Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ağustos '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
242
 

Sevgi karın doyurmaz!(*)

Sevgi karın doyurmaz!(*)
 

Alevileri sevmek lafını bir yana bırakın da meselenin özü olan hak ve özgürlükleri konuşabilelim.


Bazı toplumsal meseleler vardır; üzerine ne kadar konuşursanız konuşun ve hatta hakkında ciltler dolusu yazarsanız yazın, her zaman eksik bir tarafının kaldığına inanırsınız. Hele de bu toplumsal meseleler, Kürt sorunu gibi 1639’dan beri; Alevilik gibi Yavuz’dan bu yana tabulaştırılmış meselelerse dile getirilen her söz, yeni bir sözün kapısını açacak niteliktedir. Bu çerçeveden bakıldığında, her kim Aleviliğe dair bir söz söyleme ihtiyacı duymuşsa, bilmeli ki söylediği söz, bir başka söz için basamak oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle Alevilik, üzerine her gün yeni şeyler yazılıp söylenmesini gerektirecek dinamik ve bir o kadar da karmaşık bir süreci işaret etmektedir.

Akif BekiRadikal’de (27.07.2013), “yazana değil, yazdırana bak” mealinde ve özetle “Hz. Ali’nin hatırına da olsa Alevileri sevin” mealinden bir yazı yazıp, yazısında da Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in açıklamalarına atıfta bulununca “Alevileri sevmeseniz de olur(1) başlıklı bir yazı yazmıştım. Nitekim, bahse konu yazının mürekkebi kurumadan demokratik açılımın Alevileri de kapsar bir hâle getirmek için talimat verdiği dile getirilen Başbakan, “Yavuz adından rahatsız oluyorlar” diyerek, tarihsel olanı, “sınır genişletmek”le eş tutan bir yaklaşım sergiledi. Ardından da siyasal ve toplumsal hayatımızın vazgeçilmezi hâline gelenFethullah Gülen’in, sözü Alevilere getirerek, “keşke daha anlayışlı davransaydık” açıklaması geldi.

Görünenin arkasına bakmak!

Durum böyle olunca konuya yeniden ve bir başka açıdan değinmek elzem oldu. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, düzenlediği iftarda, “Bu ülkede bırakalım Sünni vatandaşımız Sünniliği, Alevi vatandaşımız Aleviliği yaşasın ifadesini kullanmış. İlk bakışta doğru ve esasında benim Taraf’ta da yayımlanan, “Sünnisin sen Sünni kal!”(2)  başlıklı yazımın mesajıyla örtüşen bir içeriğe sahip olan bu ifadenin eksik kalmasını istemem; hatta çoğu demokratın değinmekten imtina ettiği inanmama meselesine de değinerek, “dileyen inanır, dileyen inkâr eder demekten de geri kalmamış.

Buraya kadar sorun yok! Ancak, Marx’tan öğrendiğimiz bir prensip var; “görünenle yetinilseydi, bilime gerek olmazdı”. Görünenle yetinen Mümtaz’er Türköne, Görmez’in bu açıklamalarından hareketle Zaman’da (30.07.2013), “Aleviler üzerindeki (Diyanet-devlet destekli) zorlama Sünni vesayeti sona erdi”ğini bile iddia etmiş. Türköne’nin yaklaşımı fazlasıyla abartılı ama içinde taşıdığı “vesayet”itirafı nedeniyle yabana atılmayacak bir öneme sahip.

Türköne’nin “itiraf”ını anlamak için Görmez’in konuşmasındaki “görünmez” noktalara bakmak yeterli. Görmez Hoca, her bir cümlesini özenle hazırladığı belli olan konuşmasının bir yerine “Alevilik üzerinden konuşarak farklı siyasi mühendislik hesapları” yapıldığını eklemeyi de ihmal etmemiş. Bence bütün o sevgi, anlayış, hoşgörü gibi biri diğerinden güzel ifadeler, devletin kadim geleneğinde sıkça tanık olduğumuz bu cümle ile birlikte yerle yeksan olma riskini taşıyor. Tam bu noktada, Gülen Hoca’nın, “Alevilere karşı anlayışlı davransaydık” başlığıyla servis edilen açıklamasını hatırladığımızda, Gülen de, tıpkı Görmez gibi, “‘Elâlem uyumuyor yani. Onlar sizin için sürekli problemler üreteceklerdir”  dediğini görüyoruz.

İhtiyaç, nush değil hukuktur!

Her iki referans isimde de, “dış tahrik” unsuru ve Alevilerin de hep bu “dış tahrikler”e kapılma zafiyeti vurgusu özellikle yapılmış. Bu açıdan “Alevileri sevelim” ya da “Görmez’in sözleri devrim niteliğinde” yorumlarının bir kıymeti yok. Zira, Aleviler “ibadet yerimiz cemevidir” dedikçe Diyanet’in camiyi işaret etmekten ya da yargıya taşınmış cemevleri meselesinde bilirkişilik yapan Diyanet’in “ibadet yerlerimiz cami ve mescitlerdir” fikrinden vazgeçtiği söylenemez.

İçinde bulunduğumuz çağda geçerli olan yaklaşım, farklı din ve inançta olanları kendi dinimize, inancımıza çağırmak değil, herkesin hakkını ve hukukunu yerli yerine oturtmaktır. Bu, kendilerini ister İslam’ın içinde isterse de İslam’dan da etkilenmiş ama İslam’dan farklı olarak görsünler, Alevilere ilişkin çözüm ürettiğini iddia edenler için de geçerli olmalıdır. Bir süredir “devlet aklı”na musallat olan çarpık bir zihniyet var; Alevi’nin cemevine “kültür mekânı”, ibadetine “folklorik unsur” diyerek, yahut, “Alevilik Ali’yi sevmekse, ben de Aleviyim” tarzı cümlelerle meselenin çözüleceği zannedilmektedir.

Hepimiz biliyoruz ki, bu ülkenin Osmanlı’dan yola çıkıp Türkiye’ye kadar gelen tarihî mirası içinde, Alevilere uygulanan politikayı anlatabilecek en iyi söz, “nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” dizeleriyle özetlenebilir. Aleviler, “yola gelmedikleri” için yeniden eskiye doğru Madımak yangınına, Kahramanmaraş katliamına, Dersim tertelesine, Murat Paşa’nın kuyularına ve elbette Yavuz’un kıyımlarına maruz kalmışlardır. Ama gene de “yol” denen yere gelmemişlerdir. Kimsenin aklına da, Aleviler için bütün bir hayatın özeti olabilecek, “yol cümleden uludur” sözü gelmemiş.

Bu kıyımlara, tertelelere, hiç değinmeden “siyasi mühendislik yapılıyor, elâlem uyumuyor” gibi kadim “devlet aklı” tarafından üretilmiş cümlelerle bir yere varılamaz. Hele hele Başbakan’ın, Yavuz’u savunurken başvurduğu “sınırlarımızı genişletti” gerekçesi üzerinden kardeşlik inşa edilemez. Var olan problemi konuşmak yerine “konuşursak başkaları müdahil olur, mühendislik yapar” korkularından hareketle hiçbir şey yokmuş gibi davranmak, işin aslını görmezlikten gelmek anlamına gelir.

Korkuları da, yapay olarak üretilmiş “hiç olmazsa Hz. Ali için sevelim”, “Ali’yi sevmekse en büyük Alevi benim” gibi beylik düşünce kalıplarını bir yana bırakalım ve hazır yeni bir anayasa konuşulurken hak ve hukuk meselesine gelelim. Alevi’yi Alevi olduğu için sevip sevmemekte serbestsiniz ancak amasız fakatsız herkesin hakkını, hukukunu tanıyan demokratik bir devlete ihtiyaç olduğunu artık görmelisiniz. Unutmamak lazım ki, Aleviler açısından mesele Ali’yi sevmek meselesi değil; kendi inancını serbestçe yerine getirme zemininin olup olmadığıdır. Yeri gelmişken, Alevilerin hak talebine, “ben de Ali’yi seviyorum” diyenler için belirtmekte fayda var; Alevilerin kendi aralarında sıkça başvurdukları bir deyim vardır, “Ali çoktur Şahı Merdan bulunmaz”!

(1) http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/alevileri-sevmeseniz-de-olur-28698

(2) http://taraf.com.tr/haber/sunni-sin-sen-sunni-kal.htm

(*) Bu yazı, 12 Ağustos 2013'de Taraf'ta, "Söz konusu sevmekse gerisi teferruat mı?" başlığıyla yayımlandı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 67
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 660
Kayıt tarihi
: 06.07.10
 
 

8 Ocak 1961'de doğdu. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster