Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '13

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
430
 

Teknolojik yozlaşma

''Nevroz, medenileşme yolunda ödediğimiz bir bedeldir.''  S. Freud

Hızla ilerleyen teknoloji hayatımızı oldukça kolaylaştırıyor gibi görünse de olumsuz neticelerini zaman geçtikçe gördüğümüz ve göreceğimiz birçok tehlikeleri de içinde barındırmakta. Her işimizi makinelerin gördüğü bir çağda yaşıyoruz. Yakında yemeği bile çiğnemeden yutabilecek hale geleceğiz. Medeniyet yolculuğumuza medya ile başlayalım;  Neredeyse hayatımızın anlamı haline gelmiş, bizi derinden yaralayan pardon etkileyen medya… Bir zamanlar gazetelerde 3. sayfa haberleri şeklinde bahsi geçen ve okudukça içimizi karartan, nasıl bir dünya bu dedirten bir sayfadan bahsedilirdi. Şimdilerde artık 3.sayfa haberleri tanımı oldukça yetersiz kalıyor çünkü yaşanan kaoslar ve dehşet o kadar fazla ki gazetelerde tek bir sayfa ayırmak yeterli değil maalesef. Her geçen yıl, biraz daha duyarsız, biraz daha katı ve benmerkezci oluyoruz. Bir zamanlar yok artık dediğimiz şeyler son zamanlarda bize normal gelmeye başladı. Örneklendirmek gerekirse,inancımıza ve kültürümüze aykırı yaşam tarzları artık bizi şaşırtmıyor ve 'ne var bunda canım' diyip geçebiliyoruz. Gaflet ve delalet içinde bir ömür geçiriyoruz. Sanki gözlerimiz görmez, kulaklarımız işitmez, beynimiz de algılayamaz olmuş… Peki sevgili okurlar,nasıl bu duruma geldik dersiniz ? Cevap aslında açık ve net lakin uyuşturulmuş beyinlerimiz bu gerçekleri algılamak ve yorumlamak konusunda yetersiz. Kim mi uyuşturuyor beyinlerimizi? Elbette dış etkenlerin önüne çok değerli ve sırrı hala çözülememiş beyinlerimizi yem olarak attığımız için öncelikle biz… Dış etkenlere gelince.. Evet medya demişken televizyona değinmemek olmaz. Her akşam büyük bir keyifle izlediğimiz diziler,filmler,gün boyu bayanların merakla ve ilgiyle takip ettikleri kadın programları... Çocuklarını  ''Oyalansın da rahatça işime bakayım''  diyerek çok güvendikleri çizgi filmlerin önüne oturtan ve potansiyel suçluların oluşturulmasına izin veren ebeveynler aslında şeytani bir plana alet edildiklerinin farkında bile değiller ne yazık ki… Çizgi filmlerde çocuklarımızın cinsel dürtülerini çok erken yaşlarda tetikleyerek ergenliğe giriş zamanlarını zamansızlaştıran yani erken yaşlara düşüren o kadar sinsi ve korkunç ögeler var ki iyi niyet timsali insanımız farkında bile değil… Neden mi ? Okumuyoruz, araştırmıyoruz ve ne veriliyorsa hemen kabul ediyoruz. Subliminal mesaj olarak tanımlanan korkunç planları kaç kişi biliyor acaba? Düşmanımızı tanımazsak yenilgiyi en baştan kabul etmiş olmaz mıyız? Önce tanımlayalım bu kavramı. Bir görüntünün,resmin veya reklam afişleri, logolar gibi görsel malzemelerin içine gizlenmiş, bilinçli olarak farkına varamadığımız ama bilinçaltımızın kaydettiği işaretler veya mesajlardır bu subliminal denilen illetler…Çok sık karşılaştığım bir örnek vereyim; sinemadasınız  filmin tam ortasında canınız birdenbire  buz gibi coca cola istiyor. Filmin içine yerleştirilmiş ve gözlerinizle değil bilinçaltınızla algıladığınız bir reklam içeriği söz konusu. Daha açık bir ifadeyle, gözle algılanamayacak kadar kısa süre içinde ve ekrandan hızlıca akıp geçen, beyninize gönderilen mesajlar var. Bir çizgi filmde çok dikkatli bakıldığında görülebilecek, arka planda bir tablo ve tabloda da çıplak bir kadın vardı. İnternette bu konuda tüylerinizi diken diken edecek birçok örnek görebilirsiniz. Bilinçaltı o kadar geniş kapasiteye sahiptir ki neyle karşılaşırsa ilerde kullanmak üzere depolar. Yıllardır görmediğiniz ve aklınıza bile gelmeyen kişileri yıllar sonra rüyanızda görmenizin sebebi budur. Yolda yürürken görme alanınıza giren her nesne siz farkına varmasanız bile bilinçaltınıza kaydedilir. Bakmak ile görmek farklı şeyler olduğu gibi benzer şekilde bilinç ve bilinçaltı kavramları da farklı katmanlardır. Davranışlarımızın çoğu bilinçaltımızdan kaynaklanır. Bilinçaltımıza gönderilen ve şiddet dürtüsünü tetikleyen örneklerden biri de gün içinde yayımlanan kadın programları... Bu yayınlar seviyeyi o kadar düşürdü ki insanların birbirine saygısı kalmadı. Kavgalar,hakaretler,reyting uğruna saçmasapan davranışlar sergileten yapımlar hem vaktimizi çalıyor hem de kültürümüzü ve benliğimizi bozuyor.  ''Milli benliğini bulamayan milletler,başka milletlerin avı olurlar ''diyor  Atatürk.  Savaşarak elde edemedikleri toprakları, o topraklarda yaşayan ve millet olma vasfına sahip toplumları ele geçirmenin yeni yöntemi subliminaldir  ve bu yöntemle satanizmden tutun da her türlü sapıklık ve propagandayı beyinlerimize yerleştirerek kültürümüzü , inançlarımızı bozmaya çalışırlar. Bu süreç uzun bir zamana yayılır çünkü kalıcı etkiler bırakması ve hissettirilmeden yapılması amaçlanmıştır. Sokrates' in felsefesinin çıkış noktası  'Ey insan kendini tanı!'  cümlesidir.   Kültürümüzü, inancımızı,tarihimizi ne kadar tanıyoruz ve ne kadar sahip çıkabiliyoruz değerlerimize? Kimiz biz? nerden geldik? Kendimizi yeterince tanıyor muyuz acaba? İşe buradan başlayalım ne dersiniz? Sonra da teknolojinin etinden sütünden faydalanırken dikkatli ve uyanık olalım. Okuyalım lütfen sürekli araştıralım ve öğrenelim. Okurken bile seçici olmalıyız. Kişisel gelişim adı altında yayımlanan ve bize bir şeyler kazandırma ayağıyla aslında çok şey kaybettiren yabancı yazarların -  büyüklerin  dediğini yap yaptığını yapma -  tarzında yazdıkları  ıvır zıvırlarla doldurmayalım hafızalarımızı. Üretelim kendi toprağımızı kendimiz ekip biçelim. Yabancı ürünleri tüketmeyin diye bas bas bağıracağımıza çok çalışalım da kendi yağımızla kavrulalım.  En az onlar kadar çok çalışalım. Son olarak manevi boyutumuzu güçlendirmemiz de gerekiyor bunu söylemeden geçemeyeceğim. Dua müminin silahıdır manevi kalkandır.  Atmosfer dünyayı zararlı ışınlardan nasıl koruyorsa ve biz bunu duyularımızla algılayamadığımız halde atmosferin varlığını kabul ediyorsak dua da bizim kalkanımızdır ve bizi korur.  Bu cümleyi bir radyo programını dinlerken öğrendim sizlere de bu tür yayınları takip etmenizi tavsiye ediyorum.  Değerli vaktinizi ayırıp yazımı okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Olumlu ve hayırlı olaylara vesile olursam ne mutlu bana. Güzel yarınlara sevgiyle ve huzurla...
 
Mehtap Özay - Pusula Gazetesi  Şubat  2013 Köşe Yazısı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 6938
Kayıt tarihi
: 17.03.13
 
 

Öğretmen, Yazmaya çalışan,yazarak konuşanlardan...'Kelimelerin gücü adına!'    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster