Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ocak '13

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
287
 

Şiirin eğitimdeki yeri: Nahit Ulvi Akgün örneği- 2

Şiirin eğitimdeki yeri: Nahit Ulvi Akgün örneği- 2
 

İşte dört bir yandan taptaze/Canımız ciğerimiz yeryüzüne/ Filiz filiz / Yürümekteyiz


Nahit Ulvi Akgün’ün  ikinci dönem şiirleri, 1960’lı yılların ortasından sonra yayınladıkları şiirlerdir, denilebilir. Özellikle birinci dönemin gözlemlerinden içselleştirdiği bilgi birikimlerini, bilimsel yöntemin en önemli araçlarından biri olan “tümdengelim ve tümevarım” uygulamalarıyla yaratır. “Evren Türküsü” şiiri bunun en güzel örneğidir.

Yaşamdaki kötülükler,  kısmen doğal nedenlerden, kısmen de insanların birbirlerine olan düşmanlığından kaynaklanır. İnsanlık tarihinde  savaşlar ve rekabet, genellikle yiyecek sağlamak için yapılmıştır; bu yiyecekler de sadece galip gelenlerce gasp ediliyordu .  Son dörtyüz yıldır bilim sayesinde doğal güçlere egemen olma  yoluna girilmiştir. Günümüzde  insanların birbirlerine yenmek yerine, elele vererek  kendilerini doğaya fethetmeye  adamaları halinde daha rahat ve mutlu  yaşam sürmeleri mümkündür. Doğanın bazen bir dost , bazen de başka insanlarla kavgada bir müttefik olarak kabul  edilmesi, insanın dünyadaki gerçek konumunu belirsizleştirmekte ve insanoğlunun kalıcı mutluluğunu sağlayacak yegane savaşım olan bilimsel ve sanatsal  güç arayışına giden çabaları saptırmaktadır[1].

Nahit Ulvi “Evren Türküsü”  adlı şiir yapıtıyla bu saptırmaya karşı koyacak güçte bir nehir- şiir ortaya koyabilmiştir [2]: Bu şiirinde  Nahit Ulvi tam bilimsel düşünce mantığı içinde dizelerini kurar. Kitap kısaca şöyle özetlenebilir : Birinci bölüm : insanın doğuşu, doğanın insanla birlikte hareketlenişi, suyun rolü, ateşin keşfi, tanrıları yaratması, bireysel çıkarların savaşlarla beslenmesi, tarımsal  ve endüstriyel faaliyetler,vb…  İkinci  bölüm : Orta çağ karanlığının tırmanışı,insanın insanla, insanın doğayla savaşı, vb… Üçüncü bölüm : insanın kendini doğadaki diğer varlıklarla kıyaslaması, sonsuzluğu ve kendi sonluluğunu kavraması ,insanın doğaya  acımasızca kıymasının yaratacağı acı sonuç, vb… Dördüncü bölüm : Yine doğayla insan arasındaki çatışma, doğanın hunharca yok edilmesi, burnunun ucundaki mutluluğu yok eden insanoğlu, vb… Beşinci bölüm : Eserin final bölümüdür; yaşamın bakir olduğu dönemlere yönelmesi, çürümüşlükten, kokuşmuşluktan kaçış; insanın bu yok oluştaki suçluluğunu haykırır ozan . Ve umudu  kuş kanatlarını takıp göndermeden, bizzat insanın içinde tutarak bitirir şiirini :

“Çürümekteyiz

Çürümekteyiz

Çürümekteyiz

Kulak verin bize

İşte dört bir yandan taptaze

Canımız ciğerimiz yeryüzüne

Filiz filiz

Yürümekteyiz

Yürümekteyiz

Yürümekteyiz”

(Evren Türküsü)

(…)

 “İncesiniz dal gibisiniz tek tek

Birleştiniz mi bir koca orman

Uyanırsınız öyle duman duman

Yürürsünüz gün günden güçlenerek

İncesiniz dal gibisiniz tek tek”

 (Ağaç Uyandıran Rüzgarları”

Herkesin içinde mantıktan esinlenmeyen eylemlerle tüketilmesi gereken bir enerji vardır: bu enerjinin  çıkış yolunu, koşullara göre, sanatta, tutkulu aşkta veya tutkulu nefrette bulur. . Hasetlik, gaddarlık ve nefret hemen bütün  ruhban sınıfı tarafından  kutsanırken, özellikle özgür olmaları gereken şeyler baskı altında tutulmaktadır.  Çağdaş sanayi toplumunun katı disiplini –saygınlık, düzenlilik ve rutinlik- sanatsal dürtüyü köreltmiş ve aşkı/sevgiyi  verimli, özgür ve yaratıcı olmak yerine bunalıma ve gizliliğe itmiştir. İnsanlar, gençler, aşklarını, sevdalarını şair(ler)in dizeleriyle aktarma yollarını ararlar. Nahit Ulvi’nin pek çok şiiri böyle gizli sevdaların  taşınmasında, insanların sevgi ve aşka eğitilmesinde duygularına sözcüklere dökmesinde eğiticiliğini şiiri aracılığı ile sürdürmüştür. Bunun en güzel örneği “Birisi” adlı şiirinde  klasikleşir . Bu konuda gazeteci Zeynep Oral şunları yazıyor :

“Hepimizin şiir defterleri vardı. Çoğumuz saat başı şiir yazıyorduk. Duygu bombardımanlarımızı sözcüklerimizi, yan yana değil de alt alta yazmanın, yeterli olduğunu sanıyorduk. .. Gerçek şairlerin bizimkilere  benzemeyen şiirlerini okudukça, fena halde bozuluyor, kendi yazdıklarımızı yırtıp, şiir defterlerimize onların yazdıklarını yazıyorduk…(…) Bir şiir vardı ki, o hepimizin defterinde baş köşedeydi. “Birisi” adlı şiir.”[3]

Birisi

Birşey var aramızda,

Senin bakışından belli,

Benim yanan yüzümden.

Dalıveriyoruz arada bir,

İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belli,

Gülüşerek başlıyoruz söze.

 

Birşey var aramızda

Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek,

Fakat ne kadar saklasak nafile,

Birşey var aramızda senin gözlerinde ışıldıyor,

Benim dilimin ucunda

Kısacası ,Nahit Ulvi aşkı, sevgiyi özelleştirir, normalleştirir.

Bireysel, toplumsal ve hatta  uluslararası kıskançlık çılgınlığının tedavisini gerçekleştirmek, kıskançlıklara ve sınırlamalara dayalı olmayan, dopdolu bir yaşam isteğine ve başka insanların birer engel değil, birer yardımcı olabileceğin idrakine dayalı bir ahlak oluşturma da sanatın – özelde şiirin- katkısının olabileceğini pek çok işi ütopik olarak bakabilir. Ancak insanlar bir  başkasının mutsuzluğu peşinde koşacağı yerine kendi mutluluklarının peşine düşmeyi öğrenebilirlerse  bu beklentinin gerçekleşmesinde eğitimin, şiirin ve şairin önemli işlevleri olabileceği bir varsayım değildir. Nahit Ulvi’nin şiirleri bu bakış açısından da irdelenebilir :

“Elma yedim elmayım ben

Yıldızlara baktım yıldızım dedim

Kuzular yedim koyunlar yedim

Kuzudan koyundan yanayım ben”

(Çoğul Mutluluk)

Nezaket, bir kişinin veya çevresindekilerin meziyetlerine ilişkin , görüşlerine saygılı olma alışkanlığıdır. Sosyal amaçlı toplantılarda nezaketle kusur her ne kadar hoş değilse de mitleri yok etmek bakımından çok yararlıdır. Nezaket ile bağıntılı olan açık gönüllülük, kendimizi ve kendimizde olan  şeylerden üstün tutmuyor gibi davranmayı gerektirir. Böyle incelikler sakin ve dingin bir yaşam tarzı gerektirir. Nahit Ulvi nazik ve nezaketli bir insandır. Bu yönünü Atilla Er şöyle özetliyor .

“Her zaman yalın bir yaşam sürmeye özen göstermiştir, Nahit Ulvi. Hiçbir arkadaşına eleştiri oklarını yöneltmemiştir. Ancak her zaman eleştiri oklarına hedef olmuştur. O yalnızca şiir yazmak istencinin içerisinde  olmuştur. Kendi kuşağının şairlerinden uzak durmuştur.”[4](…) “Yoğun imge yüklü şiirlerden kaçınmıştır. Halkın anlayacağı bir üslup kullanmayı kendine amaç edinmiştir. Toplumun anlayamayacağı üslupta yazılan şiirlerin yeterince etkili olamayacağı düşüncesini taşımaktadır. (…) Konuları da güncel yaşamın içersindendir”[5]

Eğitim çok boyutlu bir konudur. Eğitim , toplumsal gelişim, bilgilenme, yaşam , istihdam, vb.. amaçlı olabilir. Hangi amaçla yapılırsa yapılsın eğitimin en önemli amacı, soru sorabilen, sorgulayabilen, düşünebilen, yeni bilgiler üretebilen  ve tartışabilen bir insan yetiştirebilmektir. Nahit Ulvi Akgün, eğitimcidir, felsefecidir, şairdir. Yani eğitimin  odak noktalarında rol üstlenmiş bir kişidir. Şiirin en önemli aracı sözcüklerdir. Dilinde, düşüncenin de en önemli aracı sözcüklerdir. Şair ise sözcükleri en iyi kullanabilen kişidir. Eğitimci ise sözcüklerle düşünceleri, düşüncelerle insanları yön veren kişilerdir. Şiiri, eğitimde kullanabilme açısından Nahit Ulvi Akgün önemli bir yerde durmaktadır.

T. Ayhan ÇIKIN

Milas, Eylül 2010


[1] Bertrand Russell, Sorgulayan Denemeler, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 17.Basım,2003,s.28

[2] Atilla Er. Nahit Ulvi Akgün: Yaşamı,sanatı ve eserleri. Buğra Yayınları. 1. Basım. İzmir. 1998.s. 62-63.

[3] Zeynep Oral, “Birisi”, in: Atilla Er, age, s.122-123.

[4] Atilla ER,age, s. 20.

[5] A.Er,s.23.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 174
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 447
Kayıt tarihi
: 29.01.07
 
 

Şair ve bilim insanı (Tarım Ekonomisi). 1 Ocak 1946, Muğla doğumlu. 1968'de asistan olarak girdiğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster