Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
188
 

Sesimi duyan var mı!?

Küçücük deliklerden sesleniyordu onlarca insan. Bütün makineler susturulmuştu. En ufak detay bile atlanmıyordu. Olur da göçük altında bir kişi bile olsa vardır diye her taşın altına bakılıyor, bulunan her aralıktan sesleniliyordu. Umuttu. Her şey ufacık birer umuttu. Ya yaşıyorsa, ya bir ses gelirse, ya ölmemişse. Umut işte. Her şey bir umut..

Gece çökmüştü. Her yer kapkaranlık ve soğuk. Sarp dağlarda yankılanan bağırışlar geceyi keskin bir makas misali yırtıp geçiyordu. Acılı haykırışların yüreklere saldığı hüznün tadı ise asla unutulmayacaktı..

-Fatoş ! Kızım !

-....

Cevap veren yoktu ve olmayacaktı da. Bir daha asla babasına cevap vermeyecekti o on bir yaşındaki küçük kız.. Babası bir daha asla onu göremeyecekti..

-Gül! Duyuyor musun beni? Fatoş!

Adam sesinin son perdesinde bağırıyordu önünde duran enkaza. Yerinde duramıyor üst üste yığılmış betonların üzerine çıkıp iniyor, parmaklarını nafile bir çabayla yerinden kaldıramayacağı büyüklükteki beton parçalara geçirerek kazıyordu. Çaresizliğin tam ifadesi o adamın gözlerindeydi. Biliyordu. Ne karısından ne de kızından ses gelmeyecekti. O koca binanın altında kalacaklardı sonsuza dek. Anca soğumuş bedenlerini görebilecekti bir kez daha. O kada.. Görmese daha mı iyiydi? Hep gülerken hatırlasa kızını ya da gözünün önüne hep o ince belli bardağa çay dökerken gelse karısı..

Gözümün önünden bir türlü gitmiyor o adamın hali, çaresizliği, bakışları. Kim bilir nasıl bir fırtına, nasıl bir çıkmaz vardı içinde. Ne yapacak bundan sonra? İçinde o yanıp duran, azalsa bile asla dinmeyecek ateşle..

Tek o değil ki. Daha dört aylık bebeğinin cansız bedenini kucağına alan adam ne yapacak!? Nasıl baş edilir ki bu acıyla? Bir kaç saat önce belki de babasını gördüğünde daha yeni yeni öğrendiği gülümsemeyle agucuklar saçıyordu etrafına. Belki de annesinin kucağında uyuyordu. Ölümü tatmak için çok küçük değil miydi? Daha nefes almayı bile yeni öğrenmişken ölmek için çok erken değil miydi? Anlamış mıydı öldüğünü? Duymuş muydu annesinin acı haykırışını? Ağlamış mıydı? Çok yanmış mıydı canı? Nedendi ki ufacık bir canın o koca yığının altında kalışı? Haksızlık değil miydi? Allah'ın takdiridir. Doğru ama.. Ama çok küçük değil miydi o bebek!? Ben dayanamayıp her aklıma gelişinde hıçkırıklara boğulurken, ağlarken deli gibi o ateşte cayır cayır yanan baba ne yapabilir ki? Bu acı nasıl kaldırılır? Kaldırılır değil kaldırılabilir mi diye sormak gerek aslında.. Hem ufacık bebeğini hem karısını kaybetmiş adam.. Kimi kalmış ki yanında?

Tek onlar değil yüzlerce insan kaybetti birilerini. Karısını, kızını, oğlunu, babasını, annesini .. Uzak-yakın herkesin içine bir acı düştü. Tanıdığı olmasa bile haberleri izlerken göz yaşlarına boğulan milyonlarca insan..

Şimdi ülkenin her yerinden Van'a yardım yağıyor.  Herkes elinden geleni yapıyor. Parası olan bağış yapıyor olmayan kıyafet, yiyecek aklınıza gelen ne ihtiyaç varsa onu gönderiyor. Ufacık çocuklar aralarında oyuncaklarını toplayıp oyuncak gönderiyor. Üniversite öğrencileri gruplar oluşturup Van'a gidiyor çorbada tuzumuz olsun diyerek. Yurt dışındaki vatandaşlarımız "biz ne yapabiliriz?" diyerek  işin ucundan tutmaya çalışıyor. Herkes yardım edebilmek için didiniyor. Sosyal paylaşım sitelerinde yer yerinden oynuyor. Millet filozof kesileceğine yapılması gerekenleri yazıyor. RT edilerek ya da paylaşılarak bir haber aynı anda binlerce insana ulaşıyor. Sanatçılarımız bulundukları sosyal mevkinin hakkını vererek insanları yardıma teşvik ediyor.

Tabi gece kulüplerinde içip eğlenen yok mu? Elbette var.. Allah gani gani rahmet eğlesin başbakanın annesi öldüğünde program yapmayıp bunca şehit varken, 7.3 şiddetinde ardında büyük yaralar bırakan bir depremi henüz atlatamamışken vatan kan ağlıyor iken program yapan yok mu? O da var.. Sırf doğu olduğu için, sırf aralarında kürtler olduğu için ( malum PKK kürtlerden oluşuyor daha çok) "oh oldu gebersin köpekler" diyen yok mu? O da var yahu o da var. Her türden insan  müsveddesi var içimizden. Ah pardon insan müsveddesi mi demişim. Klavyem sürçtü. İnsan diyecektim..

Ama olsun! Biz acıyı defalarca yaşamış bir milletiz.. Her seferinde tek yürek olup ayağa kalkmayı bildik.. Görünen köy kılavuz istemez.. Bakın işte yine ayaklanıyoruz! Herkes seferber oldu..

Tamam belki depremin etkisi geçecek şimdi göklere çıkarılan asker, polis yine yerin dibine batırılacak.. Herkes kendi çıkarına göre atıp tutacak.. Ama yine de herkes bir kez daha görmüş belki de hatırlamış olacak..

Birbirinden kopmuş, apayrı yaşayan bir millet olarak gözüksek de biz aslında tekiz! Ayırmaya da kimsenin gücü yatmaz.. Derin uykuda olan Atamız var bizim.. O öğretti her birimize vatan olmak , ulus olmak ne demek ..

Hepimizin içinde bir acı var belki. Ama bu günlerde geçecek. Her karanlığın üzerine doğan bir güneş vardır. Er geç doğacaktır.

Son olarak geçenlerde görüp, çok hoşuma giden bir sözü paylaşmak istiyorum sizinle..

Eğer illaki de bu depremin ilahi bir sebebi varsa, Allah "durun siz kardeşsiniz" demiş olabilir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 71
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 493
Kayıt tarihi
: 05.08.10
 
 

Yazarım, çizerim... Hayalperestin önde gideniyim... Uykuya aşka aşık olduğumdan daha çok aşığım....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster