Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '17

 
Kategori
Spor Eğitimi
Okunma Sayısı
86
 

Spor Dediniz de...

Her şeyin bir anda biteceğini hissediyor ve bekliyordum. Savaş boyalarımı daha kararlı sürüp, silahlarımı kuşanıp her gün isteksizce ve bir o kadar da kararlı bir şekilde gidiyordum er meydanına. Her gün binlerce yükü yüklenip, hafif yaralarla geri dönüyordum yuvama. Kilo kaybetmiş, sağlık sorunları yaşamaya başlamıştım. Bunun bir sonu olacağını biliyor, hissediyordum. Her ne hikmetse o gün er meydanına giderken, bugün son günüm olduğunu bir şekilde biliyordum. Ve o an geldiğinde kan ter içindeydim, hafif yaralar almıştım ve yorgundum. Buna rağmen savaşmaktan vazgeçmiyorum. O an geldiğinde ise son kozumu oynayıp, son mücadelemi verip savaşı bıraktığımı ilan ettim. İlk işim savaş kıyafetlerimden ve zırhlarımdan kurtulmak oldu. Er meydanından çıktığımda üzerimde ki yüklerinde kendiliğinden indiğini fark ettim. Son olarak eve gidip savaş boylarımı sildim. Yeni bir gün yeni bir sayfa açmaya hazır ve mutluydum.

Ertesi gün huzurlu, mutlu bir güne başladım. Savaş artık benim için bitmişti. İki gün içerisinde kendimi toparlamaya başladım. Moralim düzgün olunca sağlığımda düzelmeye başladı.  Daha güler yüzlü, daha paylaşımcı oldum.

Birkaç gün sonra benim için çok değerli bir arkadaşımın yanına gittim. Savaştığım süre boyunca ihmal ettiğim dostlarımdan biri olduğu için, hem gönül almaya hem de özlem gidermeye gitmiştim. Hiç aklımda olmayan bir şeyi emri vaki bir şekilde önüme sundu. 

Kendisi, dansı ve sporu özümsemiş ve yaşam biçimi haline getirmiş özel biri. Nedense bu tarz insanları özel olarak adlandırıyorum. Çünkü bana göre dans eden, spor yapabilen ama bunu bir görev bilinciyle değil, sporu ve dansı yaşam tarzı haline getirmiş kişiler özel kişilerdir. Mehmet Raci Tektaş da o özel insanlardan biri ve yalnız değil. Kendisi gibi sağlıklı yaşamın önemini benimsemiş diyetisyen arkadaşı Esra Abut ile birlikte kurdukları, alanında idealist ekip arkadaşlarıyla, sağlıklı yaşamı kendilerine özel geliştirdikleri sistem ile diyet, egzersiz, dans ve fizyoterapi’yi bütünsel olarak ele alıp üyelerine ayrıcalıklı sağlıklı yaşam deneyimini sundukları Wes Yaşam Kulübünü hayata geçirdiler. Bence çok da iyi bir şey yaptılar. Çünkü birazdan paylaşacaklarımdan sonra sizde benim gibi düşüneceksiniz.

Orayı ziyaret etmek çok keyifli bir şeydi ama öğrenci olarak gittiğimde daha keyifli olduğunu fark ettim. Bakış açım tamamen değişti. Bir kere diğer spor salonlarından farkı olarak kapıyı açtığınız an huzur sizi karşılıyor. İçerideki müzik hemen yanı başınıza gelip ruhunuzu ele geçiriyor. İstemsiz bir şekilde yüzünüze hoş bir gülümseme yerleşiyor.  Güler yüz, ilgi, alaka kısmına hiç değinmeye bile gerek duymuyorum.  

Soyunma odasına gittiğimde heyecanlandığımı fark ettim. Üzerimi değiştirip salona geçtiğimde de daha çok heyecanlandım. Daha önce de spor deneyimlerim olduğu halde, bu yapacağım farklı bir spordu, hakkında çok bir bilgiye sahip değildim. Heyecanın üzerine merek da eklenince sabırsız bir şekilde beklemeye başladım.

Öz güveni yüksek biri olmama rağmen öz güven eksikliği hissettiğim gerçeğini saklayamayacağım. Çünkü insanın ayna karşısında kendini görmesi ve bir şeyler yapması üstelik yanında hiç tanımadığı kişilerle; kesinlikle öz güven gerektiriyor. Bu da heyecana artı bir heyecan katıyor. Şarkılar çalmaya başladığında kalbim yerinden çıkacak zannettim. Tüm seans boyunca da aynada kendimi görmekten büyük rahatsızlık duydum.

Kendimi esnek zannederdim, değilmişim.

Hareketleri, hızlı ve etnik bir şekilde yapacağımı da hiç bilmiyordum.

Bir anda havaya zıplayıp aynı anda yerde şınav pozisyonuna geçtiğimi görmek beni çok şaşırttı.

Seans sonunda kendimi profesyonel bir boksörden dayak yemiş gibi hissettim.  Yüzümde sersem bir gülümseme ile soyunma odasına gittim. Arttık gücümün son demlerinde olduğumun farkındaydım. Üzerimi zor da olsa değiştirdim. Eve gitmek ise tam bir işkenceydi. Dolmuştan indiğimde şoförden beni yere yatırıp eve doğru yuvarlamasını istememek için kendimi zor tuttum. Eve girmek için çıkacağım o üç basamak gözüme, Everest’in tepesine çıkmak gibi göründü. Everest’in tepesine nasıl çıktım, nasıl üzerimi değiştirip duş aldım, kendimi nasıl yatağa attım işte bunlar kopuk bende…

Tüm vücudum, tüm kaslarım çalışmıştı. Çalışmayan hiçbir zerrem kalmamıştı. Buna alışık olmayan bedenimin acı çığlıklar atması, isyan etmesi çok normaldi.

Bir sonraki derse toparlanmış ve dinlenmiş bir şekilde gittim. Daha meraklı, daha hırslı ve enerjik olmamda ayrı bir konuydu. Özellikle şarkılar ayrı motive ediyordu. Bu sefer daha keyif aldım. Yapılan hareketleri, kendimce daha iyi yapabiliyor olmak ayrı bir haz verdi. Hatta ders bittiğinde neden bitti ki dedim.  O anda yaptığım sporun bana bağımlılık yaptığını fark etmedim. İlk dersin sonrasında yaşadıklarımdan dolayı dersi bırakmadığım içinde kendimle gurur dudum.

Katıldığım her derste, kaybettiğimi düşündüğüm özgüvenim yerine geldi. Yaptığım spordan daha bir keyif aldım. Aynalarla da barıştım. Vücudumun her bir noktasının çalıştığını görmek tüm vücudumun nefes aldığını düşünmemi sağlıyordu. Yeniden nefes aldığımı hissettim. Yemek yeme alışkanlığım kendiliğinden düzeldi. İştahım açıldı. Özellikle o müziklerin sadece bizi motive etmekle kalmadığını, aynı zamanda ruhuma da iyi geldiğini gördüm.  Derse mutsuz ve ağlamaklı geldiğim bir gün bunu net bir şekilde anladım. Üzerimi değiştirip ayna karşısına geçtiğimde o kötü ruh hali üzerimdeydi taki müzik başlayana kadar. Karamsar ruh halim anında kayboldu, sanki o an ayna karşısına Amazon Asuman geçmişti.  İsteksiz gittiğim spordan büyük bir keyif alarak çıktım. Hatta çıkışta o kötü ruh halinin kaybolduğunu görmek ayrı bir keyif verdi.

İlk bir aylık süreçten sonra Erol Güncek hoca ile ders yapacaktık. Erol hoca da spora kendini adamış, tutku ile bağlanmış ve buna iş gözü ile bakmayan profesyonel biri, haliyle insan elde olmadan tedirgin oluyor. Sonuçta aynalarla yeni barışmış biriyim. Ve ne kadar sevip eğlensem de tam olarak yapamadığım sporun içerisindeyim.

Derse başlamadan önce Erol Hoca gelip hepimizle tanıştı ve kendisini tanıttı. Tek tek sağlık durumumuzu sordu. Tekrar bir şekilde ders hakkında kısa bilgi verdi. Sohbet esnasın da üzerimde ki o stresin gittiğini gördüm. Erol Hoca, sanki dersi ilk defa yapıyormuş gibi güzel bir enerji ve heyecanla başladı. Anında o enerji bana da geçti. Hiç birimizden gözünü kaçırmıyor zorlandığımız hareketlerde yanımıza geliyor ve destek oluyordu. Bu sayede dersimiz daha verimi ve daha keyifli geçti.

Birçok sporu denedim; Zumba, Fitness, Plates gibi… Ama hiç biri beni bu kadar kendisine bağlamadı.

Kısa sürede aşık olduğum bu sporun ismi Strong  By Zumba. Müzik ve hareketin birbirine uyumlu olabildiği tek egzersiz programı denilebilir. Saatlerce işkence gibi antrenman programlarından kurtulmanın tek yolu çünkü içerisinde; hız, çabukluk ve kuvvet var.  Bu sayede vücudun her bir noktası çalışıyor. Ve ders sonunda da yağ yakımı devam ediyor. Ve tüm bunları müzikle uyum içerisinde yapabilmek ayrı keyif veriyor. Attığımız her yumruk ve tekmenin efekti ile daha motive oluyoruz.

En önemlisi ise kısa sürede vücudumun gerildiğini ve sıkılaştığını görmek büyük mutluluk.

Kısacası denemediyseniz ya da henüz bu sporla tanışmadıysanız hemen harekete geçin. Eminim kısa sürede bağımlısı olacaksınız.

Bu sporla beni tanıştıran değerli arkadaşım Wes Yaşam Kulübü’nün Kurucu Eğitmeni Mehmet Raci Tektaş’a sonsuz teşekkürler. Tabi ki tek teşekkür sadece ona değil. Her ay düzenli olarak vücudumuzdaki değişiklikleri yakından takip eden Diyetisyen Esra Abut’a.  İçindeki kocaman pozitif enerjisi ile bize destek olan; sadece hoca değil, aynı zamanda arkadaş ve kardeş olabilen Egzersiz Koçumuz Erol Güncek’e, öğrencisi olmadığımız halde hepimizi yakından tanıyan, güler yüzü ve samimiyeti ile bizleri karşılayan Genel Koordinatör Merve Özden’e, Wes Yaşamın  ve üyelerinin daha huzurlu olmasını sağlayan Fizyoterapist Gözde Peker’e ve Wes Yaşam Kulübü’nü aile ortamımız gibi benimseyen, hem spor yapıp, hem eğlenen üyelerine sonsuz teşekkürler.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 127
Kayıt tarihi
: 16.05.14
 
 

Yazmak heves, yazmak tutku... Sadece amatör yazar, İçinden geldiği gibi yazar... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster