ölümüne neden oldular, onlarda iki kişi ölse ne olacak ki.” Bu mantığı cinayeti işleyenin geliştirmesini, kişinin bu büyük suçun ağırlığını üzerinden atma çabası olarak değerlendirebiliriz. Ama bir ülke, toplum, o toplumun önde gelenleri böyle düşünmeye başladıkları anda, insanlığın temel değerlerinden kopuyorlar demektir.

Oysa Leedsli taraftarların ölümünde de gördüğümüz gibi, bu ülkenin mahkemeleri bile, bir Türkle Türk olmayan arasındaki adli bir meselede, adaleti sürüncemede bırakmaktan çekinmiyor. Çünkü milliyetçi düşünce şekli alttan alta bu süreci de etkiliyor ve büyük olasılıkla “iki kendini bilmez İngiliz” için bir Türk evladını cezalandırmak istenmiyor.

Öyle olunca şiddet bu ülkenin kaçınılmaz kaderi oluyor. Çünkü şiddeti meşru gören bir zihniyet, ister istemez bu şiddete karşı gelişen karşıt şiddeti meşru göstermenin de yolunu açıyor. Ve iki şiddet birbirini besleyerek ilerliyor. Çünkü bir tarafın ürettiği şiddet karşı tarafın meşruiyet kaynağı oluyor.

Leedsli taraftarların ölümü üzerine kullandığı söylemlerden de anlayacağımız üzere Yılmaz Özdil bu dili gayet iyi kullanan bir yazar. Kendi durduğu noktadan gelişen şiddeti meşru gösterme konusunda uzman. Bu konuda ne büyük destekçisi de karşı cepheden gelen şiddet.

Demokrat bir zihniyete düşen görev ise, şiddeti besleyen bu gerekçeler silsilesini reddedip, barışın önünü açan sorumlu tavrı geliştirebilmek. Özdil’in veya başka bir milliyetçinin (Türk, Kürt, Sırp, Alman, Yunan hangi milletten olursa olsun) söylemlerinin karşısında durmak ve onu açığa çıkarmak bu yolun ilk adımı.

Oral Çalışlar'ın yazısı; http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=991946&Yazar=ORAL&Date=17.04.2010&CategoryID=98

Murakami, PınarG bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Halk'ın " H A L K " harflerini yan yana getirebilmekten ibaret olduğunu sandıklarından, bu kavramı dillerine dolandıklarında hakikaten kendilerini " H A L K " tan sanma gafleti içinde , halkın ocağını söndürüp, Türkiye'yi soyup soğana çevirenlerin kalemşörleri , inanın üzerlerine giydikleri o KOT PANTOLON ve TİŞÖRT için bile İnsanların ölümlerini ve birbirlerine yumruk atmalarını , kaos , şiddet ortamı yaratılmasını sağlarlar değil ki yatlar-katlar-spor arabalar vs vs için. Artık onlar için neler yapabileceklerini siz düşünün. Bu ülkeyi sevmeyen, bu ülkenin insanlarının yaşadıklarından bi haber fildişi kulelerinden sanki halkın içindelermiş edebiyatını inanın kimse alkışlamıyor, şu son süreç bile bu zihin fukarası kalemşörlerin zihin haritalarının her bir noktasında Euro & USD amlemlerinin yeşil yeşil yandığını gördü. Kendilerini ne sanıpta halkın temsilcisi lanse ediyorlar anlaşılır gibi değil....

Aynur AKKAYA 
 19.04.2010 21:57
Cevap :
Aynur Hanım, tüm kavramlar gibi halk kavramı ve tanımı da kötü kullanıma açıktır. Eğer ki halk ifadesi ile bir zenginliği, çeşitliliği, birbirlerine saygı duyan ve bundan güç alan, refahı, huzuru ve barışı ortak bileşkesi kabul eden bir topluluktan bahsediyorsak, halk tanımını doğru ve yerinde kullanıyoruz demektir. Ama halk diyerek bir kütle olarak kabul edilen, tek tip, birbirinin aynı olmasını arzu edilen ve devletin kulu kölesi olan bir topluluktan bahsediyorsak tanımda bir sorun vardır. Özdil ve benzerlerinin sarıldığı tanım bu ikincisi. İspanya'da Franco'nun kurduğu ve halen milliyetçi sağ bir politika izleyen partinin adı halk partisidir. Latin Amerika'da da ismi halk olan ama diktatörlerin kurdurduğu birçok parti vardır. Bunlar halkı sağolacak inek, burnu sürtülecek gericiler ve manipüle edecek yığın olarak görürler. Ama buna karşın halkçı görünmekten de geri durmazlar. Popülizm her zaman sığ düşüncelerin güvenli sığınağıdır çünkü. Değerli görüşleriniz için çok teşekkürler,  19.04.2010 22:28
 

Evet o olay sonrası Taksimde yaşanan olayların olmasını tabi ki istemezdik.Ancak olay ve hatta maç öncesini biraz hatırlayalım. İngiliz holiganların Dünyaya kök söktürdüğü bir dönem...Vee talihe bakın ki maç Türklerle!.. Stadda alkol duvarını aşıp kıçlarını Türklere gösteren holiganlar..Maç sonrası Taksim de cadde üstünde bir Türk kızına sarkan holiganlar..ve bir kaç Türk gencinin tepkisinin linçe dönüşmesi.. Bence polacağı buydu ve oldu.. olmalımıydı tabi ki asla olmamalıydı. Fakat neymiş? Stadda kıç göstermek ve cadde ortasında Türk kızına sarkınlık etmek neymiş dünya gördü bizde böylee maalesef.. Şimdi bu tip yazıları gündeme taşıyanlar birde işin bu yönünü düşünsünler bakalım.

Bumerangs 
 19.04.2010 14:38
Cevap :
Bence Galatasaray Leeds maçını yanlış hatırlıyorsunuz, çünkü söz konusu ölümler maç günü ve maç sonrasında olmadı. Maçtan bir gün önce yaşandı ve ben o gün bir Türk kızına sarkıntılık edilme olayını hatırlamıyorum. Ama haklısınız bizler her yılbaşında Taksim'de aşırı alkol alan ve kızlara sarkıntılık eden bir güruha rastlıyoruz. Sizin mantığınızla o tip insanlarında Leedsli taraftarlar gibi öldürülmesi doğal. Yani böyle bir ölüm gerçekleşirse, bu bahanelerle o ölümleri de savunacaksınız. Sayın bumerang57, bu örnekten de kolayca fark edeceğiniz üzere milliyetçi zihniyet, sizi normalde olmayacak, kabul etmeyeceğiniz gelişmeleri savunmaya, üstünü örtmeye itiyor ve şiddeti kolaylıkla meşrulaştırıyor. Zihninizi, hiçbir ideolojiye ve siyasi fikre açmadan önce şiddeti temelli reddeden bir insani değere açabilirseniz, daha insani, barışçı ve evrensel değere sahip olabilirsiniz. Yoksa o olayda ayrı, bu olayda ayrı tavır almanın önüne geçemez ve düşünsel bir bütünlük sergileyemezsiniz. Saygılar  19.04.2010 22:18
 

"Irkçı, milliyetçi görüşlerin en büyük becerisi, şiddeti meşru gösterecek bahaneler üretmektir. Şiddet, karşı şiddetin meşruiyet kaynağı olur." Sanırım yazınızın anafikri bunlar ve ben de bu görüşlere aynen katılıyorum. Bence esas sormamız gereken soru çok başka. Irkçı görüşleri savunanlar her toplumda bulunabilir, bu, kökeninde kişisel bir karekter bozukluğunun topluma yansımasıdır. Günümüz demokrasilerinde artık bu faşist görüşler itibar görmemekte ve marjinal ölçekte kalmaktadırlar. Nasıl oluyor da Türkiye'de bu görüş amiral köşkünde yer bulabiliyor, itibar görebiliyor ve alkışlanabiliyor? Tuhaf, çok tuhaf! Yoksa hala reyting gözüyle mi bakılıyor bu garabete? Son yazımda da ifade ettim, tekrar ediyorum: Anlamıyorum, anlayamıyorum. Selamlar, saygılar...

Hasan Basri Özgen 
 19.04.2010 11:32
 

Bu değerli yazarımızın bu manşetleri attığı eski gazetesinin patronu Türkiye Devletinin hazinesini 30 milyar dolar zarara uğratmıştır. Yani o adam her birimizin cebinden 300-400 dolar çaldı. O da yetmedi, bir de bunun üzerine şimdi Türkiye'den 21 milyar dolar tazminat istiyor. Ama Ankara'da trafiğin tıkanmasını kendine dert edip insanlara "g.tünüze kırmızı plaka takmak lazım" diyebilecek kadar kendini kaybeden bu değerli yazarımız İmarbank soygunu hakkında tek satır yazmaz. Yine de ülke sevgisini, milliyetçiliği kimseye bırakmayan ulusalcı Beyaz Türkler bu yazarı el üstünde tutar. Bir yazımda Türkiye'yi "acayiphane" olarak tanımlamıştım, gerçekten öyle burası. Zaten öyle olduğu için en çok prim yapanlar da hokkabazlar.

Murakami 
 19.04.2010 9:51
Cevap :
Valla ben durdurk yere Yılmaz Özdil okumadığım için hiç İmar Bankası, Uzanlar, genç parti vs hakkında ne söyledi ya da söylemedi bilemiyorum. Hatta ben Özdil'in o dönemin Stra'ın da çalıştığını da bilmiyordum. yakın bir zamanda öğrendim. Ve bunu öğrenince onun hakkındaki görüşlerimin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladım. O Star gazetesi benim takip ettiğim Türk Medyası içinde en lümpen, en tetikçi, en gayri ahlaki, en popülist, en provakatör, en patronunun sesi olan gazeteydi. O tekneden çıkan, hem de yetkili bir konumdan çıkan bir ismin, bugün şiddeti meşrulaştıran bir noktada olması hiç de garip değil. Ama galiba sorun ismin kendisinden çok, onu bu noktalara taşıyan kişilerde. Şu an Özdilin milliyetçiliği ile Uzanların milliyetçiliği arasında bence de hiçbir fark yok. Gayet "duygusal" milliyetçilikler:-) selamlar saygılar  19.04.2010 23:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1684
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster