Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1626
 

Sevgi emek ister! (2/3)

Sevgi emek ister! (2/3)
 

Kaynak: Gülhan Hanım


Hiç erkeklerden kaçmadık biz, her erkek cinsine potansiyel sevgili gözüyle de bakmadık…

Annem kendi gençliğini anlatırdı bize, kızlı erkekli kocaman bir arkadaş grupları varmış, kah bazı geceler birinin evinde toplanıp tombala oynarlarmış, kah özel bir gün ise parti verirlermiş, Bostanlı sahili kum, deniz o zamanlar, ya gündüz toplanıp sahile inerlermiş yüzmeye, ya da sıcak yaz gecelerinde kayıkla açılırlarmış şarkılar söyleyerek mehtaba…

Siyah beyaz küçük ebatlı resimlerde mayolu kızlar, erkekler arasından seçmek zor olsa da, bulmacayı çözmüş gibi sevinirdik annemizi tanıdığımızda!

Annemin babası rahmetli Hacı Dede’mi hiç görmedim, çalışkan, esprili, bürokrat tanıdıkları çok olan tanınmış bir esnafmış kendisi.

O zamanda Hacı olanlar şimdiki değilmiş tabii ki, annem, teyzem ve yengem kolsuz bluzları, etek boyları konusunda hiçbir uyarı almamışlar mesela Haç dönüşü babalarından!

Hacı Dede’m, meşhur dönerci dükkanını kapatıp da evine geldiğinde, tek tek herkesin hatırını sorar, canı biraz sıkkın duranı gözlemler, hissettirmeden ne olduğunu anlamaya çalışır ve ille de bir ortak bir çözüm bulurmuş.

Sonra ilaç niyetine bir tek rakısını içer, namazını kılarmış…

Gelinine, yani yengeme pek özen gösterirmiş, sonra bir arada annem ve teyzeme dermiş ki: Kızlar, siz evin kızısınız, Sabiha el kızı, siz istediğinizi söylersiniz, o çekinebilir, bu yüzden Sabiha’yı hoş tutmak bize düşer! Bu yüzdendir size birer bilezik alırım, Sabiha’ya iki… Sakın darılıp, gücenmeyesiniz…

Annemin de bize unutulmaz öğütleri vardır, ki, biri bu söz ettiğim arkadaş meselesidir.

Çocuklar, arkadaşın kızı erkeği olmaz. Arkadaş, arkadaştır… Gün gelecek genç kız olacaksınız, bir erkeğe farklı duygular da hissedeceksiniz, doğanın kanunu bu, doğru kişiyi bulduğunuzdan emin olun isterim, ne kadar çok denerseniz o kadar örselenirsiniz, bu nedenle olabildiğince sağlıklı seçimler yapabileceğiniz yaşlara bırakın sevgili meselesini…

Hiç yalan söyleme durumunda kalmadık biz!

Platonik aşklarımız da oldu, flörtlerimizde, her birini ilk aşamasından koştura koştura heyecanla anneme anlattık!...

Çok akıllı bir kadındır annem, hem de sevecen, hep heyecanla dinledi bizi, bir kaşını havalandırmadı, yüzünü buruşturmadı, arkadaşımız gibi heyecanımıza katıldı, bu bizim tarafımızdan algılanan tarafı, bize hissettirmeden olayın boyutunu, bu durumun nereye gidebileceğini, bize iyi mi, kötü mü gelebileceğini düşünüp, çaktırmadan müdahalelerde bulundu, öyle çaktırmadan yaptı ki bunu, o kararı bizim vermemizi sağladı.

Ortaokuldaydım, çok yakışıklı bir çocuk vardı, abartısız bütün kızlar peşindeydi! Maç yaptıkları sahanın etrafından bisikletle çokça geçmişliğim de vardı hani, ama bakmadan, sanki yolumun üstüymüş gibi… Liseye geçtiğim bir yaz gecesi sinemada, kulakları çınlasın Şefik çıkma teklif etti, düşün ve kararını öyle ver de dedi, öyleydi o vakitler, benim heyecandan eteklerim zil çalıyor, çocuğa belli etmiyorum ama, ben diyeyim Filiz Akın, siz deyin Fatma Girik pozlarındayım!

“Anneeeee bilemezsin ne oldu!”

Gece pek fazla konuşamadık, annemle babam yattılar, sabahı zor ettim oysa ben! Ha bire anlatıyorum, anne şöyle dedi, anne ben şöyle dedim, çok mutluyum anne, vesaire… Annem bir taraftan işlerini hallediyor, bir taraftan etrafında sürekli aynı konuşan beni gülümseyerek dinliyor! Neyse, akşamüzeri anneannemlere gidiyoruz, yolda giderken annem bir ara dedi ki: Ne karar verdin?

“Ne konuda anne?”

“Şefik konusunda… Yani teklifini kabul edecek misin, etmeyecek misin?”

Hayda… Ben işin hiç burasını düşünmemiştim ki!

“Yani, sence anne? Ne yapmalıyım?”

“Orasını sen bileceksin kızım, istiyorsan kabul edecek, istemiyorsan etmeyeceksin…”

Aldı mı beni bir düşünce, sormasa yani annem böyle bir konuyu, kabul eder giderdim vallaha… Oyun gibi gelmişti zira bana…

Düşündüm, düşündüm, fark ettim ki herkes Şefik’in peşinde olduğundan bir hedefti benim için, özel bir arkadaşlık isteğinden çok bir sürü kız arasından beni tercih edişiydi eteklerimi havalandıran!

Eee, istediğim olmuştu, fazlasına da gerek yoktu!

Hala selamlaşırız birbirimizi gördüğümüzde…

……

Aşk evliliğiydi onlarınki, ya aşk o dönemler pek değerliydi, ya da birbirlerini bulmuşlardı, belki de gereksiz yüz göz olamamak gerektiğini bir şekilde biliyorlardı, bir de elbet bizleri önemsiyorlardı…

Babam annem kadar sosyal değildi, fazlaca komşular arası sıkı fıkı ilişkilerden hoşlanmazdı, anneme kalsa ailece görüşülen komşuluk ilişkileri, birlikte gidilen geziler pek de bir hoş olacaktı, ancak babamın isteksizliği yüzünden suratını da asmadı! Akrabalar arası yemekler, gerektiğinde yatılı gezmelerden keyif alarak, bu eksikliği tamamladı…

Dans partilerine katılamadı annem, mesela, pek sevdiği ağabeyiyle katılıp da, ödül aldıkları balolar gibi, yine de danslı bir eğlencede babamla dans etmekten büyük keyif aldı, babamın ayak hareketleri müthiş estetik değildi belki, hani bir yarışma olsa kazanacak değildi, ama hep gülen gözlerle birbirlerine bakan bir çiftti!

Hiçbir ortamda birbirlerinden utanmadılar onlar!

Bizi de utandırmadılar…

……

Birbirleriyle konuşmaktan, vakit geçirmekten hep keyif aldılar…

Bizler küçükken kızmabirader oynardık mesela, papaz kaçtı, tık…

Biraz büyüyüp de mahalle arkadaşlarımızla yaz geceleri parkta vakit geçirmeye başladıkça, onlar da daha çok ikili oyunları tercih eder oldular, pişti, elli bir gibi…

Dondurmasına oynarlardı kimi zaman, eve döndüğümüzde “Hadi bakalım, dondurma yemeğe!” diyen kimse, kıs kıs gülmese de anlardık ki o kazanmış!

Bazen kolasına, bazen tatlısına, ille de ortaya bir şey koyarlardı, keyifti işte, kıran kırana oynarlardı, gülüşürler, şakalaşırlardı…

Kaybeden bozulmazdı!

İçten içe sevdikleri kişinin kazanmasından mutluluk mu duyarlardı, oyunun kaybı olsun yeter ki, aşkta kazanmadık mı biz sanki diye mi düşünürlerdi, kendimizle uğraştığımız yıllardı, pek derinini bilemeyeceğim, bizi ilgilen tarafı “Aaaa… Ama Güngör, sen kafamı karıştırdın da ben o kağıdı attım!” ya da “Gülhan’cığım, kaybetmek zoruna gittiyse yarın akşam oynamayalım şekerim!” tarzında cıvıltılarına tanık olurduk…

……

Bu gece bilgisayar terslik yapmadı, ama konu pek uzun sürdü…Oysa tam da diyeceklerimi diyememiştim henüz…

Haberiniz olsun, devam etme niyetindeyim…

……

Gülgün Karaoğlu
Şubat,19/09

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1272
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster