Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '08

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
659
 

Sevgi ve düşmanlık

Sevgi ve düşmanlık
 

Kimilerinin, his; kimilerinin, latife diye ifade ettiği, duygulardan bazıları şunlardır; akıl, sevgi, nefret, kıskanma, sahip olma, düşmanlık, öfke, yardımlaşma, menfaat vb. duygular. Bu duyguların bir kısmı olumlu, bir kısmı ise olumsuz duygulardır. Sevgi ve öfke duyguları gibi, duyguların her birisinin ayrı ayrı görevleri vardır. Sağlıklı ve verimli bir hayat; bütün bu duyguların, görevlerini olması gerektiği şekilde yapmasıyla mümkündür. Bu duygulardan biri veya birkaçı, vazifesini yapmaz veya yapamaz duruma getirilir ise, o insanda dengeler bozulur ve sağlık problemleri başlar.

Bireyin ve toplumsal hayatın da huzur ve mutluluğu buna bağlıdır. Nasıl ki, insanın biyolojik yapısını oluşturan organlardan herhangi birinde meydana gelen bir rahatsızlık, bütün vücudu etkiler ve kişiyi huzursuz ederse, manevi duygulardaki arızalar da aynı neticeleri oluşturmaktadır. Bunlarda sosyal yansımalarıb çok önemli olanları, muhabbet ve öfke duygularıdır.

Gelismiş devletler sevyesine yetişemedigimizin sebebinden bir tanesi de “düşmanlığı sevmemiz”dir. Caresi “sevgiyi sevme”tır. Muhabbete lâyık şey muhabbet ve nefrete lâyık sıfat’ta husumettir. Hayatın devamini temin eden sevme sifatı ile insanlar bariş içinde yaşar. Düşmanlıklar, nefretler savaşlari meydana getiren çirkin ve muzır sıfatlardır. Sevmek sıfatının kendisi sevilmelidir. düşmanlık ve öfke duygusunun kendisi çirkin olduğu için nefret edilmelidir. Yani nefret ve düşmanlık hislerinin içimize girmesine meydan vermeyelim.

Kin, düşmanlık ve nefret duygularının tahrik edildiği, sevgi ve muhabbet duygularının da dumura uğratıldığı bir toplumda, ne birey sağlıklı olur, ne de aile ve toplum. Aile içi geçimsizlik ve kavgalar, toplumsal hayatta gerilim ve çatışmalar eksik olmaz. Acıma ve sevgiden mahrum, kin ve öfke ile gerilmiş her fert, birer canlı bomba gibi, her an ve her yerde, toplumsal çalkantılara ve patlamalara sebep olabilmektedir.

Sevgiden nasibini almamış, kin ve düşmanlığın birer sembolü haline gelen bir takim insan canavarlarının meydana getirdigi dehşetli savaşlarin ne kadar fena ve tahrip edici ve dehşetli zulüm olduğunu hepimiz bilyoruz. Durgun suya atılan bir taşın meydana getirdiği dalgaların yavaş yavaş etrafı istila etmesi gibi, İnsanın duygularında meydana gelen dalgalanmalar da, kendisinden başlayıp, aile, çevre ve toplumsal hayatın merkezine kadar girmektedir. Kin ve nefret duygularının tahrik edilmesiyle, sevgi, muhabbet, acıma, yardımlaşma gibi duygular kendiliğinden aramızdan ayrılıp gidecektir.

Kendisine yol vermediği için, insan öldüren kişilerin durumunu ne ile izah edilebilir? Sevgi, birlik ve beraberlik duygularının doruk noktada olması gereken milli maçlarda bile çıkan kavgaların asıl sorumlusu kimdir? Her gün bir yenisini duyduğumuz namus ve aile cinayetlerinin asıl suçlusunu hiç merak ettik mi?

kin ve nefret duygularının sürekli tahrik edilmesi toplumumuzu bu hallere getirdi. Bunun yerine, sürekli; sevgi, yardımlaşma, acıma, paylaşma, merhamet etme duyguları nazarlara verilseydi, tablo değişecekti.

Her gün; kavga, cinayet, ihanet, düşmanlık, boşanma, kin, nefret, öfke tablolarının yerine; sevgi, muhabbet, yardımlaşma, dayanışma, bağışlama, gülümseme, sıcak ilgi, fedakarlık, gibi tabloları görmek mümkündür. Olması gereken de budur. Zira kainatta asıl olan sevgidir, muhabbettir, yardımlaşmadır. Düşmanlık ve nefret duyguları; insan sıfatına uygun değildir.
Öyle ise niye bekliyoruz. Tabloyu değiştirmek için niye gayret etmiyoruz?

Aile ve toplumda asıl olan sevgi ve muhabbettir. Nefret, öfke, kin ve düşmanlık gibi duygular, kıyas yapmak için, insanın duygularindadır. Sevgi ve muhabbetin önemini bize en iyi anlatan bu zıt duygulardır. Bu menfi ve zıt duygular, insanda esas haline getirilmiştir, Esas ve gaye olması gereken duygular ise ikinci plana itilmiştir. Hastalığın gaye, sağlığın ikinci plana itilmesi gibi. Böyle bir yaklaşım ise, hasta ve problemli fertleri, aileleri ve toplumları meydana getirecektir.

Tohum ekilmeyen tarlada diken biter. Sevgi ekilmeyen aile ve toplumlarda da nefret ve kin biter. Bize düşen görev; sevgi, muhabbet, yardımlaşma gibi müspet duyguları gaye haline getirmek ve diğer menfi duyguları ikinci plana itmektir. Evinizde sizi merakla bekleyen eşiniz, benim de bir babam vardır diye gururlanan oğlunuz.
Yüzüne baktınızda cenneti yansıtan kızınız. Bütün hayatını ve rahatını sizin için feda eden anneniz, çocuklarının istikbali için bir ömür boyu çalışıp didinen babanızı düşünerek, hep beraber sevgi tohumları ekmek için kolları sıvayalım.

Kendimizi şartlandıralım, en basit gibi görünen her sebebi sevgi için değerlendirelim. Sabahtan akşama kadar ağzımızdan en çok dökülen kelimeler; sevgi, muhabbet, özür sözcükleri olsun. Kin, nefret ve öfke adına kullandığımız sözcükler için Allah’tan af çocuklarımızdan özür dileyelim.

“Ne olursan ol yine gel” ... diyen Mevlana’yı
”Ben gelmedim dava için
Benim işim sevgi için
Gönüller dost evi için
Gönüller yapmaya geldim”. diyen yunus Emre’yi Lütfen unutmayalım.

Sevgiyle-muhabetle arzederim, Mustafa Ucman

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 92
Toplam yorum
: 60
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 2751
Kayıt tarihi
: 14.01.08
 
 

Hatay-Antakya’da 1963 yılında doğdu. İzmir İmam Hatip Lisesinden sonra 1981 yılında aile birleşim..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster