Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '14

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
209
 

Şimdi hakikatı görme zamanı

Şimdi hakikatı görme zamanı
 

Doktor, elim kalem tutmaz oldu, canım istemiyor. İçim yine bulanmaya başladı doktor. İçim daralıyor, doktor.

 

Öyle mi doktor? Öyle mi? Kendi içime mi döneyim? Etrafımdaki bayağılıkları, aşağılıkları, riyakarlıkları görmezden geleyim!

 

Ah doktor, ne zaman, nereye kadar? Böyle bir zaman, mekan var mı? Nasıl, ne dedin doktor? Bir seyahate çıkmak iyi mi gelir? Nereden biliyorsun doktor, bundan sana bahsetmemiştim oysa. Ben yol adamıyım. Uzun yol hem de. Günlerce, aylarca, kara parçası olmadan yaşadım. Evet, ben o zaman yaşadım doktor.

 

Doktor sen harbiden doktorsun. Nasıl da bana neyin şifa vereceğini buldun.

 

Neden karada duramıyorum, doktor. Neden? İnsan çokluğundan mı, yokluğundan mı? Karar veremiyorum. R.yi sevdim doktor, bi de yazmayı. R. kim mi? Hiç kimse doktor, hiç kimse. Öyle biri yokmuş. Ben var saymışım. Varsayalım R. var deyip, onu bi güzel kurgulamışım. R. meğer benim yarattığım bi karaktermiş. Ben sana güç verdim, gücümü sen de gördüm R. sen benim gücümü boşalttın R. hiç bir fikrin yoktu, sadece kalıplaşmış sözleri papağan gibi tekrarlıyordun. Senin Sanat Tarihi okuman ne büyük bi fiyaskoymuş. R. hayatımın fiyaskosu.

 

Her defasında enerjimi tüketiyordun. Bense enerjimi senden aldığımı sanıyordum. Sürekli filozoflardan tekrarladığın fikirlerin, seni gözümde bi yere kadar büyütmüş, sonrasında kendi küçük burjuva ahlakına yenilmen benim içimi boşaltmaya yetip, artmıştı bile.

 

Günlerce aç kaldım. Açlığın ne demek olduğunu sen bilir misin? Nerden bileceksin? O senin romanlarda okuduklarından tamamen farklı. Beni gördüğün o gün; açtım, oda leş gibiydi ve ben bunun farkına varamayacak kadar açtım. Sense, açlığın insanı insanlıktan çıkaracak kadar berbat olduğunu göremeyecek kadar toktun. Aç olmanın, parasızlığın açlık çekmenin romantik bir yanı olduğunu düşünüyordun. Söylediğine göre odada benim duymadığım ekşi bi koku vardı. Sakallarım uzamıştı. Bana o gün iğrenerek baktığını hissetsem de, sana bunu konduramadım. Sen, mükemmmel masumiyetin simgesi.

 

Sen, sadece bi zavallıdan başkası değilmişsin. Neden sevdin beni? Seni sevdiğim için. Evet, belki tutkum gözlerini kamaştırdı. Düşünsene, imla kurallarını, grameri bile bilmezken, okudum, öğrendim. Günler, gecelerce okudum.

 

Ortalama bi kolejliyi kat be kat aştım. Onların papağan gibi ezberleyip öğrendiği cümlelerinden başka bi şeyi yoktu. Bütün bu temeller üzerinde, yeni orjinal bi fikir üretemiyorlardı. Ne kadar da safmışım meğer. Neden onları gözümde o kadar büyüttüm ki. Diplomanın bi kağıt parçası olduğunu anlamam uzun sürmedi.

 

Sana, yazdığım her satırı okudum. Güzeldi, çirkindi. Hepsine burun kıvırdın. Senin gözünde sıfırdan ancak avukat, banka müdürü en nihayetinde gazete muhabiri olunabilirdi.

 

Sen de onlar gibiydin. Düşmanlarım gibi. Anne babanın fikirlerinin ötesine geçemeyen, hayatında kulaç atamayan, ancak yardım simidiyle kıyılarda debelenen biriydin.

 

B. senin hakkında söylediklerinde ne kadar haklıymış. Ama ben tutup ne yaptım; onun boğazını sıktım. Zaten onun ölümle randevusu vardı ve o hem dalga geçiyor hem de tutkuyla yaşıyordu. Umrunda olmadı biliyor musun, bu durum.

 

Yazdım, yazdım, yazdım... Parasızlığa, açlığa, üstümde adam gibi bi kıyafet olmamacasına yazdım. Sürekli dergilerden red cevabı aldım. Umrumda değildi. Umrumda olan sendin. Ama sen beni kendi kalıplarına sokmaya çalışıyordun.

Şimdi düşünüyorum da, sen yazmam için bir araçtın. Bir yanlış anlamayla başkalarının sözünü dinledin.

Neden yazdım? En az seyahatlerim kadar haz alıyordum bundan. Duygularımı ifade etmem gerekiyordu, benliğimden taşıp, kağıda dökülüyordu. Bende dursa... duramazdı onlar, dursaydı patlardım.

 

M. Bana saygı duyan, her fırsatta yardımıma koşan M, benim onun sınıfından olduğunu anladığında, bana olan saygısı kalmadı. Onun gibiydim nihayetinde, işçi sınıfından alelade bi serseri. Ulaşılmazlığım bi anda gitmişti. Kendini o kadar sefil görüyordu ki, benim de onunla aynı işi yaptığını öğrendiğinde, ben de sefilin teki olmuştum birden.

 

Serserilik ve çalışma günlerim. Serserilik günlerimde adam dövdüm, arkadaşlarıma ihanet ettim ve bol bol da içtim.

 

Ya çalışma günlerim. O çamaşırhanede çalıştığım gibi hiç bi yerde çalışmadım. Ah doktor biliyor musun, çalışmak erdem değil, kim bunu söylemişse bundan büyük çıkarı olan seni beni çalıştırıp üzerinden para kazanan pisliğin teki.

 

Çok çalışmak beni insanlıktan çıkardı. Sadece iki lokma yiyip, uyuyordum. Bırak okumayı, düşünemiyordum bile. Çalışmaktan, bir hayvana dönüştüm. Neden mi çalıştım doktor, zaman kazanmak için. Zaman satın alıp, onu yazarak geçirmek istiyordum. En sefil, en aşağılayıcı bi şekilde çalıştım.

 

Evet, doktor kimse inanmadı bana, benden başka. İnancımı hiç yitirmedim. En büyük değerin kendine inanmak olduğunu anladım doktor.

Demiştim, dergiler adamı sömürüyor. İki kuruş parayı vermemek için ne pislikler yaptıklarını bilsen. Döve döve de aldım paramı.

 

B. ne mi oldu? Öldü doktor, öldü. Bunu istiyordu. Bana inanan tek kişi oydu. Güç veren. Bi otel odasının köşesinde öldü.

 

Ne yapayım doktor söyle şimdi bana? Bana zırnık değer vermeyen yayınevleri, romanım basılıp da, çok satmaya başladığında, şerefime yemekler düzenlediler. Umrumda değil. Hayır, doktor hayır umrumda. Bu böyle olacaksa, ben neden bütün bunları, bunca acıyı çektim.

 

Sonra?

 

Eski arkadaşlarımla yedim, içtim hediyeler aldım.

 

Ama sonra ne oldu biliyor musun doktor? Koskoca bi hiçlik kapladı içimi. Bak, işte şurası doktor, ilacı var mı bunu sence? Var mı? En çok sevdiğim şeyi mi yapayım. Evet, doktor haklısın, kıyıda kalmak bana göre değil, denize gitmeliyim, denize...

 

Doktorlara inanma derlerdi de, inanırdım. İnanırım ben doktor. Beni inancım buraya getirdi. En tepeye, sonra da boşluğa.

Evet doktor, mavi nedir bilir misin, köpüren dalgaları, fırtınaları. Ya kapkara gökyüzü. Sanma ki gökyüzü, deniz, hep mavidir. Bütün bunları denizde olduğum zaman gördüm. Gökkuşağının bütün renklerini ayrı zamanlarda gördüm. Deniz de öyle. Deniz sana her şey verir. Bütün istediğini. En azından benim istediğimi.

 

Doktor, sana çok uzaklardan yazıyorum. İyi ki söylediğini yapmışım. Sağol doktor. Şu anda güvertedeyim, hava serin, deniz masmavi.

 

Hoşça kal doktor, hoşça kal. Dünyada görebileceğim her şeyi gördüm. Şimdi denize atlayıp başka diyarları görme zamanı. Benim mekanım burası. Biliyordum. Bunu öğrenmem için karada acı çekip, cenneti de cehennemi de görmem lazımmış. Cennet ne, cehennem ne?

 

Şimdi hakikatı görmeye gidiyorum, hoş çakal.

 

Martin Eden

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

özlemişim yazılarınızı tekrar okumayı... sevgiyle kalın.

Emine Zaimoğlu 
 13.04.2016 10:59
Cevap :
İlginize teşekkür ederim, sevgiler...  14.04.2016 17:39
 

J.London öldükten on yıl kadar sonra, bir gazeteci; onun yaşadığı, eserlerinde anlattığı yerleri bir bir gezip izini sürer. Gittiği küçük bir Okyanusya adasındaki yerlilere "Jack London adlı yazarı tanıyor musunuz?" diye sorduğunda onu tanıyan kimse çıkmaz. Çok tuhafına gider. Çünkü adada gördüğü her şey kitabında anlattığı gibidir. Üstelik kendisinden bahsettiği bazı yerliler de gerçekten yaşamaktadır. Sonra aklına, yanında taşıdığı bir kitabının arka sayfasındaki fotoğrafını göstermek gelir. Bu defa herkes tanıdığını söyler. "Ama daha önce tanımadığınızı söylüyordunuz bu adamı?" diye sorunca, mesele anlaşılr. Yerliler "Sen roman yazarı J.London diye soruyordun. Bu adam yazar filan değildi ki? Usta bir denizciydi." Demem o ki, J.London Alaska'da altın arayan bir maceraperest iken, Kanada'da bir Kızılderili, ya da Okyanusta bir denizci olacak kadar düşüp kalktığı insanlarla aynı yaşamı paylaşmış, onlardan biri olmayı becerebilmiş ender yazarlardan biriymiş. Zevkle okudum, eline sağlık

hazandagüzeldir 
 29.01.2014 19:56
Cevap :
Bu kadar egosunu sıfırlamak, kendisini yaşadığı yerdeki insanlarla bütünlemesi, inanılır gibi gelmiyor.Ne kadar yazdıklarını içselleştirmiş,karakteri ve yazılarıyla bu kadar örtüşmüş olmasına gerçekten saygı duydum. Ve ona dair aktardığın bilgi için teşekkür ederim. Onun hakkında yeni bir bilgi öğrendim. Yorumuna teşekkür ederim. Selamlarımla.   30.01.2014 20:56
 

Seçkinlerin yozlaşmış dünyasında yapay mutluluk gösterileri yapmaktansa; yoksullarımın doğal dünyasında küçük şeylerle sevinç duymayı yeğlerim...Selam ve sevgilerle...

Mesut Selek 
 26.01.2014 21:20
Cevap :
Yüzeysel ve sığ yaşamlar hakikaten dayanılmaz. Yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar.  27.01.2014 17:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 980
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

Hepsi kurgu... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster