Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
474
 

Saç perisi

Saç perisi
 

Açık olan camdan  bir esinti yayıldı  odaya üşüdüğünü hissetti.  Oğlunun masum yüzüne baktı yanakları al al olmuştu. Annesinden gördüğü gibi yaptı ve masum meleğin  alnını onu uyandırmaktan korkarak usulca öptü. Hissedilir  bir sıcaklığı önce dudaklarında sonra yüreğinde hissetti.  Sanki ezdi,  o sıcaklık  onun da canını yaktı. Eli, oğlunun alnında, yaşlı  gözleri yüzünde,  kalbi kalbinin üstünde gibiydi sanki. Annelik fedakarlık demek ve oğluna duyduğu sevgi bir fedakarlıkla ölçülmeli diye düşündü. Ölçülmeli…Oğlunu mutlu etmek için bir şeyler yapmalıydı.

O yavrusunun annesi. Oğlunun nazarında bir melek. O  bir melekse, bir şeyler yapmalıydı yavrusu için.  Hem de bugün,hemen yapmalıydı. Verilen ilaç yavrucağı yorgun düşürmüştü, ilacın etkisiyle uzun süre uyanmazdı . Eve tekrar geldiğinde tıpkı onun gibi olduğunu görmeliydi.

Hızlıca hazırlandı, mutfakta yemek yapan annesine bir saate kadar döneceğini ve oğlunun ateşine dikkat etmesini rica etti.  Dış kapının önünde birkaç dakika durdu.  Az önce odaya giren rüzgar epey şiddetli esmekte, uğradığı her yere hissedilir bir serinlik bırakmaktaydı. Az ilerideki meyve bahçesine baktı. Kuşlar , yavrularına rızık yetiştirme gayretiyle o ağaçtan diğer ağaca uçuşuyordu . Onların da henüz hayat hakkında kendi yavrucağı gibi hiçbir şey bilmeyen minicik yavruları vardır belki de. O yavrucaklar da  annelerini yuvalarında merak içinde bekliyorlardır. Başını yukarıya kaldırıp oğlunun odasının penceresine baktı. Uykuda huzurlu olmasını dileyerek  oğlunun  yüzünü avuçlarının arasına almış gibi öpücükler kondurdu gül kokulu yanaklarına.

Şuan hangi anne benim gibidir diye düşündü. Karmakarışık düşüncelerinin  verdiği sıkıntıyla,  gözlerinin önünde hareket halinde  olan insanların, işi bittiğinde  eve geriye dönerken  ona nasıl bakacaklarını ve akıllarından neler geçireceklerini düşündü. İnsan kalabalığının  içinde kaybolup gitmeyi isteyecekti belki de. Evinin sokağına döndüğünde komşuları tekrar dönüp o  olup olmadığını anlamak için ikinci  kez başını çevirecekler. “Bu senmisin ?” diyeceklerdi.  “Neden böyle yaptın?” diye şaşkınlıklarını gizlemeyeceklerdi. Kocası  akşam eve geldiğinde karısındaki değişimi görünce ne yapacak?  Taktir mi edecekti. Yoksa tepki mi gösterecekti içindeki ses “hayır, hayır kesinlikle taktir edecek" dedi. Yapması gereken fedakarlığın o büyük sevginin eseri olduğunu  eşi de bilir.

Eve en yakın olan bayan kuaför dükkanına girdi. Dükkan nezih döşenmişti ve çok da kalabalık değildi. Boş olan koltuklardan   birine geçti. Yan koltukta oturan yaşça kendine yakın olduğu belli olan bir  bayan saçlarını hangi renge boyatacağını saçını tarayan kuaför kıza anlatmaya çalışıyordu. O sırada karşısındaki aynada kendini gördü. Omuzlarına dökülen kahverengi dalgalı saçları güzel geldi ona. Parmaklarıyla uçlarına dokundu. Çocukken sıkıldığında yaptığı gibi saçlarını işaret parmağına dolamaya başladı.  O sırada yaşaran  gözlerinin önüne yaşadığı  son bir ay geldi. Bir anı başka bir ana sığamadı. Taştı. Yanaklarına yağdı. Dudaklarının kenarına kadar akan  bu gözyaşı, ne kadar tuzluydu..

On beş gün  önce  oğlunun hastalığıyla ilgili kesin sonucu öğrenmek için doktorun odasında beklerken bundan sonraki günlerinin eskisi gibi olmayacağını anlamıştı. Bulundukları Oda dapdar, kapkaranlık ve o dört duvar sanki üzerine yıkılmış o çatının altında kalmıştı sanki.  Doktor acı haberi verdiğinde  çaresizliğin en kötüsünü yaşadı.  Yüreğinde bir kasılma, ellerinde titreme hissetti, dünya ayaklarının altından kaydı sanki. Kendine geldiğinde bir sedyede yatıyordu ve gözyaşları içindeki eşi başucundaydı.  Biricik oğlu, kalbinin küçük prensi lösemiydi. Henüz dört yaşında, hiçbir şeyi anlayamayacak kadar minik yavrusu. Eşi sürekli yere bakıyordu bir saniye bile olsun başını yerden kaldırmıyordu. Onun içinden geçenleri anlayabiliyor, duyuyor, hissediyor ama cevap veremiyordu. İkisinin dili tutulmuş, sessizliğe kapılıp gitmişlerdi. Derya ise sedyenin üzerinde ayaklarını karnına çekmiş,  Sabit olarak bir noktaya bakıyordu. Suskunluğu binlerce parçaya bölünüyor, her parçasında oğlunun yüzünü görüyordu. Simsiyah saçları, zeytin karası  gözleri ile anneciğine gülümsüyordu.

Aklına bile getirmekten korktuğu  hastalıkla yüz yüze gelmişti. Sanki alt komşunun kızı, akrabasının oğlu, iş arkadaşının  evladı hasta olurda Derya nın bitanesi hasta olmazdı. Hep başkaları böyle şeyleri yaşardı da  onlar yaşamazdı. Bu hastalık baş ucuna kadar gelmiş, konaklamış, benliğine eşyalarını yerleştirmişti. Kovamadığı bu misafir şimdiden  fazlalığını, sıkıntısını, gerginliğini bırakmıştı. Kocası başını kaldırıp kana bulanmış gözleriyle Derya ya baktı. O andan her şey yabancı ve dayanılmaz  geldi.  Dayanacak bir nokta, bir  güç aradı her ikiside. Birbirlerinin bakışlarından bir medet beklediler.   O  umudu  görmüş gibi yerinden kalkıp yanına geldi. Eşinden önce davranıp boynuna sıkıca sarıldı. Ona daha önce hiç böyle sarılmamıştı. Hıncı, zayıflığı, hüznü  vardı kollarında.Gözlerinden akıtmaya çalıştı tüm acısını Eşinin omuzları  ıslanmıştı Derya nın gözyaşlarından. Bu sabaha kadar  hep aynı nakaratta giden hayatı,  notalardan birinin yanlış olmasıyla sanki  ters düz olmuştu. Olan bitene karşı onun tepkisi bu ters düzün yanında bir sinek vızıltısı kadar  çıkıyordu. Kendini çok güçlü hissederdi belki gücü  ummanları bile delerdi ama bu hastalık ummanlardan daha büyük geldi. Yükü ağır omuz gevşekti. "Allah ım  güç ver bize güç ver yavruma"… diye bağırmak istedi. Sıkıca sarıldığı eşinin çaresizliğini de hissedince  önce kıyametler koptu içinde sonra dağ, taş, yer,gök devrildi.

Sakinleşip müşehade odasından dışarıya çıktılar. Annesinin ve oğlunun bulundukları koridorun başına geldiklerinde ikisinin kızarmış gözlerini gören yavrusu  şaşırarak yanlarına koştu.  Gözlerinde anlayamadığı bir boşluk vardı.. "Neden ağladınız"

Yıllar önce vefat eden babasını anlatmıştı oğluna . Babasını hatırladıklarını ve ağladıklarını  söyledi. Hiçbir şey anlamamış bir yüz ifadesiyle baktı annesine küçük çocuk.  Çoktan ölmüş dedeme niye şimdi ağlıyorsun der gibi. Belki de ona öyle gelmişti. Konuyu değiştirmek isteyip, sımsıkı sarıldı küçük perensine.

O geceyi asla unutamazdı. O gece  diğer gecelerden farklıydı, donuk, cansız, neşesiz, matem doluydu ev. Oğlunu öpe koklaya uyuttu, odadan çıkmak istemiyordu. Gözlerini tavana dikti   bin  bir çeşit şekiller halka halka gidip geldi. Yuvarlandı, yuvarlandı sonra yere yapıştı bedeni. Göz kapakları kilitlendi kirpiklerinin üzerine. Elleri betona dokundu. İçinde baygınlık gezerken, kuvvetli bir elin tutuşunu hissetti. “Hadi aç gözlerini, hadi aç gözlerini” dedi bir ses. Ama hangi gözleri   minicik oğlunun gözlerini mi yoksa kendi gözlerini mi açacaktı bilemedi.

Sabaha doğru bir baygınlık geçirmiş annesi ve eşi çok korkmuştu, Derya yı kendine getirtene kadar bir hayli uğraşmışlardı. Derya  ise onların seslerini, annesinin çırpınışını duyup hissetse de, ayılmakta zorlanmıştı. Baygınlığı  içindeki karanlık dünyanın sığınağına merhaba dedirtmişti çünkü. İçinin sığınağı. O sığınak onun  kaçışı,  kendi ruhuna dokunuşu olmuştu.  Bu sığınağı belki de içten içe  sevmişti.

“Hanımefendi sıra siz de” dedi minyon tipli sevimli bir kız. İki kez seslenmesine rağmen  Derya duymadı. Üçüncü kez seslenildiğinde aynadan yüzünü çevirdi. Birkaç kişi ona  bakıyor, görevlide ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Anlamasına daha fazla izin vermeden hemen  koltuğa geçti.

“Saçlarımı kestireceğim” dedi "Hangi model istersiniz siz anlatın ben ona göre keseyim " dedi görevli kız.

Model ne demek dedi bir an. O saçlarını kısaltmayı, rengini değiştirmeyi, hele gölge yapmayı asla düşünmüyordu. Hayatı boyunca hiç yapmadığım bir şeyi yapacaktı.

“Saçlarımı sıfıra vurdurmak istiyorum” dediğinde kuaför dükkanındaki herkes  dönüp ona  baktı.  Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.Derya onlara bakamadı belki baksa şaşkınlıkları içinde ezilip kalırdı. Görevli birkaç dakika bekledi.

“Neden bekliyorsunuz ” dedi gergin bir sesle. “ Çok güzel saçlarınız var? Emin misiniz” dedi.

Evet, evet emindi. Hem de çok emin...Oğlunun saçları daha güzeldi, simsiyahtı. Yavrucağının saçları yokken onun  saçları  nasıl olabilirdi.  En çok kakülünü severdi. İlk oradan başladı kazıtmaya. Makinenin sesi başka bir sessizliğe kayıp gitti.

Hastanede kemoterapiye başlandı. Bunun ne anlama geldiğini biliyordu. İlaç kullanmaya başladıktan sonra doktor oğlunun saçlarını üç numaraya vurdurmasını söyledi. En azında döküldüğünde tutamlar halinde değil ufak parçalar halinde dökülecekti.  O gün oğluna saçlarını kestireceğini söylediğinde karşı çıktı, ağladı, hırçınlaştı oğlu. “Saçlarımı kısacık kestirme anne. Ne olur kesmeyin” dedi. Çaresizliği iliklerime kadar hissetti Derya . Kendini nasıl koltuğa bıraktığını  bilmiyordu. Dünyanın hızlı dönüşü gibi başı döndü. Sığınağına kaçmak istedi.  Zorladı kendini. Kaçamadı.

Birkaç gün sonra korktuğu o kaçınılmaz anı yaşadılar, o hüzün dakikalarını yaşadılar. Oğlunun yatağını toplarken yastığındaki küçük küçük dökülen saçları gördü. Sustu yüreği de dili de sustu. İlaç oğlunu çok olumsuz etkiliyordu cıvıl cıvıl olan oğlu iyice durgunlaştı. Dört yıl arkasından koştuğu oğlu Doğduğu gün, doğum günleri, yaramazlıkları, gülüşü hepsi sustu.. Sustu...

Önceki gün sabah uyanan oğlu "anne" diye bağırdı. Oğlunun sesi yatak odasından geliyordu. Onu boy aynasının önünde kendine bakarken gördü. "Anne ben keloğlan gibi olmuşum"  Sanki yavrusunun  sesi  değişmişti. Başka  bir ses tonu,  adeta duru, dokunaklı, içli. Oğlunun o  neşeli sesi gitmişti. Tam dizinin dibine kadar geldi.

“Benim saçlarıma ne oldu" dedi. Birkaç dakika durdu. Aklından  onlarca cevap geçti. Birinde karar kıldı. Oğlunun minik ellerini tuttu. Sesinin titremesine mani olup:

“Saçlarını saç perisi aldı, yerine daha güzel saçların çıkması için böyle olması gerekliydi” dedi.

Önce  karşılık vermedi oğlu. Sonra saç perisinin kim olduğunu sordu. İyi kalpli insanları  mutlu eden bir peri olduğundan bahsetti oğluna.

“Neden senin saçlarını almadı ” diye sorduğundaysa yüreğinde bir sızı hissetti Derya.

Derya nın kuaförde işi bitmişti. Başı öne  eğilmiş   aynaya bakamıyordu. Başını saçsız görse ne hissedecekti? Bütün cesaretini toplayıp başını kaldırdı. Sanki hiçbir şey hissetmiyordu. Çalınmış hisleri yerine tamamen taştan mevcut bir varlık bırakmıştı.  Sonra hisleri geldi ve bütün ruhunu kapladı. Omuzlarına dökülen saçları, ve çok beğendiği kahkülü yoktu.  Saçlarını ortadan ayırdığı yol geniş bir ova olmuştu. Dokunmayı sevdiği saç tellerinin yerine görünmeyen bir boşluk çıkıvermişti ortaya. “Olsun, ben saçsız halime katlanırım. Yeter ki oğlumun  morali yerinde olsun.” diye geçirdi içinden. Ona bakan gözler görüş alanını değiştirmiş, sehpanın üzerine, duvarlardaki bayan resimlerine, içeriye giren bir kadına çevrilmişti. İşte şimdi her şey normalleşmişti. Anormal durum yoktu artık ortada.

Kuaförden çıkınca  dışarıdaki insanların meraklı bakışlarına hedef oldu. “Oğlun için yaptın bunu. Onu sevdiğin için.” Eve gelen kadar hep tekrarladı bu sözleri.   Bir komşusu hariç hiç bir tanıdığa denk gelmedi. Sanki ilk bakışta  tanıyamadı şaşkın halde ikinci kez dikkatlice baktı. “Derya  ne oldu böyle” deyince gerçeği anlattı.  Taktir dolu sözleri arkada bırakarak eve girdiğinde salondaki konsolun aynasından kendine yeniden baktı.  Artık aynanın karşısında saatlerce süslenen, saçlarını taramaktan zevk alan kadın değildi. Hemen oğlunun odasına geçti. Annesi oğlunun yanındaydı  Daha yeni uyanmış, olmalı diye geçirdi içinden.  Oğlu Derya yı görünce başını yastıktan kaldırıp  annesine şaşkın şaşkın;

“Anneeee” dedi.

Onun çığlığıyla annesi başını kaldırdı ve Derya nın saçlarını sıfıra vurdurmuş haliyle gördü. Tam bir şey diyecektiki Derya eliyle susmasını işaret etti.

“Senin de saçlarını saç perisi almış”

“Evet”

“Niye almış”

“Benim de güzel saçlarım çıksın diye aldı".

Oğlu sevinçle boynuna sarıldı.Akşam ezanı oldu  Eşinin eve gelme saati geldi. Onu böyle  görünce ilk tepkisi ne olacaktı acaba. Saçlarını çok seviyordu. Bazen kısa  kestirmek istediğinden bahsettiğinde  izin vermiyordu. Şimdi tamamen kazınmıştı.Derya mutfaktaydı.  Kapının anahtar sesini duydu. Eşi geldi.

“Ben geldim” deyişi mutfakta yankılandı.

Oğlu hemen koştu.  Kucağına atladı. Yanlarına gitmeye cesaret edemiyordu. Mutfağın ortasında gidip geldi. Gülüşmeleri kulaklarına kadar geliyordu.

“Anneeee"

Diyen oğlunun sesiyle irkildi. Yavaş yavaş adımlarla mutfaktan çıktı. Derya yabancı bir bakışla karşılaştı. Daha önce eşi ona  hiç böyle bakmamıştı. Dili tutulmuş gibiydi.  Öyle sessiz birbirlerine  bakarken oğlu konuştu.

“Baba gördün mü annemin saçlarını  da saç perisi almış."

“Evet, oğlum almış" dedi eşi.

“Ama senin saçlarını neden almamış ki baba.”

“Ben işte olduğum ve çalıştığım için meşgul olduğumu bilmiş ve almamış oğlum. Yarın cumartesi belki benim saçlarımı da uyurken gelir alır. Saç perisi beni de seviyor, biliyorum" dedi.

O anda eşine dönüp içten bir tebessüm yolladı. Yüz ifadesiyle saçlarının kazıtmasının iyi olduğunu ve Ona minnet duyduğunu ifade etti.

Ertesi sabah Derya uyandığında eşi erkenden kalkmıştı. Hemen odaları gezip eşini aramaya başladı.  Sabah sabah nereye gidebilir diye düşündü. Mutfağa kahvaltı hazırlamak için geçti ve dış kapının sesini duydu. Kapıya doğru yöneldiğinde , gördüğü manzara hayretten  öte binlerce anlam taşıyordu. Eşi:

 "Saç perisi beni de seviyor"... dedi .. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yürek sızlatan bir öykü, hastalığın ne zaman ve nasıl geleceğini bilemiyoruz, Allah önemli hastalıkları olanlara acilen şifa versin inşallah. Yüreğinize kaleminize sağlık papatya tarlası sevgilerimle..

gülsen tunçkal 
 31.03.2015 13:11
Cevap :
Çok teşekkür ederim Gülsen Hanım. Allah tüm hastalara şifa versin ve hiçbir anneyi evladının acısıyla sınamasın. Sevgilerimle..  01.04.2015 15:16
 

Çok hızlı aşama kaydediyorsunuz gerçekten. Çok duygusal ve bir öykü, saç perisi ve lösemiyle ilişkilendirmeniz yaratıcı bir benzetme. Biz okurken bu denli duygulandığımıza göre bu öyküyü yazan sizi düşünemiyorum. Herşeyin bir nedeni var, hastalıkların bile. İlahi bir düzen ve bize acı verse de anlayamadığımız gerçekler var. Allah başta çocuklar olmak üzere tüm hastalara acil şifalar versin. Selamlar, saygılar.

Güz Özlemi 
 31.03.2015 10:49
Cevap :
Değerli Güz Özlemi bu öyküyü yazmak belki bir ayımı aldı. Hastane ortamını yakından izlediğim zamanlar oluyor bazen. Ben saçını kazıtmış bir anne ve çocuğunu gördüm hastanede o anne çok etkiledi beni. Ve bu öyküyü yazmaya karar verdim. Ve emin olun çok zordu yazmak. Bittikten sonra yayınlasam mı yayınlamasam mı diye de düşündüm. Beğenmenize sevindim. Dilerim çocuklar böyle acılar çekmez. Saygılarımla..  31.03.2015 13:41
 

Bu kahrolasıca hastalıklar olmasaydı da insanı dehşete düşüren şaşkınlık ve acılar yaşanmasaydı hiç.Yürekler parçalayan hüzünlü bir öyküydü.Sarsıcıydı!..Evlatlara duyulan sevgilerin en büyüğü anne sevgisidir ve eşsizdir...Hiç duraksamadan,takılmadan okudum.Bu da sizin anlatım ve yazım gücünüz.Elinize sağlık.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 22.03.2015 22:57
Cevap :
Evet Abbas Bey, anne sevgisi çok üstün ama ben baba sevgisini de dolu dolu yaşıyorum, babalar da bir anne kadar sever bence. Hastalık her yaş grubu için zor ama çocukların hasta olması çok acı veriyor. Bazen hastanede görüyorum ve Allah ım diyorum hiçbir çocuğun canı acımasın hep gülsünler.. Saygılarımla..  23.03.2015 13:14
 

Of of ne diyeceğimi bilemedim Selma hanımcığım, sağlıkla sevgiyle ve en önemlisi yüreğiyle, beyniyle tüm hücreleriyle görebilmek duyabilmek kısmet olsun hepimize emeğinize sağlık

Cemile Torun 
 22.03.2015 12:23
Cevap :
Amin inşallah Cemile Hanım. Sevgilerimle..  23.03.2015 13:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 146
Toplam yorum
: 1191
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 650
Kayıt tarihi
: 02.05.14
 
 

İnsanları ve yaratılmış tüm canlıları severim. Yazmak amatörce de olsa hayatımda bir süredir var...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster