Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Kasım '10

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
2244
 

Ruhsal öğretilerin söylem analizi; cidden beni koşulsuz mu seviyorsunuz?

Ruhsal öğretilerin söylem analizi; cidden beni koşulsuz mu seviyorsunuz?
 

Eğer bir öğreti “doğru, iyi, kusursuz insanın” nasıl olacağını, olması gerektiğini tanımlıyorsa, o öğreti “ideal” bir insanı da tanımlıyor demektir. İdealizasyon, otomatikman diğer bir mekanizmayı, “devalüasyon” ü devreye sokar: yani bir başka şeyin “değerini düşürmeyi”... Öte yandan, olması gerekeni tanımlamak, “olmaması gereken” insanın tanımını da verir. Bu olmaması gereken insan tanımı, olması gereken insanı tanımlayan öğretilerin içinden yavaş yavaş insanın bilinçdışına işlenir. Böylece onların olması istediği gibi hissetmediğinizde, kendinizi yargılar, suçluluk duyar, en azından kendinizi sevmemeye başlarsınız.

Misal, “herkesi koşulsuz sevmek zorunda olduğumuz” gibi bir önerme ile yola çıkan öğretiye bağlanan biri, herkesi eşit sevemediğini bir anlığına fark ettiğinde (eğer içebakışı azıcık varsa fark eder, yoksa melek illüzyonuna devam eder) sevgi veremediği için kendinde eksik-yanlış bir şey olduğunu düşünür.

Ama bir dakika… bu öğretilerin bizi rahatsız etmek yerine huzur vermesi gerekmiyor muydu?

İsterseniz şimdi ruhsal öğretilerde verilen mesajları söylem analizine tabi tutmaya devam edelim:

1. HERKESİN MADDİ DURUMU BU DÜNYADAKİ TEKAMÜL(RUHSAL OLGUNLUK) DÜZEYİ KADARDIR. Meali şudur: Fakirsen, bu durum “ruhsal kast sisteminin” bir sonucudur. Yani, paran azsa tekâmülde düşük düzeydesin. Ama bu mantık, gerçek sınıfsal kast sistemini görmemizi engeller. Ne de olsa benim mal varlığım, tamamen ruhsal özelliklerimin sonucudur ve değiştirmem gereken kendimimdir. Kapitalizm “kötü sistem yoktur, çürük elmalar vardır” der, bu öğretiler de aynı yalanı körükler: “evrenin kurduğu sistem kötü değil, çürük elma sensin, sen tekamülde yüksel, bak mali durumun da nasıl düzelecek”.

2. KURBAN DAİMA SUÇLUDUR. İnsanın varoluşunu sadece kendi ellerine teslim eden bakış açısı, kurban olduğunuzda kimsenin size destek olmamasına ve sizin de haksızlık gördüğünüz yerde destek vermememize sebeptir. Ne de olsa bu yaşamı o seçmiştir veya kurban olma halinin kendisini aslında (bilinçdışı) aramaktadır. Bilinçdışı acı çekmek ister, acıyı aranır, yani yapılacak bir şey yoktur. Hatta acı çekene gizli bir öfkeyi yaratır bu öğretiler. Neden? İsterse değiştirebilirdi ama istemedi der bize.

3. AİLEMİZİ BİZ SEÇERİZ.
Neye göre? Örneğin pedagojik bakımdan iyi sayılacak bir aileye sahip değilsek, bu durum, ruhumuzun özü onlara uygun olduğu içindir. Misal, ailesinde şiddete, tacize, istismara maruz kalmış bir insanı, öğretiler neredeyse bu durumdan kendisini suçlu tutar. Enkarnasyon da aynı önermeye hizmet eder: “önceki hayatlarında kötü karmayı çektin, şimdi de başına bu hayatta bunlar geldi”. Meali, "eden bulur" dur.

4. İYİ VE KÖTÜ (ahlak) DİYE BİR ŞEY YOKTUR. Bu önerme de, kendi vicdanımızla baş başa kalmaksızın kendimize ve diğerlerine yönelik her türlü zarar verici edimi gerçekleştirmemize yardımcı olur. İşine geldiğinde olması gerekeni tanımlayan, işine geldiğinde ise iyi-kötü yoktur diyen öğretilerin sonucu, “bencil, etik anlayışı olmayan ve her türlü olumsuz davranışı her an bekleyeceğiniz” bir insan tipinin doğmasına yardımcı olur.
5. ÇEVREMDE NEDEN HASTA İNSANLAR VAR? İNSANLAR ARASINDAKİ AYRIMCILIK: Bir diğer problem, öğretilerin “engel ve hastalıklar” üzerine yaptığı “gizli ayrımcılık”tır. Misal, kapınızın önüne hep hasta hayvanlar yatarsa bu sizin “iyi bir şifacı olduğunuzu” veya “çok merhametli olduğunuzu” falan gösterir. Fiziksel hastalığı- engeli olan insanlarla da çok sık karşılaşır veya yaşam boyu uğraşmak zorunda kalırsanız da durum kısmen böyledir.

Ama “ruhsal hastalığı olan insanlarla” karşılaşırsanız, durum öyle olmaz. Aslında çevresine zarar veren kişilerin büyük çoğunluğu ruhsal hastadırlar.

Ama bakın bu öğretilerin mantığı nasıl işliyor? Böyle insanlarla karşılaştığınızda, bunun sebebi iyi bir şifacı olmanız ya da onlara yardım etmeniz gerektiği falan olmaz da, “tekâmüldeki düzeyinizin o olması” olur. Meali: “Sen nasılsan öyle insanları çekersin canım kardeşim, yani sen aslında onlarsın” mantığıdır. Veya, bilinçdışı olarak kendinizi cezalandırmanızdır ya da daha kaba bir söylemle “aslında bunu hak etmenizdir”.

Görülmektedir ki ruhsal ve fiziksel hastalıklar arasında, bu öğretilerde gizli bir sınıf ayrımı vardır. Misal ben ağır bir fiziksel hastalığa sahipsem “bu bir sınavdır” ama ruhsal hastalığa sahipsem, bu benim “kıskançlığımdan, fesatlığımdan ya da en basiti kendimi kontrol edemememdendir”. Hastalıklar arasındaki ayrımcılığı görebiliyor musunuz?

SONUÇ OLARAK: BU ÖĞRETİLER NASIL BİR İNSAN PORTRESİ ÇİZİYORLAR?

İnsanlara açıkça ne söylediğimiz kadar, verdiğimiz gizli mesajlar da önemlidir. Bu öğretiler alt metinlerinde insanlara ne diyorlar işte bu önem taşıyor. Yani varolan kurulu sistemi hiç eleştirmeden, sadece ve sadece bireyi temel alan ve insanı, insanlıkla beraber yaşayan tek bir organizma gibi değil de tek başına sorumluluğa mahkûm eden bir zihniyet, ONU İYİLEŞTİRMEK YERİNE HASTA ETMEYE BAŞLAR.

İyi bir aileye sahip olmayan, hayat deneyimleri iyi olmamış (travmatik olmuş), varlıklı olmayan, özellikle de ruhsal olarak hasta biriyseniz “tekâmülde düşük bir varlıksınız”. Tabi bunu açıkça hiçbiri demiyor ama verilmek istenen mesaj budur. Hani nereye gitti koşulsuz sevgi???

BENİM ÖNERİM: KOŞULSUZ SEVGİ YERİNE KOŞULSUZ ADALET


Koşulsuz sevgi, TARAFSIZLIK TUZAĞIDIR. Sizin yaşamda karşılaştığınız olaylarda bir duruş sergilemenizi engeller. Koşulsuz sevgi yerine “koşulsuz adalet” kavramı benimsense idi, kanımca insanlık adına işe daha çok yarardı.

Çünkü adalet, kimi daha çok sevip kimi daha çok sevemediğimize göre değişmez . Sevdiğiniz birinin hatalarına göz yummanızı, sevmediğinizi ise karalamayı engeller.

Ama kesinlikle egemen sınıf kaynaklı ve onların çıkarlarına hizmet eden ruhsal öğretiler, bu prensibi uygulamayı elbette istemezler. Misal, “beni fazla çalıştıran, kötü davranan, taciz eden veya sömüren patronumu sevmeliyim” (koşulsuz olarak onu da seviyorum)

(Neden?) Çünkü benim parçamın bir yansıması.... Meali: Çünkü içimde onun gibi bir sömürücü var.

Ne güzel bir mantık:)

Ama “koşulsuz adalet istiyorum” denemez. Adalet, hep başka bir baharadır. Adalet, haksızlık yapanın vicdanına, evrene, olmadı öte dünyadaki hayata bırakılır. Çünkü adalet istenci, herkesin harcı değildir. Çünkü adalet istenci, edilgen olmak yerine etken olmayı gerektirir. Çünkü sinmek yerine, istenci, hareket etmeyi ve eylemi gerektirir.

Temel bir adalet ve vicdan anlayışı, kimseyi, birini sevmeye ya da birinden uzaklaşmaya zorlamaz. Böylece insanların ruhsal gelgitlerini engeller. Suçluluk duygusunu, kendini yargılamayı azaltır ve ruhsal olarak rahatsız etmez. Dahası hiç sevmediğim birine karşı da adaleti uygulayabilir olmam, sadece bana değil tüm insanlığa hizmet eder.

BU BAKIMDAN ADALET SEVGİSİ, ASLINDA GERÇEK İNSANLIK SEVGİSİDİR.

Ruhsal öğretilerin gösterdiği illüzyonlar yerine, gerçeği bulmamız dileğimle…


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ve kendim için notlar aldım; teşekkürler.

Şahin Yamaner 
 28.11.2010 14:57
 

Ben nedensiz sevginin haksızlıkların, adaletsizliklerin de temel kaynağı olduğunu düşünüyorum. Sevgi mutlaka hak edilmelidir. Hak edeni sevdiğimizde de zaten dolaylı olaraak adaletin tesis edilmesine vesile olmuş oluruz. Konuyu açmaya kalksam uzun bir blog yazmam gerekir ama sizin ne demek istediğimiz anladığınızı düşünüyorum. Güzel bir blog ve konu. Elinize sağlık, sevgiler ve selamlar

Matilla 
 28.11.2010 4:12
Cevap :
Katılıyorum. "Lütfen beni çok sevmeyin" diyorum insanlara içimden. Çok sevgi beklentidir, çok sevgi, bende kendince sevdikleri yanları göremediklerinde, nefrete dönüşür. Sadece asgari düzeyde saygı ve nesnel bir bakış açısı diliyorum insanlardan. Buna ılımlı bir sevgi de eşlik ederse, dünyada başka şey istemem:)  28.11.2010 18:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 194
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 12872
Kayıt tarihi
: 29.06.07
 
 

Blogumun amacı; sağlıklı ruhsal yaşam ve psikoloji; özel ilgi alanım olan ruhsal (spiritüel) geli..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster