Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '17

     
    Kategori
    Eğitim
    Okunma Sayısı
    2979
     

    Reşat Nuri Güntekin "Yeşil Gece" Romanının Eğitimsel Öğeler Açısından İncelenmesi

     

    Yeşil Gece Hakkında Özet Bilgi

      Romanda, Şahin Efendi baş karakterimizdir. İstanbul’a medreseye okumaya gider. İtikadı düzgün bir talebeyken bazı dini sorularına hocalarından cevap alamaması ve çevresindeki din adamlarının dini çıkarcılığa, fesada alet ettiklerini görünce inançları sarsılmıştır. Şüphelerinden dolayı bitirmek üzere  olduğu medreseyi başarılı bir öğrenci olmasına rağmen bırakıp Darülmuallimine geçer.

       Okulu bitirdikten sonra İstanbul’ a atanmasına rağmen kendi isteğiyle İzmir’deki bir kasabaya gider. Oradaki mektebin başmuallimi olmuştur. Kasabada dini kendi işlerine alet eden softaların düşünceleri halkı baskı altında bırakmaktadır. Halk çocuklarını mektebe göndermek istese de çevrenin etkisinden dolayı özellikle de  esnafa gelen müşterilerin: “— Eğer çocuğunu mektebe gönderirsen alışveriş yapmayız. “ gibi tehditleri onları mektepten uzaklaştırmıştır.

        Şahin Efendi öğrencilere zararsız ilim öğretmek, onları İsrailiyat ve hurafelerin etkisinden kurtarmak istemektedir.  Fikirlerini gerçekleştirecek çevreyi kendisine bulmuştur. Ancak softaların baskısı Şahin Efendi’nin düşüncelerini gerçekleştirmesine engel olmaktadır. Eyüp Efendi kasabadaki en etkili softadır ve bütün zümrelerle iletişimi kuvvetlidir, sözü geçmektedir. Şahin Efendi’yi kasabadan göndermek için planlar yapar. Şahin Efendi’nin softaların çabalarına rağmen gösterdiği gayret ve çalışmalar romanda anlatılmaktadır.

     

    Reşat Nuri Güntekin

       Reşat Nuri Güntekin Türk Edebiyatının en mühim isimlerinden bir tanesidir. İstanbul’da 1889 senesinin 25 Kasım gününde dünyaya gelmiş olan yazar Cumhuriyet dönemi yazarlarındandır. Babası Nuri Bey askeri doktordur ve annesi Lütfiye Hanım Kars Valisi Yaver Paşa’nın kızıdır. Askeri tabip olan babasının işi gereği şehir değiştirmesinden dolayı o da farklı illerde yaşamıştır. Fatma Aliye Hanım onun hayatında bir kırılma noktası olmuştur ve onun Udi isimli eserini okuduktan sonra hayatı değişmiştir.

       Maarif müfettişliği mesleğini 1931 senesinde gerçekleştirmiştir. TBMM’de bir dönem Çanakkale Milletvekili olarak görev yapmıştır (1939 – 1946). 1947 senesine gelindiğinde Ulus Gazetesi’nin İstanbul şubesi olan Memleket Gazetesi’ni çıkarmıştır. Sonrasında 1954 senesinde yaşı sebebiyle işi bırakana kadar 1950’den itibaren UNESCO Türkiye temsilciliği görevini Paris’te sürdürmüştür. Akciğer kanserine yakalanınca tedavi için Londra’ya gitmiştir fakat tedavisi sürmekte iken 1956 senesinin 13 Aralık gününde hayata gözlerini yummuştur.

    Eğitim Öğeleriyle İlgili Romandan Çıkarılan Bilgiler ve Eğitim Bilimleri Kitaplarından Edinilen Bilgiler Sonucunda Romanın İncelenmesi:

         Eğitimin (veya okul eğitiminin); bina ve araç/ gereçler, yönetici, öğretmen, öğrenci, eğitim programı ve çevre, olmak üzere altı temel öğesi vardır. Okulun amaçlarına ulaşmasında, her öğenin ayrı işlevi olup, bu öğeler birbirleriyle etkileşim ve denge içinde bulunurlar. Öğelerden birindeki eksiklik ya da olumsuzluk, amaca ulaşılmasını engeller. Eğitim programı, okulun amaçlarının gerçekleşmesi doğrultusunda, okul içinde yapılacak tüm etkinlikleri gösterdiği için okul sisteminin temelini oluşturur. Programların en iyi biçimde uygulanmasından okul müdürü ve öğretmenler sorumludur. Öğretmenler, programın esas uygulayıcıları olduğundan, programların öğretmenler tarafından anlaşılacak şekilde hazırlanması gerekir. Eğitim programlarının uygulanmasında, bina araç ve gereç gibi kaynaklar, öğrenmelerin somutlaştırılması ayrı bir önem taşır. Bu öğeler arasında denge sağlanırken, çevrenin okul üzerindeki baskı ve denetleme etkisi de göz önüne alınmalı ve çevreden yararlanma yoluna gidilmelidir.

    1)Bina ve araç/gereçler

      Okul toplumdaki bireylerin eğitilmesi işlevini üstlenen kurumların ortak adıdır. Okul kontrollü bir ortamdır. Okulda öğrenciye kazandırılacak bilgi, beceri ve tutumlar önceden belirlenmiştir ve bunlar bu konuların uzmanı olan öğretmenler tarafından planlı bir biçimde, düzenlenen öğretim faaliyetleriylekazandırılır.

        Okul binalarının büyüklüğünün öğrenci sayısı İle uyumlu olması ve okulda öğrencilerin içinde rahat hareketleri olması için bir bahçenin bulunması gerekir.

        Binanın içinde dersliklerin yanı sıra, en az bir fen, bir de bilgisayar labaratuarı ve kütüphane bulunmalıdır.

        Bu temel yapısal özelliklerin yanı sıra, binanın içinde yer alan sınıfların güneş görmesi, aydınlık ve sağlık koşullarına uygun, öğretim araç ve gereçlerini kullanabilmesini sağlayacak bir donanıma sahip olması gerekir.

        Okulun fiziksel yapısı, araç gereçlerin yeterli sayıda ve nitelikte olması, bir yandan öğrenmeyi kolaylaştırırken, öte yandan öğrencilerin okula ve derslere yönelik tutumlarını olumlu yönde etkiler.

        Romanda bina ve araç/ gereçler hakkında verilen bildiler şöyle belirtilmektedir:

        “Bina çok eskiydi. Fırtınalı gecelerde mütemadiyen çatırdar, sallanır, dört bir tarafından rüzgar işlerdi.’’ (s.68)

      “ ‘Emin Dede’, kasabanın en kalabalık resmi iptidaisiydi. Üç yüze yakın talebesi sekiz hocası vardı.’’ (s.70)

       “Mektep barınılmaz bir haldeydi. Bugün damının bir tarafını aktarıyorlar, yarın öbür tarafı akmaya başlıyordu. Duvarlar, merdivenler desteklerle duruyordu. Tamir için iki senede sarfedilen para ile yepyeni bir bina yaptırmak mümkündü. Hele ki evkaf da maarife iyi bir yerde oldukça uygun bir arsa vermişti.’’ (s. 71)

       “ Şahin E fendi, yeni bir bina meydana getirmeyi şimdilik yapılacak işlerin en ehemmiyetlisi gördü ve oradan oraya koşturmaya başladı’’ (s.71)

       “ Şahin Efendi, yeni bina için hükümete, fırkaya, belediye reisine ve meclisine, yerli zenginlerden başlıcalarına müracaat etmişti. Omlar, evvela bu işi mühimsemek istememişlerdi… Fakat Şahin Efendi, büyük bir gayret ve kurnazlıkla teşebbüslerine devam etmiş,… Netice de hepsi ayrı ayrı bu hayırlı teşebbüse yardımda bulunmaya razı olmuştu.’’ (s.75)

       “Deli Necip, çantasını açıp ortaya bir resim atarak:

        —Müjdemi isterim, dedi, herkesi memnun edecek, derhal kabul edilecek bir plan…’’ (s. 77)

        “Necip bir eliyle lambayı kaldırdı, öbür elindeki kurşun kalemiyle plan üzerinde izahat vermeye başladı:

        —Plan beğendiğimiz plandır. Fakat bak ne hile yaptım. Resimdeki gibi pencereleriyle tam istedikleri şey… Ölçüleri öyle tuttum ki, yapı meydana çıkınca bu iki kat, resimde gösterdiğimden daha basık, âdeta barınılmaz iki kat olacak. ‘’ Ne yapalım, hesapta bir yanlışlık oldu. Yıkacak değiliz ya, bunu bir kat yaparız!’’ diyeceğim… İki katın alçak çilehane pencerelerini de birleştirip büyüttüğümüz gibi çıkacak bize tavanları istediğimiz ebatta, güneşi, havası bol tertemiz bir yeni mektep.’’ (s.78)

        “ Yeni mektep yüksekçe bir yerdeydi. Şahin Efendi üst kattaki odasından ovayı gayet iyi görürdü.’’ ( s. 219)

        Romanda bina ile ilgili ifadeler bunlardan ibarettir. Okulların sahip olması gereken bina özellikleriyle karşılaştırıldığında:

          Emin Dede kasabanın en kalabalık iptidaisidir  ve çok eski bir okuldur. Mektep barınılabilecek halde değildir. Damı sürekli akıyordur. Duvarla ve merdivenlerin desteklerle durması, öğrenciler için tehlike arz ediyordur. Yani binanın fiziksel yapısı eğitime uygun değildir.

        Bunun için Şahin Efendi yeni bir bina meydana getirmeyi planlamıştır. Çünkü Bina eğitimin işlenişine etki eden bir faktördür.

       Plan meselesinde de anlaşıldıktan sonra yeni mektep inşa edilmeye başlanmıştır. Belediye Meclisi’nin istediği planda hata yapmış gibi göstererek iki katı birleştirdiler ve tavanı istedikleri ebatta, güneşi, havası bol, tertemiz bir yeni mektep oldu. Sınıfların ve binanın güneş ışınlarını alıp, aydınlık olması eğitimin yapılacağı çevre açısından önemli bir unsurdur.

         Romanda okul bahçesi, eğitim araç ve gereçlerinden bahsedilmemektedir.

    2)Yönetici

           Yönetici okulun amaçlarına ulaşması için, okul için gerekli insan ve maddi kaynakların sağlanmasından ve bu kaynakların en verimli biçimde kullanılmasından sorumlu olan kişidir. Yöneticinin temel görevi okulu,eğitimprogramlarında yer alan amaçlarına uygun olarak yaşatmaktır. Okul yöneticisi bu görevi yerine getirirken öğretmen, eğitim uzmanı, sekreter, müstahdem vb. gibi insan gücü ile bina, araç ve gereç,  para vb. maddi kaynaklardan yararlanır. 

      Yönetici, personelin geliştirilmesi ve onların mesleklerinde daha verimli olmalarını sağlamak amacıyla meslek içi eğitim kurumları, seminerler ve konferanslar düzenler.

      Yöneticinin, okulun bulunduğu çevrenin kalkınmasına yardımcı olacak faaliyetler düzenlemesi, çevresindeki kurum ve kuruluşlarla iş ilişkileri kurması ve okula hizmet olanakları sağlaması, diğer eğitim kurumları ile iş birliği yapması gerekir.

         Romanda yönetim ve yöneticiler hakkında doğrudan bilgi verilmemektedir.

    Maarif Müdürü

       “Yazıhanesinin birazevvel kilitlediğiçekmecelerini bir kere daha muayene eden, tok bir sesle katibine emirler verenhükelatavırlı, dev vücutlu maarif müdürü, onun (Hafız Eyüp) oyuncağından, kuklasından başka birşey değildi.” (s.55) 

        “Maarif müdürü, Mutasarrıf Müfit cinsinden biradamdı. Herkeslehoş geçinir, maiyetindeki memurlar şımartacak derecede – nazik muamele ederdi.”  (s.122)  

        “…Halk zaten maarif mekteplerine şüpheli bir gözle bakıyor. Mahalle mektepleri, vakıf mektepleri günden güne eksileceğine artıyor. Dün evliyadaneftalden bir kısmı gelerek çocuklarını almışlar… Efkar-ı umumiyeti tatmin ve temin etmezsek daha birçok kimseler de onlar gibi yapacak… Düşününüz bizim için ne felaket, ne mağlubiyet! Biz bilakis sizin gibi genç, çalışkan bir Darülmuallimin mezunundan talebemizin adedini iki misline çıkarmasını umut ederdik…” (s. 124)

        “Bu zat da Müfit Bey gibi ilk terbiyesini Babıali ‘den aldıktan sonra Meşrutiyet devrini idrak etmişklasik memurlardandı. Onlar ,toprağın zelzeleleri gibi en idrak edilmez sebeplerle ,en beklenilmeyen saatlerde korkunç sarsıntılar ve yıkıntılar yapan bir gizli ve karanlık kuvvetin vehmi içinde yaşamaya alışmışlardı. Onlara göre, memur, mümkünse hiç yerinden kıpırdanmamalı, pek kat’i bir lüzum olduğu taktirde fevkalade ihtiyat ile adım atmalıydı. Olabilir kiyanlışbir hareket, bilinmez bir muvazeneyibozsun, o zelzeleleri devam etsin.” (s.125) 

      İdadi Müdürü

     “Galatasaray’ dan yetişmiş bu yeni fikirli zat …” (s. 59) 

     “İdadi müdürü, Şahin Efendi’ yebunu göstererek dedi ki:  

     —Sarıkla fesin uzlaşamayacağını söyleyenlerbu manzara-i uhuvveti gördükten sonra acaba fikirlerini değiştirmezler mi? Ben ,Galatasaray’da tahsil görmüşterakkiperver bir adamım, ama hakikati söylerim. Sarıklarla feslilerin din ve devletin selamet ve itilası hususunda teşrik-i mesaisindendaima müfit neticelerbeklenebilirdi. Yazık ki bu iki kardeş zümre arasına nifak sokuldu.” (s. 56)

        “… Mahalle ve vakıf mekteplerinden gelen çocukları maalesef çok fena buluyorum .Onlar, biraz Kur’an-ı Kerim , tecvit ve ilm-i halden başka birşeybilmiyorlar. Bunlardaçok mühim, hatta birinci derecedeşeylerdir… Fakat onlara biraz da vatani duygular ve asri fikirler vermek lazım, değil mi ya ?...

     İdadimüdürü, Şahin Efendi’ye meşrutiyetin faydaları ve asri terbiyenin lüzumu hakkında uzunca bir konferans verdi.” (s. 59 )

       “… Fakat bu adam, bir Galatasaray mezunu idi, birkaç sene sonra hayata atılacak, memleket işlerini eline alacak ,münevver idadi gençliğinin reisiydi. Ondan çekinmek lüzumsuz birihtiyattı. İnkılap yapmak isteyen adam için ihtiyatın, hesabın fazlası da zararlı şeydi.

      Şahin Efendi bu düşünce ile ona açılmış, müdürün ne adam olduğunu anlamak istemişti.Fakat onun bu adeta korktuğunu görünce ısrar etmedi.” (s.61)

        Romanda yönetici ile ilgili ifadelere ve yöneticinin görevlerine bakarsak;

       Okul için gerekli insan ve maddi kaynakların sağlanmasından, personelin geliştirilmesi için faaliyetlerden bahsedilmemiştir.

       Maarif müdürü ve idadi müdürden bahsedilmiştir. 

       Maarif müdürü, herkesle hoş geçinen nazik bir adamdır. Ne yapacağını, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilen yenilikçi biri olmasına rağmen, yenilik yapamaz çünkü çevredeki softaların etkisinde kalmıştır ve yenilik yapmaya korkuyordur.

        Ona göre memur hiç yerinden kıpırdamamalıdır.

        Yönetici okuldaki öğrencilerin ya da personelin daha verimli olması için aktif olmalıyken onun bu özelliği okula hizmeti kısıtlamaktadır.

        İdadi müdürü, Şahin Efendi’ye takip etmesi gereken yol hakkında bilgi verir. (“…Mahalle ve vakıf mekteplerinden gelen çocukları maalesef çok fena buluyorum . Onlar, biraz Kur’an-ı Kerim, tecvit ve ilm-i halden başka birşey bilmiyorlar. Bunlar da çok mühim, hatta birinci derecedeşeylerdir… Fakat onlara biraz da vatani duygular ve asri fikirler vermek lazım, değil mi ya ?...

     İdadi müdürü,Şahin Efendi’ye meşrutiyetin faydaları ve asri terbiyenin lüzumu hakkında uzunca bir konferans verdi.”

    (s. 59 )) Esasen inkılap yapmak isteyen biridir. Ama korkaktır. Yönetim softaların elinde olduğu için görüşlerini açıkça yansıtmaktan çekinir. Kararlarını, softalardan bağımsız verememesi, okulun gelişmesi ve yenileşmesine katkıda bulunamadığını gösterir.

    3) Öğretmenler

    Öğretmen, formal eğitim veren kurumlarda öğretimi sağlayan kişidir. Öğretmen belli bir program çerçevesinde planlı eğitim etkinlikleri düzenleyerek, programlar doğrultusunda öğrencilerde istendik davranış değişikliği meydana getirir.

       Öğretmenlik mesleğini Yerine getirmesi sırasında öğretmenin temel niteliği önem taşır. Bunlar kişisel ve mesleki özelliklerdir. Kişisel nitelikler; hoşgörülü ve sabırlı olma, açık fikirli esnek ve uyarlayıcı olma, sevecen, anlayışlı ve espirili olma, yüksek başarı beklentisi, cesaretlendirici ve destekleyici olma. Etkili bir öğretmen de bulunması gereken mesleki nitelikler ise; genel kültür bilgisi, konu alanı bilgisi ile öğretmenlik meslek bilgisi ve becerileridir.

      Öğretmenin görevleri; öğretmenin ders ile ilgili görevleri, öğretim işleri ile ilgili görevleri, öğretim sürecindeki görevleri, sınıf yönetimi ile ilgili görevleri, eğitim işleri ile ilgili görevleri, yönetim işleri ile ilgili görevleri olarak gruplandırılabilir.

       Öğretmen görev yaptığı yerleşim biriminin özelliklerini, aile yaşam tarzını, değerlerini ve normlarını bilmelidir.

      Romanda öğretmenler ve görevleri hakkında doğrudan Bilgi verilmemektedir. Öğretmenlerle ilgili verilen bildiler şöyledir:

      Şahin Efendi

       “ Artık boşvehimler ve hurafelerden de kurtulmuştu. Başının içinde bu açık Eylül sabahının manzaraları gibi aydınlık, hududu hendesesi belli ve nizamlı şeyler vardı. Artık ne düşündüğünü, ne istediğini, bu dünya da vazifesinin ne olduğunu biliyordu.’’ (s. 16)

     “ Şahin son senelerdeki gevşekliğe rağmen Somuncuoğlu Medresesi’nin en iyi talebesiydi. İcazet almasına bir sene vardı. Somuncuoğlu’ndan ayrılarak darülmuallimine  girmeye karar verdiğini söylediği zaman müderrislerin çok canı sıkılmıştı. Bu yüzlerini hakkıyla ağartacak talebeyi elden kaçırmak istemiyorlardı.’’ (s. 44)

       “ Onun için kimseyle arasında fikir ve his ayrılıkları; münakaşalar, dargınlıklar olmasına izzeti nefis ve benlik kaygıları çıkmasına imkan yoktu. Fena muamelelere aldırış etmez, münasebetsiz şakalara güler yüzle mukabele ederdi. Konuşmayı şakalaşmayı çok severdi. Bununla beraber kimse kimse ile fazla samimi değildi.” (s. 47)

       “ … Bütün bu inkılaplara rağmen Şahin Efendi de değişmeyen bir şey vardı: ilme, âlime ve kitaba hudutsuz emniyeti ve hürmeti…’’ (s.51)

        “Merak buyurmayınız. Çocuklara yalnız müspet ve faydalı şeyler öğreteceğim dedi. Din ilimlerini mümkün olduğu kadar sathi ve zararsız bir şekilde geçeceğim, hurafelerle, israiliyat ile mümkün mertebe mücadele edeceğim…, bendeniz bi derece daha ileri gitmek, milletine sadık cumhuriyetperver Türkler yetiştirmek emelindeyim.” (s. 60)

       “Şahin Efendi gerçi çok ihtiyat ile hareket etmeye, icap ettikçe hakiki maksadını saklamaya karar vermişti.” (s. 61)

         “—İmam Efendi, ben Bedri’yi evlat biliyorum, sen de beni evlat bil. Ne söylersem ne yapacaksam çocuğun ve sizin iyiliğiniz için olacağına inanın. “ (s. 119)

        “Kasabada ki kuvvetlerde hemen hemen bir tevazün hâsıl olmuştu. Şahin Efendi, artık Sarıova’nın hatırı sayılan belli başşahsiyetlerindendi. Eyüp Hoca, onunla oyuncak gibi oynayamazdı.” (s. 207)

      Rasim

         “Rasim, çok zeki ve ateşli bir çocuktu. Balkan muharebesine gönüllü gitmiş, sağayağını topal eden bir yaradan sonra tekrar hocalığına dönmüştü.”  (s. 67)

       “Başmuallim, bu Rasim Efendi’nin uzun uzun ölçüp biçmiş, onu yalnız mektebinin en zeki ve ateşli muallimi değil, aynı zamanda kasabanın da en emniyet edilecek temiz bir genci olarak tanımıştı.” (s. 67)

        “Kendi halinde, sessiz sedasız bir adam olan muallim Rasim’e bir delilik gelmiş. Postane etrafında toplanan kalabalığa nutuk vermeye: “Bu saate bizim için yapılacak bir tek işvardır. Silahı olan silahıyla, olmayanımız sopayla, taşla düşmana karşı gitmek!” diye bağırmaya başlamış.” (s. 213)

    Şahin Efendi, pencerenin önünde kendi kendine çırpınıp duruyor, “Rasim ölüyor… Kazım ölüyor… Ah kardeşlerim, ah evlatlarım!” diye hıçkırıyordu.” (s. 219)

           Müderris Zühtü Efendi

       “— Müderris Zühtü Efendi Hazretleri, ulum-i şer’iyede yed-i tûlâ sahibi olduğu gibi ûlûm-i cedidiye de bizlerden ziyâde vâkıftır. Garplıların fûnun-i cedideyi tamamıyla Araplardan haz ve iktibas ettiklerini ispat eden mühim bir telifi vardır. Şayan-ı hayret bir zeka azizim…” (s. 58)

       “…Cabir Beyin hamaset ve sohbeti ile Zühtü Efendi’nin kudret-i ilmiye ve gayret-i diniyesi bir araya gelince ne gibi bir netice hâsıl olacağını tahmin edersiniz. “ (s. 58)

        “Korkulacak adam doğrusu, diyordu. Müderris Zühtü Efendi hakkındaki ilk fikrimi değiştirdim. Bu adam, Hafız Eyüp’ün bir kuklasından başka bir şey değil…”(s. 75)

        “ Zühtü Efendi, sık sık Muallimler Cemiyeti’ni ziyaret eder ve arasıra orada verilen konferanslarda hazır bulunurdu. Müderris efendi “ Memleketin ümid-i ve müstefid olduğunu “ söylerdi. Fakat hakikatte maksadı burasını kontrol altında bulundurmak, memleketteki üç beşgözü açık idadi, darulmuallimin ve iptidai mualliminin yeni bir cereyan uyandırmasına mani olmaktı.” (s. 99-100)

        Afif Efendi

        “Afif Efendi, mektebin iki sarıklı muallimlerinden biriydi. Elli beşyaşlarında, mutaassıp, aksi bir sofra idi. Otuz seneye yakım bir zamandan beri Emir Dede mektebinde çalışıyordu. Fikrinle başmuallimlik kendi hakkı idi. Fakat yeni usulleri bilmediği, darulmualliminden mezun olmadığı ve hepsinden ehemmiyetli olarak hükümette dayısı bulunmadığı için mevkii alamamıştı. Şahin Efendi’ye kendi hakkını yemişbir adam gözüyle bakar ve daima aleyhinde bulunurdu.

        Bir rivayete göre Şahin Efendi atlatıldığı taktirde başmuallimlik be sefer kat’i olarak ona vaat edilmişti.” (s. 155)

       “—Şahin Efendi, dedi, sen de bilirsin meslek ve meşreplerimiz pek birbirine uymadı. Ancak ben namuslu ve vicdanlı bir müslümanım. Can düşmanım da olsa bir insanın suçu, günahı yokken namusuna leke sürülmesine razı olamam. Ben her şeyi sana açık açık söyleyeceğim.  Gayri sen vicdanın ne emrederse onu yaparsın.” (s. 156)

        “ Şahin Efendi, Afif Hoca’nın fikirlerinden ziyade şahısların tesiri altında yaşayan insanlardan olduğunu biliyordu.” (s. 159)

        Romandaki öğretmenlerle ilgili ifadelere göre;

       Şahin Efendi, idealist, çalışkan, çevresiyle çabuk iletişime geçip, kimseyle münakaşa etmeyen ve dargınlık olmasına izin vermeyen bir insandır. İlme, âlime ve kitaba hudutsuz hürmeti vardır. Ayrıca sevecen, espirili ve açık fikirli olması da öğretmede bulunması gereken kişisel niteliklerdendir.Öğrencileri ile olan iletişimine genişçe yer verilmemekle birlikte öğrenciler üzerinde etki bırakacak faaliyetler yapıyordur. Bedri’yi idadi mektebinde tutmak için gösterdiği gayret gibi. Hitabeti sayesinde çevresinde oldukça sevilen bir zat olması da onun için eğitim faaliyetlerini kolaylaştırmıştır.

        Alanında bilgili olması ve tedrisat ilmine de vakıf olması mesleki özelliklerindendir. Hem medrese de eğitim alıp heö de darulmualliminde yetişmesi onun bilgisizi arttırmış ve yeni fikirleri öğrencilere aktarırken onların değerlerine ve normalarına da hakim olmasında katkıda bulunmuştur.

         Rasim’in öğretmenliği ve öğretmenlik özellikleri hakkında doğrudan bilgi verilmemiştir. Şahin Efendi omun, mektebin en zeki ve ateşli muallimi olduğunu söylemesi, alanında bileğimi olduğunu gösterir.

       Zühtü Efendi, Hafız Eyüp’ün bir kuklasıdır. Alık  bir gösterişi vardır ve yenilikçi fikirlere karşı karşı Kasabada ki sofralardan biridir. Mesleki özelliklerinden açıkça ifadelere yer yoktur ancak elimizdeki verilere göre öğretmenin kişilik özelliklerinde bulunması gereken özellikler onda yoktur.

       Afif Efendi, softalardan olup yenilikçi fikirlere olumlu bakmamasına rağmen Şahin Efendi’ye kurulan tuzağı ona haber vermiştir. Namuslu ve vicdanlı biridir. Afif Efendi hakkında da mesleki özelliklerden bahsedilmemektedir.

       4) Öğrenciler

       Öğrenci: kendi fiziksel ve toplumsal ihtiyaçlarını, toplumun ihtiyaç ve beklentileri ke uyumlu bir biçimde karşılayabilmek için gerekli olan bilgi, beceri, yetenek, tutum ve değerleri kazanmaya çalışan kişiye denir.

       Öğrenci, eğitim ihtiyacı olan ve bu ihtiyacını karşılamak üzere okula devam eden bireydir.

        Okul eğitiminde öğrencinin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Okul içinde düzenlenen tüm etkinlikler öğrenciye yöneliktir. Buna karşılık öğrencinin de okula karşı bazı sorumlulukları, rolünün gerektirdiği yapması gereken davranışlar vardır. Hem okuldaki öğretmen ve yöneticiler hem de öğrencinin ailesi, yakın çevresi hatta toplumdaki diğer kişiler,öğrencilerden derslere devam etme, derslere çalışma, öğretmen, yönetici ve arkadaşlarına saygılı olma, arkadaşları ile iyi geçinme gibi davranışları göstermelerini bekler.

        Okulun diğer bir özelliği de öğrenen durumundaki öğrencilerin çoğunlukla aynı yaş grubunda olmaları ve 25-50 kişilik gruplar halinde eğitim görmeleridir. Bu koşullar altında öğrenci bir yandan okulun normlarına uyarken diğer yandan üyesi olduğu arkadaş grubunun normlarına da uymak zorundadır. Okulda kaçınılmaz olarak akran gruplarının oluşması,  öğrencilerin öğretim faaliyetlerinin yansıra arkadaşları ile de etkileşim kurarak bir çok yeni davranış öğrenmelerini sağlamaktadır.

        Okulda öğretimin etkili olabilmesi için öğrencilerin bazı özelliklerinin bilinmesi önem taşır. Bunların başlıcaları, öğrencilerin fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişim düzeyleri ile önceki yaşantılarından elde ettikleri bilgi, beceri, tutum, duygu ve alışkanlıklardır. Öğrencilerin bu özellikleri, bir yandan öğrencinin eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesine yardımcı olurken, diğer yandan onların eğitim yoluyla hangi davranışları öğrenip, hangilerini öğrenemeyeceklerinin işaretçileridir.

        Öğrenmeye etki eden faktörlerin başında, genel sağlık durumu ve gelişim düzeyi gelir. Gelişim düzeyi, vücut organlarının kendilerinden beklenen görevleri yapabilecek duruma gelmesi demektir. Bundan sonra genel yetenek gelir. Birey belli bir öğrenme potansiyeli ile dünyaya gelir. Çevre ile etkileşimde bulundurularak, bu potansiyel geliştirilmeye çalışılır.

        Romanda, öğrenciler ve görevleri hakkında doğrudan bilgi verilmemekte ve verilen bildiler şu şekildedir:

        “ Emin Dede, kasabanın en kalabalık resmî iptidaisiydi. Üç yüze yakın talebesi, sekiz hocası vardı.” (s. 70)

       Namık

      “Komiser Kazım Efendi, Şahin Efendi’nin talebelerinden birinin babasıydı. Namık ismindeki bu çocuk, ateşgibi bir şeydi. Uyanık bir zekası vardı. Her şeyi anlatmak ister, içindeki yaşamak zevki taze bir kaynak gibi sebepsiz sevinçler, kahkahalar, yaramazlıklarla durmadan akıp taşardı.” (s. 91)

         Bedri

      “Emir Dede mektebinde küçük hafızın “Bedri” isminde bir kardeşi vardı. On iki, on üç yaşlarında yaramaz, fakat çok zeki bir çocuktu. Bedri, Şahin Efendi’nin en sevdiği talebelerindendi. Kardeşinin ölümünden sonra başmuallim, bu çocuğu bir kat daha sevmeye başlamıştı.

      Bedri, arasıra mektepten kaçar, başka mekteplere devam eden birkaç yaramaz mahalle arkadaşıyla kırlarda gezmeye giderdi.” (s. 115)

        “Bir aralık Bedri, ortadan kaybolmuştu. Şahin Efendi, o günlerde yine yeni bina gailesiyle meşgul bulunduğu için çocuğu arayıp soramadı.

        Başmuallim, bir sabah odasında ders cetvelini değiştirmekle uğraşıyordu. Kapı açıldı. Küçük Bedri, babasıyla beraber içeri girdi. Çocuğun başında yeni bir sarık vardı.

       İhtiyar imam:

      —Bedri artık mektepten ayrılıyor. Rahim Efend, hıfza çalıştıracak, hocalarının ellerini öptürmeye getirdim, dedi.” (s. 116)

      “ … Emir Dede’yi bitirsin. Güçlü, kuvvetli bir çocuk olsun. Şimdi iki üç sene de türlü sıkıntı ile yapacağı şeyi, o vakit, Allah’ın izniyle bir sene de başarır.

      Şahin Efendi munis, kandırıcı lisanıyla ona yarım saatten fazla söz söyledi. Maksadı Bedri’nin şimdilik mektepten alınmasına mani olmak, zaman kazanmaktı.

      Şahin Efendi, ihtiyar adamın ikinci bir defa kararını değiştirmesinden korktuğu için hemen Bedri’nin sarığını çıkardı, onu büyük bir hürmetle katlayarak bir kutuya koydu, yazıhanesine kilitledi:

      —İnşaallah iki sene sonra onu yine Bedri’nin başına kendi ellerimle sararım, dedi, sonra çocuğu elinden tutarak sınıfa götürdü.” (s. 120)

       “Bedri, artık mektebe gelmiyordu.

       Mahalleli ve eşraf; ihtiyar imama şidetle çullanmışlar, onu, Bedri’yi Emir Dede’den almaya mecbur etmişlerdi.

       Bununla beraber çocuk, şimdilik Hafız Rahim’in derslerine de başlamıyordu. Şahin Efendi’den kuvvet alan Nazmiye Hanım:-Bedri’nin anası- “Ölürüm de çocuğumu vermem!” Diye ayak diretiyor, kıyametleri koparıyordu.” (s. 133)

      Romanda öğrencilerin sınıf içindeki durumlarından bahsedilmemekle birlikte, Namık’ında Bedri’nin de çok zeki çocuk oldukları ifade edilmiştir. Bu özelliğin bilinmesi (zihinsel düzeyi) okulda eğitimin etkili olması açısından önemlidir.

        İmam olan Bedri’nin babası, Bedri’yi mektepten alıp hıfz için hocaya göndermeyi düşünüyor ama Şahin Efendi onun güçsüz ve kuvvetinin olmadığı gerekçesiyle hafızlığı şu anda yapamayacağını savunmuştur. Bu durumda Öğrenmeye etki eden faktörlerden olan genel sağlık durumunun yetersiz olduğu görülmektedir.

       5) Eğitim Programı

      Eğitim programı, bireyde istenilen yinde davranış değişikliği meydana getirmek amacıyla yapılan tüm faaliyetleri gösteren planlardır. Kapsamalı bir eğitim programında öğretim, ders dışı kol faaliyetler, özel günlerin kutlanması, geziler, kısa kurslar, rehberlik vb. hizmetler de yer alır. Bu kapsamlılıkta hazırlanan eğitim programları okul içindeki faaliyetlerin düzenlenmesinde öğretmen ve yöneticilere rehberlik eder.

      Okul eğitiminin planlı ve kontrollü bir süreç olmasını sağlayan eğitim programlarıdır. Bu programlarda genellikle hedef (amaç), kapsam, eğitim durumları ve sınama durumları olmak üzere dört ögeye yer verilir. 

       Hedef, yetiştirdiğimiz İnan da bulunmasını uygun gördüğümüz eğitim yoluyla kazandırılabilir nitelikteki özelliklerdir.

       Hedeflerin öncelikle toplumun kültürüne ve yapısına uygun olması gerekir. Hedeflerde toplumun ihtiyacı olan insangücünde bulunması istenen temel özelliklere yer verilmelidir. Hedeflerin seçiminde toplumun yanısıra öğrencilerin eğitim ihtiyaçları da göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca hedefler konu alanının tüm önemli bilgilerini de kapsamalıdır.

       Her dersin hedefleri farklıdır. Bu hedeflere ulaşıldığında okulun amaçları gerçekleştirilmiş olur. Tüm öğretim faaliyetleri öğrencilerin hedeflerde belirtilen özellikleri kazanmaları amacıyla düzenlenir.

       Öğrencilerin hedeflerde belirlenen özellikleri kazanmaları için gerekli olan bilgiler eğitim programının kapsamını oluşturur. Kapsam konu alanındaki önemli kavram, ilke, kural ve olguları içermelidir.

        Eğitim durumları ise hedeflere ulaşmak için öğrencilere nasıl bir yaşantı sağlanacağını gösterir. Bilgilerin sunulmasında kullanılacak yöntem ve teknikler, öğretim araç ve gereçleri, bilgilerin sunuluş biçimi ve sırası eğitim durumlarını oluşturur.

        Hedeflere ulaşıp ulaşılmadığı, ulaşıldıysa ne derece ulaşıldığı ise sınama durumları ile belirlenir. Sınama durumu, hedefler doğrultusunda hazırlanan yazılı, sözlü yoklama ya da testlerden oluşur.

        Eğitim programları dinamik olgulardır. Çağdaş bir eğitim için programların toplumsal gelişme ve değişmeye paralel olarak yenilenmesi gerekir.

       Romanda eğitim programıyla ilgili geniş bir bilgi yer almamakla birlikte şöyledir:

       “—Merak buyurmayınız. Çocuklara yalnız müspet ve faydalı şeyler öğreteceğim, dedi. Din ilimlerini mümkün olduğu kadar sathi ve zararsız bir şekilde geçeceğim. Hurafelerle, israiliyat ile mümkün mertebe mücadele edeceğim. Mesainizde size naçiz bir muavin olacağım. Zât-ı âliniz, şüphesiz zemin ve zamanı müsait bulmadığımız için şimdilik din ve devlete sadık meşrutiyetperver Osmanlılar yetiştirmek gayesiyle iktifa buyuruyorsunuz. Bendeniz bir derece daha iler gitmek, milletine sadık cumhuriyetperver Türkler yetiştirmek emelindeyim.” (s. 60)

        “… Benim politikam sade mektebimi korumak ve kendim gibi düşünüp çalışacak hür fikirli arkadaşlar ve muavinler tedarik etmekten ibaret kalacak.” (s. 65)

        Romanda ders dışı kol faaliyetlerinden, özel günlerin kutlanmasından ya da gezilerden bahsedilmemektedir.

         Şahin Efendi’nin hedefleri; müspet ve faydalı şeyler öğretmek, dini ilimleri mümkün olduğu kadar yüzeysel ve zararsız geçmek, israiliyat ve hurafe ile mücadele etmek, milletine sadık cumhuriyetperver Türkler yetiştirmek olarak sıralanabilir.

        Çağdaş bir eğitim için, programların toplumsal gelişme ve değişmeye paralel olarak yenilenmesi gerekir. Bu yüzden çalışmalar yapan Şahin Efendi, kendi gibi hür fikirli arkadaşlar ve muavinler tedarik edip amacına yardımcı unsurlar bulmak için çabalamıştır  ve kasabadaki eğitim programının geliştirilmesine büyük katkı sağlamıştır.

         6) Çevre

         Okul toplumdaki bireylerin eğitilmesi İşlevini üstlendiği için Bir çok toplumsal kurum ve gruplar okullarda gerçekleştirilen faaliyetler ile ilgilenir ve bu faaliyetleri denetler. Okulla yakından ilişki içinde bulunan bu grup ve kurumlar okulun çevresini oluştururlar. Bunların okul üzerinde doğrudan ya da dolaylı olarak bir baskı ve denetleme gücü  vardır.

        Okulun yakın çevresini oluşturan kişi, grup  ve kurumlar; veliler,  okul aile birliği, işverenler ve basındır.

        Okul çevresinde bir çok grubun oluşu doğaldır. Bu grupların beklentileri ile okulda yer alan faaliyetler ve okulun amaçları arasında bir denge olduğu sürece bir sorun yoktur. Hatta bu gruplar okul için gerekli olan maddi ve manevi kaynakların sağlanmasında okula yardımcı olarak, eğitimin niteliğini olumlu yönde etkileyebilirler. Bu nedenle okul ile çevre arasında bir iletişim kurulması, çatışma yaratacak durumlarda çevrenin aydınlatılması önem taşır.

       Romanda çevreyle ilgili ifadeler:

      Deli Necip

      “ Kasabada Necip isimli bir belediye mühendisi  vardı. Atak ve taşkın bir adam olduğu için “deli” diye matuftu.

      Şahin Efendi, onun bu “deli” şöhretini kısmen de yüksek ve açık fikirlerine, dürüst zevkine borçlu olduğunu çabucak anlamıştı.” (s. 76)

       “Deli Necip, çantasını açıp ortaya bir resim atarak:

       —Müjdemi isterim, dedi, herkesi memnun edecek, derhal kabul edilecek bir plan…” (s. 77)

       “Vak’adan bir hafta sonra bir gün, Belediye Mühendisi Deli Necip, yolların tesviyesine bizzat nezaret etmeye gelmişti. Hazerfen ve içi titiz bir adamdı. Elinden dülgercilik, duvarcılık, sıvacılık, nakkaşlık,… Her şey gelirdi. Amelenin istediği gibi çalışmadığını görürse derhal damlara, iskelelere tırmanır, ellerinden aletlerini alarak ateşgibi çalışmaya, onlara bilmediklerini öğretmeye başlardı.” (s. 89)

           Komiser Kazım

        “Komiser Kazım Efendi, Şahin Efendi’nin talebelerinden birinin babasıydı.” (s.91)

         “Az bir zaman içinde bu Kâzım Efendi’nin temiz ve zeki bir adam olduğunu anlamıştı. Kusuru yalnız ulema denilen adamlara fazla inanmasından onların her söylediklerini hakikat diye kabul etmişolmasından ibaretti. Fakat, bunun zeka ve ahlâkın da esaslı tahribat yapmamıştı. Nitekim makbul ve dürüst bir insan ağzından işittiği birkaç doğru söz, başındaki hafif duman tabakasını çabucak dağıtıvermişti.” (s.93)

       “…İşte hayatında softalarla pek az  alışverişi olmuşhalk ve toprak adamı olan Kâzım Efendi…” (s. 94)

        Kani Bey

       “Belediye Doktoru Kâni Bey, elli beş yaşlarında, kır sakallı, kırmızı yüzlü, şen, tatlı bir adamdı. Edirneliydi. Fakat yirmi beş sene evvel geldiği Sarıova’yı öyle sevip benimsemişti ki, bir daha memleketinin adını ağzına almamıştı. Sarıova’da onu sevmeyen yoktu. Çocukla çocuk, büyükle büyüktü. İki eli kanda olsa bir vakit namazını kaçırmazdı.” (s. 133-134)

       “Adam olmadıktan sonra doktor olmuş kaç para eder? Müşteriler kızıyor kârıma kesat ârız olacak diye Emir Dede’deki çocuğunu alan esnafı biliyorsun ya. Bu Kâni Bey de o neviden bir hekim esnafıdır Doğan Bey… Bu adam riyanın.. timsali değil, ta kendisidir… Billahi bu herif, o Eyüp Hoca’lardan, Zühtü Edendi’lerden falan daha şenidir. Onlar hiç olmazsa kendi meslaklerine, umdelerine sadakat gösteriyorlar… Bu fen adamı ise mesleğini onların entrikalarına alet ediyor. Azizim, bu adamın namaz kılması sahtekârlığındandır. Çünkü hocaları memnun etmezse başına geleceği bilir.” (s.137)

         Hafız Eyüp

       “Şahin Efendi, Sarıova’ya geldikten birkaç ay sonra yeni bir şey keşfetmişti. İlk geldiği gün maarif müdürünün odasında tanıdığı, kuru, kılıksız softayı bazen mutasarrıfın arabasında, bazen fırka kâtib-i mesulünün yanında, bazen belediye dairesinde görüyordu. Sonra bütün medreselere, tekkelere, eşraf evlerine girip çıkıyordu. Onu her yerde aynı ehemmiyetle karşıkıyorlardı.

       Şahin Efendi, Hafız Eyüp denilen bu unvansız ve kılıksız softanın nüfuzlu bir adam olduğunu maarif müdürünün odasındaki oturuşve lâkırdı söyleyiştarzından sezinlemiş, fakat bu derecesini tasavvur edememişti. Onun için el altından tahkikat yaptı. Öğrendiği ve gördüğü şeyleri birbiriyle karşılaştırdı ve şu neticeye vardı ki bu adam, kasabanın gizli ruhudur; eski ve yeni hocalar arasındaki danışıklı dövüşü o idare eder; eskilerdeki gizli hoşnutsuzluğun -hiçbir vakit şiddetli birharekete meydan verecek bir dereceye çıkmamakla beraber- zaman zaman müphem, korkutucu bir uğultu haline gelmesi, coşkun kâtib-i mesule anlaşılma bir kâbus ağırlığı çökmesi, hükümet ve belediyenin -boşta dönen vapur çarkı gibi- durmadan çalışıp çabaladığı halde bir türlü işgörmemesi hep onun eliyledir.” (s.72)

       Avukat İhsan

      “Sarıova’ya yeni gelmişİhsan isminde bir genç avukat tanıyorum. Henüz tecrübesi yok. Fakat zeki, müstait ve namuslu bir çocuk.” (s. 191)

       “İhsan yirmi sekiz yaşlarında iri yarı bir gençti Şahin Efendi, bu adamın kendi üzerinde bıraktığı tesiri arkadaşlarına şöyle anlattı:

       —Havai sohbetler arasında süt irisi bir mektep çocuğu gibi hafif saf, mülahazasız ve kaygısız… Fakat işüzerine konuşurken kırkını geçmişbir adam gibi olgun, pişkin, derûnişgörünüyor. Hâsılı daima hakiki yaşından ya çok fazla ya çok eksik gösteren bir adam… Herhalde bizim için fedakârca çarpışacağı muhakkak.” (s. 192-193)

             Romanda çevreyle ilgili bilgilere bakılarak:

           Şahin Efendi’nin maksadına ulaşması için çevresiyle sürekli iletişim halindedir. Etrafında yeni insanlar toplanır. Şahin Efendi’nin çevresinin geniş olması eğitimi çağdaşlaştırması açısından önemli bir etmendir.

        Deli Necip’in ona yeni mektebin inşası için hazırladığı plan ya da ona bu yolda destek çıkması Şahin için önemlidir ve gücünü arttırır.

        Komiser Kazım Efendi de gayet yüksek fikirlidir ve Şahin’in fikirlerini anlayıp onu desteklemesi yine bu yolda onun yardımcısı olduğunu gösterir.

       Kâni Bey kasabasının en ünlü doktorudur. Ama ne yaparsa softalarla iyi geçinmek için yapıyordur. Bu çevrenin okulun amaçları arasındaki dengenin bozuk olduğumu gösterir.

       Hafız Eyüp kasabanın gizli ruhudur. Resmî hiçbir görevi yoktur ama eski ve yeni hocaların ipi onun elindedir.

       Avukat İhsan, Nihat Efendi’nin davasında başarılı olmuştur ve Şahin Efendi’nin görüşlerine saygı duyması çevrenin eğitime katkılarındandır.

       Romanda okul aile birliği, basın, işverenler ve diğer okullar gibi çevre ile ilgili unsurlardan açıkça söz edilmemiştir.

       Sonuç

       Roman medresede yetişen ama sonra darülmuallimini bitirip bir kasabaya başmuallim olarak giden Şahin Efendi’nin idealist düşüncesi ve eğitimi çağdaş düzeye getirip öğrencilerin hurafelerden ve israiliyat bilgilerinden uzaklaştırılması çabasında çıkarcı softalarla olan mektep- medrese çatışmasını anlatmaktadır.

       Romanda yeni kurulmakta olan devletin toplumsal sorunları üzerinde durulmuştur.

       O dönem de kasabada bilgisizlik ve taassup altında kalınmıştır. 31 Mart Olayı’ndan sonra softalar dini kendi çıkarlarına alet etmektedirler.

       Şahin Efendi, okulda ve çevresin de fikirlerini gerçekleştirmesine yardımcı olacak kişiler toplar. Ancak softalar ve onların baskının da kalan bireyler bu duruma karşı çıkarlar.

       Kimi zaman velilerin de softaların ve çevrenim etkisinde kalarak bu yenileşmeye karşı oldukları görülmektedir.

       Şahin Efendi’nin mücadelesinde ona yardımcı olan geniş çevresiyle beraber, softalardan olan bazı kişilerle yaşadığı problemlere karşı gayesinin peşinden gitmeyi bırakmadığına dikkat çekilmektedir.

     

    KAYNAKÇA

     Erden, Münire (2014) Eğitim Bilimlerine Giriş. Ankara: Arkadaş Yayınevi

     Fidan, Nurettin ve Münire Erden (1998)  Eğitime Giriş. İstanbul: Alkım Yayınevi

     Güntekin, Reşat Nuri (2017) Yeşil Gece. İstanbul: İnkılap Yayınevi

     www.derszamani.net

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
     
     

    Kutluyorum ve başarılar diliyorum. Blog yazarlığına hoş geldiniz.

    Şemseddin Koçak 
     06.12.2017 16:21
    Cevap :
    Teşekkür ederim hocam.  10.12.2017 22:36
     
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 1
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 2979
    Kayıt tarihi
    : 09.11.17
     
     

    Öğrenci- Öğretmen ..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster