Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '16

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
3389
 

Tanya (Zoya Kosmodemyanskaya) -1

Tanya (Zoya Kosmodemyanskaya) -1
 

Tanya (Zoya Kosmodemyanskaya)


Tanya (Zoya Kosmodemyanskaya) (1923-1941)

Adı, Zoya Anatolyevna Kosmodemyanskaya….

Zoya, “yaşam” demek…

Rusya’nın güneyinde ki Gavrilovsky’de 13 Eylül 1923’te doğdu.

Ortodoks rahipler çıkaran bir aileye mensuptu. Dedesi rahip Pyotr Kosmodemyansky, yaptığı muhalefet nedeniyle Bolşevikler tarafından 1918’de öldürüldü.

Babası Anatoly de teolojik okudu ama mezun olmadı; çünkü aile Sibirya’ya taşındı. Babası kütüphaneci oldu. Annesi Lyubov öğretmendi.

Aile 1930’da Moskova’ya döndü.

Zoya, okul çağında kitaplara düşkün oldu; edebiyatı çok sevdi. Tolstoy, Puşkin, Lermontov gibi Rus edebiyatçılar ve Cervantes, Dickens, Goethe, Shakespeare, Moliere okudu.

Okudukları hakkındaki düşünceleri defterine yazdı: “Shakespeare’in trajedilerinde bir kahramanın ölümüne her zaman yüksek ahlaki bir zafer eşlik ediyor.”

Genç yaşında Beethoven ve Çaykovski dinledi.

Sovyetler Birliği Komünist Parti gençlik örgütü “Komsomol”a katıldı.

Hitler, 22 Haziran 1941’de “Barbarossa Harekâtı” emrini verip, Naziler Sovyetler Birliği’ni işgale başlayınca, genç Zoya gönüllü olarak askere yazıldı. Annesi vazgeçirmeye çalıştı, dinlemedi: “Düşman bu kadar yakınken başka ne yapabiliriz?”

İşgal altındaki bölgelerde oluşturulan düzensiz askeri güçlere katıldı; yani Partizan oldu; “Tanya” kod adını aldı.

Tarih:27 Kasım1941.

Zoya/”Tanya”, bir Alman süvari alayının konuşlu olduğu Petrischevo köyünü yakmak için emir aldı. At ahırları ve evleri ateşe vermeyi başardı.

Ancak, bir Rus, Alman işbirlikçisinin ihbarıyla yakalandı. Yakalandıktan sonra tecavüz edildi. Naziler ona çok soru sordu. Aşağılandı. Ve sistematik ne varsa uygulandı ama o hiçbir şey söylemedi. Tek bir sır vermedi.

Gece boyunca yapılan işkence ve tecavüze rağmen konuşmadı. Ona adının ne olduğu sorusu idi. "Benim adım Tanya" dedi.

Ertesi sabah ilçe merkezine götürüldü ve idam edildi. Gülümseyerek çıktığı sehpasın da son sözleri şu oldu:

“Yoldaşlar! Neden bu kadar kasvetlisiniz? Ölmek için korkmuyorum! Halkım adına öleceğim için mutluyum!”

Onu darağacına götürdüklerinde hayatının son cümlesini söyledi:

O askerlere tek bir şey söyledi:

"Hepimizi, 190 milyon kişiyi asamazsınız!"

Ve astılar...

Adım Tanya demişti ama değildi.

Bu kadının gerçek adı "Zoya Kosmodemyanskaya" idi.

Öldükten sonra Rus'ların en saygın kadın kahramanlarından biri oldu.

Ağzından tek bir sözcük alamayan Naziler onu 29-Kasım 1941 de astılar.

Sovyetler Ordusu Ocak 1942’de bu toprakları ele geçirene kadar, Zoya/”Tanya” idam sehbasında asılı kaldı.

Kısacık bir ömrü var Zoya'nın.

Bu ömre inandığı gibi yaşamak eylemini kattı.

Gerçek bir yurtsever gibi öldü. Ayçe İdil Erkmen’in açlık grevi başlarken alnına devrimcilerin kızıl bantlar takarak ölüme yürüyüş törenindeki ‘yaşamış sayılmaz yurdu için ölmesini bilmeyen’ sözleri gibi…

Tanya

O bir partizandı.

Asılmadan önce Nazilerin hiç bir sorusuna yanıt vermeyen bu kadın adını soranlara " Tanya " dedi.

Ölüsü karların arasında sürüklenirken bile yüzünde o muzaffer ve insan olmanın onuru herkes yüzünde görülebiliyordu.

Yıl, 1945…

Nazım Hikmet, Bursa Cezaevi’nde…

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” çevirisini yeni tamamlamış; La Fontaine‘den Masallar çevirisi üzerinde çalışıyordu. Elle yazmak çok zamanını alıyordu; cezaevindeki dokumadan kazandığı parayla ikinci el daktilo aldı.

Sağlık sorunları vardı.

Ama… Çok mutluydu; kasvet günleri bitmişti; Naziler savaşı kaybetmişti.

O günlerde yazdı; “Tanya” şiirini… Yıllar sonra Nazım Hikmet bir dizesinde "... ve karların üstünde muzaffer gülümseyişi onun" dediği

Ve yazdığı uzun Tanya şiirinde onu anlatacaktı.

Nazım’ın şiiri yıllar sonra bir devrimcinin ağzından hiç düşmeyecekti…

Tanya şiiri, Deniz’in sevdiği en sevdiği şiirdi.

Tarih: 9 Ekim 1971.

Deniz Gezmiş, Hüseyin ve Yusuf Aslan, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Mahkemesi tarafından idama mahkûm edildi.

Deniz ve Yusuf 25; Hüseyin 23 yaşındaydı.

O günlerde…

Kimi zaman Deniz’in sesi duyulurdu; Ankara Mamak Cezaevi’nde…

En sevdiği şiir “Tanya”yı söylüyordu.

Bilirdi arkadaşları; Deniz’in Tanya’yı ezbere bildiğini ve her fırsatta “hadi Deniz, Tanya’yı söylesene” derlerdi. O da hep söylerdi gür sesiyle…

İdamdan iki gün önce…

Deniz, Yusuf ve Hüseyin’e Mamak Cezaevi’ndeki arkadaşlarıyla “helalleşme izni” çıktı.

Koğuşları dolaştılar; tüm devrimcilerle kucaklaştılar.

Deniz Gezmiş, “Tanya”yı son kez o gün söyledi:

“Sabah oldu Tanya’yı giydirdiler…

Göğsüne bir de yazı yazdılar:

Partizan.

Köyün alanına kuruldu darağacı.

Atlılar çekmiş kılıcı, halka olmuş piyade askeri.

Zorla seyre getirdiler köylüleri.

İki sandık üst üste, iki makarna sandığı.

Sandıkların üstüne

Yağlı urgan sallanır,

Urganın ucu ilmik.

Partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına.

Partizan,

Kolları bağlı arkadan

Durdu urganın altında dimdik.

Nazlı, uzun boynuna ilmiği geçirdiler…

Tanya seslendi kolhozlulara ilmiğinin içinden

‘Kardeşler, üzülmeyin.

Gün yiğitlik günüdür.

Soluk aldırmayın faşistlere,

Yakın, yıkın, öldürün…’

Kolhozlular ağlıyordu. Cellat çekti ipi.

Boğuluyor nazlı, boynu kuğu kuşunun.

Fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan

Ve hayata seslendi insan:

“Kardeşler

Hoşça kalın.

Kardeşler,

Kavga sonuna kadar.

Duyuyorum nal seslerini

Geliyor bizimkiler!”

Ve… Tarih: 6 Mayıs 1972

“Tanya” şiiriyle özdeşleşen Deniz Gezmiş, saat 01.25’te idam edildi.

Aradan yıllar geçti…

Kimi solcular, yurtseverliğin ne olduğu konusunda hala kafaları karışık…

Tanya’dan, Nazım’dan ve Deniz’den Ayça İdil Erkmen’den acaba utanıyorlar mı? Oysa Gerçek devrimciler bir ülkenin yüz akı ve yurtseverleridir.

Tanya (Zoe)

Arkada Moskova ayaktaydı.

Beyaz sargılarında kan.

200 milyon nüfuslu bir tek insan;

Arkada Moskova ayaktaydı.

Sükûnetli ve emindi yaşamaktan.

Uçaksavarlarla ateş ediyor

ve cebinde şiir kitabında bir yaprağın kıvrılmış ucu.

Tiyatroya, sinemaya, konsere gidiyor

dinliyordu Ştravs'ı ve Çaykofski'yi

top sesleri arasında.

Ve satranç oynuyordu siyah perdeleri inik camların arkasında.

Genç işçilerini ileriye, cepheye

genç tezgahlanın gerilere gönderdi.

İhtiyar işçiler hurdadan çıkarıp ihtiyar tezgahları

saat gibi işlettiler.

Moskova barikatlar yapıyor, tank çukurları kazıyordu.

Ve Puşkin'i dökme tunç mantosunun omuzlarında kar

ve ayakta, dalgın,

belki de yeni bir "Evgeni Annegin" yazıyordu.

Ve Kremlin'de çelik-adam

ve Kremlin'de Bolşevik

telaşa düşmeyen, şaşırmayan, tereddütsüz gözleri

ve pos bıyıklarıyla örtülü

yirminci yüzyılın en akıllı ağızlarından biri.

Ve granit kabrinde Lenin.

Ve karların üstünde muzaffer gülümseyişi onun.

Düşman ulaştı Moskova kuzeyinde Yakroma'ya

ve güneyinde Tula şehrine.

Ve kasımın sonu

ve aralık ayının ilk günlerinde

harcamış bulunuyordu ihtiyatlarım

bütün cephe üzerinde.

Ve aralık ayının ilk günlerinde,

en nazik safhasındaydı durum.

Ve aralık ayının ilk günlerinde,

Petrişçevo'da Vereya şehri dolaylarında,

kar gibi mavi bir gökyüzünün üzerinde

Alam anlar 18 yaşında bir kız astılar.

18 yaşındaki kızlar belki nişanlanır

astılar onu.

Moskova'dandı.

Genç komünistti, partizandı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 447
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 963
Kayıt tarihi
: 20.09.13
 
 

06 Mayıs 1974 Çorum Sungurlu'da doğdu. Yaşamının büyükçe bir bölümünü Mamak’ın gecekondu mahallel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster