Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
349
 

Sol çıkışını arıyor mu? (11)

Sayın Haluk Şahin’in birçok analizi doğru… Ama CHP’ye karşın yeni parti girişimlerinin başarılı olması olanaksız… Benim için zararı yok. Başarılı olacaksa ve liberalizme kaymayacaksa yeni bir parti de olabilir. Ama gerçekçi olmak gerekir. En doğrusu, en akılcısı, CHP’nin dönüştürülmesidir. Bunun için de yönetime yeni kan gereklidir. En azından, Baykal’ın çevresindekilerin büyük bir çoğunluğu değiştirilmelidir. Adını vermeyeceğim bu bilinen insanların kimileri, halka sevimsiz geliyor. Hatta CHP’lilerin çoğuna da sevimsiz geliyor. Kimilerinin ise varlığı ile yokluğu belli değil. Aslında bunların, kendi istençleriyle çekilmeleri daha şık olur. Böylelikle Genel Başkanı, ağır bir yükten kurtarmış olurlar. Çekilmezlerse, Baykal’ın bunu sağlaması gerekir.

10 Aralık Hareketi, soldaki kitleselleşmeyi büyütme amacındaysa CHP’yi temel almak zorundadır. Aksi durumda, başarı olasılığı yok.

Sayın Baskın Oran’ın sol hakkındaki uçuk düşünceleri ile uğraşmayacağım. Siyasetle ilgilenen herkes bu uçuk düşüncelerin neler olduğunu biliyor zaten. Bu nedenle üzerinde durmuyorum. Ancak “Sayın Gül’ün Ermenistan’a gitmesi” konusunda bir soru soracağım. Hangi solcu lider; ülkesinin sınırlarını tanımayan, topraklarında gözü olan, halkını soykırımla suçlayan ve tüm bunlar yüzünden diplomatik ilişki bile kurmadığı ülkeye gider; ya da cumhurbaşkanının gitmesine olumlu bakar?

Ergenekon konusunda ben de CHP’yi ve Sayın Baykal’ı eleştiriyorum. Bu davaya bulaştırılmak istenen yurtsever insanları, elbette savunmak gerekir. Ancak daha hiçbir şey açıklığa kavuşmadan avukatlığa soyunmak yanlış olmuştur. Erdoğan’ın kışkırtmalarına kapılmamalıydı. Bekleyip durum aydınlanınca tutumunu belirlemeliydi.

Sermayenin vurgununun, yatırıma dönüştüğünü söylüyor Sayın Oran. Bu nedenle emeğin güçleneceğini… Dünyada böyle oluyor ya, Türkiye’de de böyle mi? Vurgunlar yatırıma falan dönüşmüyor ülkemizde. Yatırımdan daha kârlı işler var bizde. Devlet arazilerini bir’e alıp on’a satmak gibi… İthalat şirketleri gibi… Hazine bonosu gibi… Sermaye sahibi neden yatırım yapsın? Grevle, toplu sözleşmeyle, sigorta primiyle, vergiyle neden başını ağrıtsın. AKP döneminde hangi yatırımlar yapıldı üretime yönelik? Cumhuriyet tarihi boyunca yapılandırılan devlet kuruluşları nerde şimdi? Bu kuruluşların satışından elde edilen paralar nerde? Borçlar da katlandığına göre, buharlaştı mı alınan paralar?

Baskın Oran’a son bir soru: Sizin tanımladığınız solculuğun liberalizmden farkı ne? Öyle önemli bir farkı yoksa sol partiye ne gerek var? Liberal partiler yeter de artar bile!

Sayın Erol Tuncer de, Lider olamadığı için CHP’den kopanlardan… Sadece bu değil elbet; başka gerekçeler de vardır. Ankara Belediye Başkanlığı adaylığına, kendisinin değil de Murat Karayalçın’ın gösterilmesi gibi… Gerekçe ne olursa olsun; tutumuyla, partiye zarar vermiştir sonuçta. Her fırsatta, kendi içerisinden taşa tutulan bir partinin başarı sağlaması beklenebilir mi?

1999’dan beri CHP’den ayrı olan Sayın Tuncer, ne yapabildi CHP’yi yıpratma çabalarından başka? Yılların siyasetçisi olarak bunu düşünmeli… Yeni bir parti kursa ne yapabilecek? Bence hiçbir şey…

SHP’nin yoksulluk projesinden haberi var; ama CHP’ninkinden yok. Adının birebir aynı mı olması gerekiyor yoksa? Son seçim bildirgesini okumamış olamaz. Okumuş da anlamamış hiç olamaz. Peki, CHP’nin projelerini görmezlikten gelmesinin nedeni ne? Bunu kendisi yanıtlamalı… Bunu bırakalım bir kenara. Madem en önemli proje yoksulluk projesidir; bunu da SHP Gerçekleştirmiştir; neden bu partinin oyu %1’lerdedir? Belki o kadar da değildir.

CHP’nin 1992’de yeniden açılışında, eleştirilmesi gereken Merhum Erdal İnönü’dür. Yasak kalktığında yapması gereken, SHP’yi CHP’ye dönüştürmekti. Ama bunu yaparsa, hükümet ortaklığı zora girecekti. Çünkü Baykal ve arkadaşları bu ortaklığa, başından beri karşıydı.

Solun erimesinde bu ortaklığın, Demirel’in Cumhurbaşkanlığına destek olmanın ve daha sonra Çiller’le Karayalçın ortaklığının büyük etkisi vardır. Baykal’ın sözü dinlenseydi de SHP-DYP ortaklığı kurulmasaydı ve CHP’de birleşilseydi; büyük olasılıkla, sonraki seçimde birinci parti olunurdu. SHP’nin CHP’ye katılmasını önleyen Baykal değildi. SHP içerisindeki ağır topların tüm baskılarına karşın, birleşmeye yanaşmayan Erdal İnönü’ydü. İnanmayanlar, Şaban Sevinç’in “Yenilmiş Komutanlar Müzesi” adlı kitabına bakabilirler. Bu kitabı okuyanlar, başka gerçekleri de anımsayacaklardır. Özellikle, CHP’yi terk edenler hakkında…

Bu konuda Ecevit’in de büyük sorumluluğu var. CHP yeniden kurulduğunda, partinin başına geçmesi önerilmiştir Ecevit’e. Ama 1980’den sonra; Ecevit’in kişisel ün kazanma hastalığı zirvededir. Atatürk’ün CHP’siyle değil, kendi başyapıtı gibi gördüğü DSP ile anılmak istemektedir.

Yolda rastlayanlar, telefon açanlar “Niye boş oturuyorsunuz, biz ümidimizi sizlere bağlamışız, niye bir şey yapmıyorsunuz” diyorlarmış Erol Tuncer’e! Bunca umut varsa dokuz yıldır neden kulak vermiyor bu seslere? Çünkü yapabileceği hiçbir şey yok; soldan %1’lik bir parça daha koparmaktan başka… CHP’den kopanların tümünün yaptıkları, yapacaklarının aynasıdır. Her seçim döneminde, CHP’yi yıpratmak için var güçleriyle çalışacaklar. Başarısını engelleyecekler. Arkasından, partiden milletvekili koparma çabalarını başlatacaklar. Ya da kopmaları bekleyip yeni parti kurmaya çalışacaklar. Sonuç, yeni bir bölünme, yeni başarısızlıklar yaşama… Göreceksiniz bunların aynısı yaşanacak. Ben de bu insanlara saygı duyacağım, öyle mi? Yıllarını siyasetin üst kademelerinde geçirecekler. Hata üstüne hata yapacaklar. Benim ve benim gibilerin umutlarını, kendi hırslarına kurban edecekler. Bir de saygı bekleyecekler. “Kusuruma bakmayın” bile diyemem. Kusuruma bakın. Görecek gözünüz ve yüreğiniz varsa…

Yeni kurulacak partide yer almak için ilk şartını şöyle açıklıyor Sayın Tuncer: “O partinin kimliği benim kafamdaki sosyal demokrat tanımına uymalı.” Yüz tane sosyal demokratı toplayıp sosyal demokrasinin tanımını sorsanız; doksan ayrı tanım çıkar ortaya. Bir de tümüne, bir partiye katılma koşulunu sorsanız; yüz tanesinin de ayrı ayrı koşulları olduğunu görürsünüz. Buyurun kurun bir parti!

Not: On ikinci bölümde Sayın Murat Karayalçın’ın düşüncelerine yanıtlarım olacak.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 732
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Emekli Öğretmenim. Anadolu Üniversitesi, AÖF, Eğitim Önlisans Programı mezunuyum. İlgi Alanım: Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster