Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
330
 

Sokakta kavga çıkarana döner- ekmek kampanyası!

Sokakta kavga çıkarana döner- ekmek kampanyası!
 

Sanki bu ülke hep güllük gülistanlık oldu. Sanki sokaklarda hiç çatışma, vurma, vurulma yaşanmadı. Sanki, askerlerimiz, bazen silahlıyken, bazen de silahsızken şehit edilmedi..

Bugüne kadar sokak kavgalarında beş binin üzerinde insan birbirini kırdı. Terörle mücadelede kırk bin insan kaybımız var. Ama bu ülke bölünmedi, parçalanmadı. Bu ülkenin sağduyulu insanı bu "karıştırmalara" yüz vermedi. Evlat acısını bile sineye çekip ülkesinin milli birlik ve kardeşliğinin arkasında durdu.

Şimdi, belli merkezlerin kışkırttığı ya da parayla kiraladığı bir takım uçuk tipler çapul yapıyor, cam kırıyor diye ülke "savaş alanı" imiş gibi yansıtılmak isteniyor. Maksat belli... Bir yerlerden bir fırsat bulup da meşru hükumeti düşürüp yerine geçebilir miyiz uyanıklığı...

Ama, bunu yemiyoruz artık... Aslında geçmişte de yemiyorduk halk olarak.. Nitekim (netekim paşa da dahil olmak üzere) hiçbir darbeyi halk istemedi. Mecliste milletvekili olduğu halde, bugün sıkılmadan "halk isterse ihtilal olur" diyen zihniyet, hiçbir zaman bu zevki tadamadı... Çünkü bu halk her şeye rağmen darbenin arkasında olmadı.

Darbeleri, bugün de zaman zaman ortaya çıkıp "ordu göreve" çağrısı yapan belli azınlıklar istedi, destekledi. Onlar, darbeli ortamlarda hem narsist nefislerini tatmin ettiler; hem de keselerini doldurdular. Bu yüzden, o "mutlu günlerin" yeniden yaşanması için, sokaklarda taş atan bir kaç çocuktan bile medet umar hale geldiler.

Dolapderedeki olaya bakın, "ben sokakların çöpçüsüyüm" diyen birine, meçhul bir şahıs, siyah bir ciple gelip 5000 lira ve bir silah veriyor; sonra da bununla karşıdakilere ateş edeceksin, diyor. Adam da rüyasında bile göremeyeceği parayı görünce istenileni yapıyor. Dahası, "bana beş yüz lira ver, savcıyı rehin alayım" diyordu televizyoncuya.

Bu işleri tezgahlayanların hem güçlerinden, hem ince fikirlerinden çok şey kaybettikleri anlaşılıyor. Yakında, "kavga çıkaranlara döner-ekmek" kampanyası başlatırlarsa şaşmam..

Doğulusuyla Batılısıyla; Türküyle, Kürdüyle; Alevisiyle, Sünnisiyle bu ülkenin insanı "tezgahçılara" itibar etmiyor. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın bu ülkeyi bölemeyeceksiniz. Ağzınızda geveleyip durduğunuz "ülke bölünüyor" lafları, aslında "dervişin fikri neyes, zikri de odur" sözünün bir örneği... Hem sizin dervişlikle bir alakanız olmadığı halde...

Türkiye güçlendikçe, önünü kesmek isteyenler güçsüzleşiyor. Sonunda ayakta duramayacak hale geleceksiniz. Dahası, sizleri birer "mumya" olarak, "sahte kahramanlar" müzesinde ziyaret edeceğiz birkaç yıl sonra...

Çocuklarımız görsün de ibret alsın diye, duracak suretleriniz oralarda...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

soy adi icin buyuk bir ozur.Darbe ve askeri idareyi tasvip etmedigimi belirterek; o gunun sartlari icinde dusunuldugunde cogunluk onayladi. Sonrasinda idarenin biciminin yanlisligi ve sekilin yanlisligi anlasildi.Ulkede kimse boyle bir idare tarzini istemez ve hak etmez. Bi tarihte bir gazeteci ortagi oldugum firmadan reklam vermesini istedi. Kibarca red ettik.Ertesi gun buyukce bir bizim ithalat yolsuzlugu yaptigimizi belirtir koca bir yazi cikti gazetesinde.Tegzip mehkeme derken is sulh oldu ama camuru atti ve izi kaldi.Simdi butun gazeteciler namussuzmu? Elbette hayir bir tanesi. Yani kurumlar degil.anlatmaya calistigim nokta bu. Saglik ve saygiyla

Newyorker 
 18.12.2009 1:41
Cevap :
Aynı şeyden söz ediyoruz Sayın newyorker..Gazeteciler içinde sizin gazeteci neyse, askerler içinde cuntacılarda odur...Selamlarımla.  18.12.2009 10:33
 

sanirim yasiniz eylul sonrasi yeni anayasa oylamasi ve evren'in cumhurbaskanligi seciminde oy kullanmaya musait. Bir dusunun bakalim oyunuzun rengi ne idi? Saglik ve saygiyla

Newyorker 
 17.12.2009 20:10
Cevap :
Sayın newyorker, soyadımı başka bir aliyle karıştırmışsınız ama önemli değil..Ben Anayasa oylamasında asker olduğumdan oy kullanamadım ama kullansaydım hayır diyecektim..Nedeni de darbe anayasası olmasıydı elbette...Ayrıca, halkın bu anayasaya evet demesi darbeyi desteklediği anlamına gelmez..Halk memleketin huzur ve sukununu ister..Olmuş bitmiş bir darbeden sonra, yapılabilecek en iyi şeyi yaptı.Selamlar  17.12.2009 22:49
 

Merhaba...Bugün de ya televizyonda duydum ya da gazetede okudum. Güneydoğu'da polise taş atan çocuklara da bu iş karşılığı üçer lira veriyorlarmış(her halde çok küçüklere, çünkü büyükleri bu ücrete çalışmaz:)))..Polise gelince...Size gerçek bir olay anlatayım. İzmir'de sivil gezen bir polisin cep telefonunu çarparlar.Yer İzmir'in ünlü çarşısıdır(adı şu anda aklıma gelmedi).Hırsızlar telefonunu çaldıkları adamın polis olduğunu bilmezler. Aradan üç saat geçmeden cep telefonu bulunur. Sizin telefonunuz çalınsa acaba bulunur mu?? Demek istediğim; polisin de görevini yaparken, bazı şeyleri bilmesine rağmen, bazı hallerde hareket serbestisi yok...Dün akşam televizyonda, polisin önünde bir adamı dayaktan bir güzel benzettiler ama, hemen yanlarında cep telefonu ile konuşan polis, müdahale etmek bir yana olaya bakmadı bile, sonra uzaklaştı gitti. Olisin de anlaşılmayan bazı hareketleri var. Selamlar.

cdenizkent 
 17.12.2009 18:03
Cevap :
Haklısınız deniz bey..Ailemde en yüksek mevkilerden sıradan polise kadar pek çok insan var..Onların da kayıtlı olduğu kurallar olduğunu biliyorum. Sanmayın ki, sırf polis diye her şeye müdahele yetkileri var..Öyle değil..Örneğin, Emniyetin önünde dayak yiyen adama nöbetçi polis müdahele etseydi. Diyelim ki bu da Merkeze saldırı amaçlı bir terörist tezgah olsaydı..Yani nöbetçi bir şekilde devre dışı bırakılıp bombalar atılsaydı..O zaman ne derdik? Polis görev yerini terketmemeliydi, derdik...Yani bunlar çetrefilli işler..Haber yapmak kolay tabii de, yaşamak zor...Selamlarımla..  17.12.2009 20:10
 

Değerli Ali Bey, bugüne kadar, kimi körler ve sağırlar, bu cennet ülkemizin ve halkının sırtına binmiş adeta saltanat sürmekteydi. Bu nedenle; kendilerinden başkaca kimselerin, ne ithalat, ihracat, ne büyük ölçekte sanayicilik ve ticaret yapmasına, özellikle de medyada yer almamasına gayret edilirdi. Hatta devlet tarafından ülke kalkınması için halkın sırtından sağlanan teşvikler, ahbapların dışında kimselere verilmezdi. Elbette kendi kontrollerinin dışında bir sermaye olmadığında da, kimsenin sesi çıkmayacak, tehlike olmayacaktı. Ancak; Onlar adına tüm korkulanlar gerçekleşti. Bir orta sınıf sermayesi ve bilinç oluştu. Halkımız şunu da gördü; Demokrasi yoksa fakirlik, zulüm var. Bu nedenle, açılıma "hayır " diyenler tekrar, tekrar düşünmelidirler. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 17.12.2009 17:32
Cevap :
Mehmet bey, 1984 yılında heveslenip bir Murat araba almıştım, Serçe marka...Tabii o günün şartlarında elde avuçta ne varsa peşinata verdiğimiz gibi, iki kişilik maaşımızın nerdeyse tamamını da taksit olarak ödedik. Şimdiki hesaplarla o Şerçeyi elli-altmış milyara almış oluyorduk..Ama benim asıl söyleyeceğim başka; sıfır araba olduğu halde, bu arabanın sol aynası bile yoktu..Dikkat edin sağ değil, sol ayna yoktu...Bu aynayı da ayrıca para vererek taktırdım servise..Yani, bu salatanat yıllarından sonra, bir de bugünlere bakınca, saltanatı bozulanların ülkenin düzenini bozma çabaları anlaşılıyor...Katkınız için teşekkür ederim..Selamlarımla..  18.12.2009 19:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1640
Toplam yorum
: 4244
Toplam mesaj
: 224
Ort. okunma sayısı
: 792
Kayıt tarihi
: 19.01.08
 
 

Edebiyat, kamu yönetimi ve gazetecilik tahsili... 27 yıllık eğitimcilik hayatından sonra emeklili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster