Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Aralık '11

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
1520
 

Televizyonun içimizdeki boşluğa olan hizmeti

Televizyonun içimizdeki boşluğa olan hizmeti
 

Oyuncak oynamayı hepimiz severiz ama bu sefer oyuncaklarla oynayan biz değiliz. Bizimle tıpkı bir oyuncakmışız gibi oynayan televizyon bunu çok iyi başarıp dalgasını geçiyor. Her zaman biz mi oynayacağız? Yanılmışız meğer.

Televizyonun izleyiciler üzerindeki etkisi giderek artmakta ve izleyiciler artık kukla olmuş durumdalar. Eskiden izleyiciler televizyonda eğitim içerikli programları tercih ederken; zamanla önemini yitiren "bilgi edinmek için her yola başvururum" düşüncesi bu günün koşullarına pek uymuyor. Hiç şüphesiz bunun nedeni izleyecilerin boş anlarını değerlendirmek isteyip televizyonu eğlence için ambalajlanmış bir hediye paketi olarak görmeleri. Peki, televizyon izleyiciyi monotonlaştırıyor mu? Aslında izleyiciyi monotonlaştıran tek şey kendisi. Çünkü makine ve insan arasındaki ilişkinin kurallarını da insanlar koyuyor. Tabi burada asıl önemli olan insanların içlerindeki boşluğu neden televizyon ile doldurdukları.  Belki de robatlaştırıldıkları içindir tüm yaşananlar. Bence başlıca sebebi şu: insanlar gündelik hayatlarında yaşadıkları sorunlardan dolayı televizyondaki yararlı programları izleyip beyinlerini yormak istemiyorlar. Diğer bir ifadeyle beyin fırtınası estirmek yerine; bilinçaltlarında inşa ettikleri yaşam modellerini diziler aracılığıyla gerçekleştirmek istiyorlar. Her biri belirli karakterlere bürünüyor. O anlık o karakterler, işin büyüsü bozulduğunda ruhlarının derinliğinde var olan ve özden ayrılan parçalarına geri dönüyorlar yani; gerçeklik olgusuna...

Amaçları dünyadan bir ya da iki saatliğine kopmuş olmaları. Tamam, belki bu şekilde düşündüğümüzde çok akıl karıymış gibi gözükebilir. Ancak detaylıca düşündüğümüzde buzdağının diğer tarafını görebiliyoruz. Diziler bir yandan izleyicileri uyuştururken diğer taraftan da dizilerde vuku bulan olumsuz kökenli hadiseler daha o izleyicilerin hırslanıp gerçek hayatlarında olmamaları gereken kişilere-özentilere- dönüşmelerine vesile oluyor. Dengeler değiştikçe; ilgiler ve beğeniler de ona keza farklılaşıyor. Şimdi terazinin bir ucuna dizi, diğer ucunaysa açık oturum programı koyalım. Tarttığımızda hangisi ağır gelir? Sizce? Fakat unutulmaması gereken bir şey varsa o da beklenti. Televizyon gibi bir kutuya hizmet edenler insanların ne beklediğini çok iyi biliyorlar ve talebe yönelik seçenekleri arttırıyorlar. Sanırım bu aralar talep de evrim geçirmek üzere... Artık genç izleyiciler televizyon izlemeyi yavaş yavaş bırakıyorlar. Internet varken neden televizyondan dizi izlesinler ki! Televizyonun yerini internet ele geçirmiş halde. Buraya eklemlenmesi icap eden en önemli düşünceyi de es geçmemek lazım. Çünkü internet bundan böyle gençlerin tekelinde. Internetin gençlerin tekelinde olmasına rağmen, çalışan kesimin trafik nedeniyle televizyondaki dizilere ve programlara yetişememeleri işi bozuyor. Tam bu noktada internet devreye giriyor ve dizi ve program müdavimleri yaşasınnn! diyerek seviçlerini dile getiriyorlar. Alın size kolaylık işte.

Tabiri caizse; bazı şeylerin "moda" haline gelmesi herkesin ona yönelmesine sebebiyet veriyor. Zamane gençliğinin birçok şeyi "eğlence" uğruna yapması sosyal medyayı haddinden fazla öne çıkarıyor. Televizyon da nasibini alıyor zamane gençlerinden! Görün ki; kendi kazdığımız kuyuya kendimiz düştük bu sefer. Tüm bunları anladık da dizilerin ve programların reytinglerinin düşme sebebi sadece internet mi? Hayır. Dizilerin ve birçok programların artık tekrardan ibaret olması izlenme oranlarını düşürüyor. Tüm kanallar aynı kameranın vizöründen bakar gibi birbirlerine benzer işler yapıyorlar. Televizyon sektörü kendi içindeki yozlaşma nedeniyle yaratıcılığını kaybetti bir kere. Bana kalırsa şöyle bir yöntem denemek gerek: Kendini tekrar eden projeleri iptal ederek "meslek" ağırlıklı projeler yapılmalı. Daha önce Doktorlar dizisi ile bunun örneğini gördük zaten. Bu meslek dizilerinin ve didaktik programların sayısı arttırıldığı takdirde televizyondaki tüm dengeler değişecektir.

 

02.11.2012

Arzu Çevikalp

Hurriyetaile

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

şizofreni hırkaları dikiyor mühendisler son hızla, giyince unutuyorsun' der ya şair etrafımızdaki dört duvarı anlatırken. televizyon da binaların çok olduğu, doğanın az olduğu bir yerde mecburi istikamet. insanların yorgunluğu gidermek, kafayı boşaltmak adına kendine vakit ayırdığını zannettiği teknolojik uyuşturucu. beyin hücrelerini öldüren zararlı programlar enjekte ediyorlar insanlara. köyde televizyona ihtiyaç duymazsın. dışarda hayat vardır, oyun alanı vardır dört duvarlar daha az düşünsenize. oyun oynamaktan aklına bile gelmez televizyon çocukların. şehir de bütün hayatları televizyon. parka gitmek ekstra bir etkinlik diyeceğim de parkların yerini de alışveriş merkezlerindeki oyun alanları aldı. doğal yaşamın ruhuna el fatiha. kısır döngü; televizyonda izlediğimiz reklam ürünlerine ulaşmak için bir dört duvardan diğerine koşup bir de bunu kültür ve gelişim zannediyoruz. dört duvar arasında yeterince sıkışmamışız gibi bir de televizyona sokmaya çalışıyoruz kafamızı

die stimme des mondes 
 04.10.2014 19:02
 

Bende tam bu konuda yazmak istiyordum, siz yazmışsınız, elinize sağlık. Diziler adeta insanların beyinlerini uyuşturuyor, üstelik toplum sürekli duygusal, ağlamaklı bir boyuta sürükleniyor bu da Kuran ahlakına tamamen ters. İnsanlar akılcı düşünemez durumdalar, diziyle yatıp diziyle kalkıyorlar. Bende sizi blog sayfama bekliyorum. Saygılar

Mert Arslanoğlu 
 09.12.2011 9:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 830
Kayıt tarihi
: 24.05.10
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kod..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster