Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
4405
 

Türkiye'deki "eğitim sistemi" gerçekleri.

Türkiye'deki "eğitim sistemi" gerçekleri.
 

Ülkemizdeki "eğitim sistemi" hakkında neler düşünüyorsunuz?


Ülkemizdeki “eğitim sistemi” hakkında hepimizin çeşitli eleştirileri vardır. Bir birey 6 yaşından itibaren, tabir-i caizse "hipodromdaki yarış atları” gibi hazırlandırılmaya başlanır. Ortalama 15-20 yıl bu süreç devam eder ve okullarda öğrencilere öğretilen tüm bilgiler, ilerleyen yaşamlarındaki “vizyonunu belirleme de yardımcı unsur olacaktır”, amacı taşımaktadır.

Peki ülkemizdeki eğitim sistemi, öğrenci arkadaşlar için gerçekten de hedefine ulaşan bir eğitim – öğretim veriyor mu? Yıllardır oturtulamayan eğitim sistemi - yıkılmayan tabular üzerine inşa edilmiş gibi - çağdaş anlamda bir nitelik kazandırılmak istense de, pek amacına ulaşmamış gibi görünüyor. Öncelikli hedef öğrenciyi mevcut sisteme adapte etmek ve özel durum ve şartlarını hiçe sayarcasına, aynı koşullara maruz bırakılarak, farklı meslekler seçmesi için – seçme şansı verilmeden – hedefini bulmaya yöneltiliyor. Öğrenci güdülenmesi de bu mekanizmaya ayak uydurmak için yıllarca adaptasyon sorunu ile baş başa bırakılıyor.

Peki ya öğrencinin mizacı, becerileri, ilgileri, yetenekleri v.b. şeyler nerde kaldı? Tabiî ki ikici plandadır.
Yıllardır çözülmeye çalışılan veya bir düzene girmesi için çaba sarf edilen “eğitim sistemi” ters yönlü işleyebilir mi? Nasıl mı? Şöyle ki; “Öğrenci beceri ve yetenek” merkezli bir sistem olursa durum nasıl olur? Buna benzer soruların cevabı verilebilinir. Dünya ülkeleri üzerinde birçok örneği mevcuttur. Örneğin İngiltere’de bahsettiğim ve savunduğum tarzda bir eğitim yaklaşımı vardır. Neden bizim ülkemizde bu ve bunlara benzer bir sistem getirilemiyor, anlamış değilim? Ayrıca şahsı kanaatim ülkemizde “eğitime” gereken özveri gösterilmiyor…

Son yıllardaki “ÖSS – YGS “ bilmecelerinden de bahsedelim. Değişik yıllarda birçok sistem denenmiş ve istenilen sonuçlara ulaşılamadığı gözlenmiş ve hala değişim içinde bir sistemler topluluğundan söz edebiliriz. Özelikle gelişim çağındaki bireylere uygulanan mevcut eğitim anlayışından sonra gelecek kapısı için bir sınava tabi tutarak, öğrencinin o yıllara kadar öğrendikleri her şeyden sorumlu tutmak ve hatta daha da vahimi 180 dakika gibi ( son sistemde farklı gün ve saatler uygulanmaktadır.) Kısa bir süre de sonuç beklenmektedir. Mantıksal açıdan ne kadar doğrudur tartışılır ve tartışılıyor. Farklı meziyetlere sahip bireylerin ayni ortamları ve eğitimi yıllarca paylaşıp böylesine saçma bir mantıkla sınava tabi tutarak gelecek inşa etmesini beklemek ne kadar doğrudur veya mantıklıdır?

Bir noktaya daha değinmek istiyorum. Küçüklüğümüzde hepinize sormuşlardır.”Büyüyünce ne olacaksın?” hepimizin de bir cevabı vardır:” doktor, avukat, öğretmen…” Birçok cevap da çevresel faktörlerin etkisi ile oluşmuştur. Çocuk o yönde bir eğilim göstermektedir. Şimdi bu nokta da okul öncesi eğitimde önem arz etmektedir. Gelişime başlayan beyinleri, ne yönde ilerleme gösterir ve yeterli psikolojik danışmanlıklar, rehberlikler ile bu keşfe nasıl yardımcı olunabilinir ve aile bireyleri nasıl bilgilendirilebilinir? Bu tip envanter çalışmaları ile savunduğum eğitim sisteminin ilk adımları atılmış olunacaktır. Diğer eğitimlerine de bu yönde bir sisteminde desteği ile devam edebilir ve daha sağlıklı bireyler yetiştirilebilinir. Bilinçlendirme yapılmadan gelişigüzel mevcut bir sistem ile öğrencilerden bir hedef istenilmesine kısa bir örnek teşkil edecek anekdot ile yazıma devam etmek istiyorum.

***

Dönemin Başbakanı Sayın Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bir olay şöyle anlatılır: Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Sayın Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi: “Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!” Turgut Özal'ın “Nasıl?” sorusu üzerine şunu anlatmışlardı: “Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh şoklaması yaparız. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazagi'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki: Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.”

Bürokratlardan biri atılır: “Ama bizim Hiroşima'mız yok ki!”

Japon uzmanın cevabı tokat gibidir: “Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!”

***

Bu anekdotta milli bilinçlenmenin öneminden bahsedilmiştir. Türkiye’ye özgü bir bilinçlendirmenin, eğitim sisteminde fark yaratacak unsur olabilineceği öngörülmüştür.

Yeterince bilinçlendirilmeme sonucunda, yıllarca düz mantık eğitim aldığımızın sakıncalarını düşünebiliyor musunuz? Öğrencilere seçme hakkının yeterince tanınamaması vahim bir durumu teşkil eder. Düz mantık eğitim sistemimizin değiştirilmesi, çağdaş şartlara uygun hale getirilmesi ve en önemlisi eski beyinlerin yenilenmesi gerekmektedir. Eğitimin de öğrenci önalanlı olarak geliştirilmesini ve buna paralel bir şekilde şekillendirilmesi, şahsi düşüncemdir. Eğitim sisteminin öğrenciyi tabir-i caizse “ at gibi koşturması ” değil de, öğrenci envanterlerine uygun hale getirilmesi ve geliştirilmesi şarttır. Ancak bu şekilde eğitim yönünden sağlıklı bir Türk gençliğine ulaşabiliriz.

Yorum sizin…

Saygılarımla;

Orhan KUCUM / 30.03.11

>Ülkemizdeki “eğitim sistemi” hakkında hepimizin çeşitli eleştirileri vardır. Bir birey 6 yaşından itibaren, tabir-i caizse “ hipodromdaki yarış atları” gibi hazırlandırılmaya başlanır. Ortalama 15-20 yıl bu süreç devam eder ve okullarda öğrencilere öğretilen tüm bilgiler, ilerleyen yaşamlarındaki “vizyonunu belirleme de yardımcı unsur olacaktır”, amacı taşımaktadır.

Peki ülkemizdeki eğitim sistemi, öğrenci arkadaşlar için gerçekten de hedefine ulaşan bir eğitim – öğretim veriyor mu? Yıllardır oturtulamayan eğitim sistemi - yıkılmayan tabular üzerine inşa edilmiş gibi - çağdaş anlamda bir nitelik kazandırılmak istense de, pek amacına ulaşmamış gibi görünüyor. Öncelikli hedef öğrenciyi mevcut sisteme adapte etmek ve özel durum ve şartlarını hiçe sayarcasına, aynı koşullara maruz bırakılarak, farklı meslekler seçmesi için – seçme şansı verilmeden – hedefini bulmaya yöneltiliyor. Öğrenci güdülenmesi de bu mekanizmaya ayak uydurmak için yıllarca adaptasyon sorunu ile baş başa bırakılıyor.

Peki ya öğrencinin mizacı, ilgileri, yetenekleri v.b. şeyler nerde kaldı? Tabiî ki ikici plandadır.
Yıllardır çözülmeye çalışılan veya bir düzene girmesi için çaba sarf edilen “eğitim sistemi” ters yönlü işleyebilir mi? Nasıl mı? Şöyle ki; “Öğrenci beceri ve yetenek” merkezli bir sistem olursa durum nasıl olur? Buna benzer soruların cevabı verilebilinir. Dünya ülkeleri üzerinde birçok örneği mevcuttur. Örneğin İngiltere’de bahsettiğim ve savunduğum tarzda bir eğitim yaklaşımı vardır. Neden bizim ülkemizde bu ve bunlara benzer bir sistem getirilemiyor, anlamış değilim? Ayrıca şahsı kanaatim ülkemizde “eğitime” gereken özveri gösterilmiyor…

Son yıllardaki “ÖSS – YGS “ bilmecelerinden de bahsedelim. Değişik yıllarda birçok sistem denenmiş ve istenilen sonuçlara ulaşılamadığı gözlenmiş ve hala değişim içinde bir sistemler topluluğundan söz edebiliriz. Özelikle gelişim çağındaki bireylere uygulanan mevcut eğitim anlayışından sonra gelecek kapısı için bir sınava tabi tutarak, öğrencinin o yıllara kadar öğrendikleri her şeyden sorumlu tutmak ve hatta daha da vahimi 180 dakika gibi ( son sistemde farklı gün ve saatler uygulanmaktadır.) kısa bir süre de sonuç beklenmektedir. Mantıksal açıdan ne kadar doğrudur tartışılır ve tartışılıyor. Farklı meziyetlere sahip bireylerin ayni ortamları ve eğitimi yıllarca paylaşıp böylesine saçma bir mantıkla sınava tabi tutarak gelecek inşa etmesini beklemek ne kadar doğrudur veya mantıklıdır?

Bir noktaya daha değinmek istiyorum. Küçüklüğümüzde hepinize sormuşlardır.”Büyüyünce ne olacaksın?” hepimizin de bir cevabı vardır:” doktor, avukat, öğretmen…” Birçok cevap da çevresel faktörlerin etkisi ile oluşmuştur. Çocuk o yönde bir eğilim göstermektedir. Şimdi bu nokta da okul öncesi eğitimde önem arz etmektedir. Gelişime başlayan beyinleri, ne yönde ilerleme gösterir ve yeterli psikolojik danışmanlıklar, rehberlikler ile bu keşfe nasıl yardımcı olunabilinir ve aile bireyleri nasıl bilgilendirilebilinir? Bu tip envanter çalışmaları ile savunduğum eğitim sisteminin ilk adımları atılmış olunacaktır. Diğer eğitimlerine de bu yönde bir sisteminde desteği ile devam edebilir ve daha sağlıklı bireyler yetiştirilebilinir. Bilinçlendirme yapılmadan gelişigüzel mevcut bir sistem ile öğrencilerden bir hedef istenilmesine kısa bir örnek teşkil edecek anekdot ile yazıma devam etmek istiyorum.

***

Dönemin Başbakanı Sayın Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bir olay şöyle anlatılır: Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Sayın Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi: “Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!” Turgut Özal'ın “Nasıl?” sorusu üzerine şunu anlatmışlardı: “Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh şoklaması yaparız. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazagi'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki: Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.”

Bürokratlardan biri atılır: “Ama bizim Hiroşima'mız yok ki!”

Japon uzmanın cevabı tokat gibidir: “Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!”

***

Bu anekdotta milli bilinçlenmenin öneminden bahsedilmiştir. Türkiye’ye özgü bir bilinçlendirmenin, eğitim sisteminde fark yaratacak unsur olabilineceği öngörülmüştür.

Yeterince bilinçlendirilmeme sonucunda, yıllarca düz mantık eğitim aldığımızın sakıncalarını düşünebiliyor musunuz? Öğrencilere seçme hakkının yeterince tanınamaması vahim bir durumu teşkil eder. Düz mantık eğitim sistemimizin değiştirilmesi, çağdaş şartlara uygun hale getirilmesi ve en önemlisi eski beyinlerin yenilenmesi gerekmektedir. Eğitimin de öğrenci önalanlı olarak geliştirilmesini ve buna paralel bir şekilde şekillendirilmesi, şahsi düşüncemdir. Eğitim sisteminin öğrenciyi tabir-i caizse “at gibi koşturması” değil de, öğrenci envanterlerine uygun hale getirilmesi ve geliştirilmesi şarttır. Ancak bu şekilde eğitim yönünden sağlıklı bir Türk gençliğine ulaşabiliriz.

Yorum sizin…

Saygılarımla;

Orhan KUCUM / 30.03.11

>Ülkemizdeki “eğitim sistemi” hakkında hepimizin çeşitli eleştirileri vardır. Bir birey 6 yaşından itibaren, tabir-i caizse "hipodromdaki yarış atları” gibi hazırlandırılmaya başlanır. Ortalama 15-20 yıl bu süreç devam eder ve okullarda öğrencilere öğretilen tüm bilgiler, ilerleyen yaşamlarındaki “vizyonunu belirleme de yardımcı unsur olacaktır”, amacı taşımaktadır.

Peki, ülkemizdeki eğitim sistemi, öğrenci arkadaşlar için gerçekten de hedefine ulaşan bir eğitim – öğretim veriyor mu? Yıllardır oturtulamayan eğitim sistemi - yıkılmayan tabular üzerine inşa edilmiş gibi - çağdaş anlamda bir nitelik kazandırılmak istense de, pek amacına ulaşmamış gibi görünüyor. Öncelikli hedef öğrenciyi mevcut sisteme adapte etmek ve özel durum ve şartlarını hiçe sayarcasına, aynı koşullara maruz bırakılarak, farklı meslekler seçmesi için – seçme şansı verilmeden – hedefini bulmaya yöneltiliyor. Öğrenci güdülenmesi de bu mekanizmaya ayak uydurmak için yıllarca adaptasyon sorunu ile baş başa bırakılıyor.

Peki ya öğrencinin mizacı, ilgileri, yetenekleri v.b. şeyler nerde kaldı? Tabiî ki ikici plandadır.
Yıllardır çözülmeye çalışılan veya bir düzene girmesi için çaba sarf edilen “eğitim sistemi” ters yönlü işleyebilir mi? Nasıl mı? Şöyle ki; “Öğrenci beceri ve yetenek” merkezli bir sistem olursa durum nasıl olur? Buna benzer soruların cevabı verilebilinir. Dünya ülkeleri üzerinde birçok örneği mevcuttur. Örneğin İngiltere’de bahsettiğim ve savunduğum tarzda bir eğitim yaklaşımı vardır. Neden bizim ülkemizde bu ve bunlara benzer bir sistem getirilemiyor, anlamış değilim? Ayrıca şahsı kanaatim ülkemizde “eğitime” gereken özveri gösterilmiyor…

Son yıllardaki “ÖSS – YGS “ bilmecelerinden de bahsedelim. Değişik yıllarda birçok sistem denenmiş ve istenilen sonuçlara ulaşılamadığı gözlenmiş ve hala değişim içinde bir sistemler topluluğundan söz edebiliriz. Özelikle gelişim çağındaki bireylere uygulanan mevcut eğitim anlayışından sonra gelecek kapısı için bir sınava tabi tutarak, öğrencinin o yıllara kadar öğrendikleri her şeyden sorumlu tutmak ve hatta daha da vahimi 180 dakika gibi ( son sistemde farklı gün ve saatler uygulanmaktadır.) kısa bir süre de sonuç beklenmektedir. Mantıksal açıdan ne kadar doğrudur tartışılır ve tartışılıyor. Farklı meziyetlere sahip bireylerin ayni ortamları ve eğitimi yıllarca paylaşıp böylesine saçma bir mantıkla sınava tabi tutarak gelecek inşa etmesini beklemek ne kadar doğrudur veya mantıklıdır?

Bir noktaya daha değinmek istiyorum. Küçüklüğümüzde hepinize sormuşlardır.”Büyüyünce ne olacaksın?” hepimizin de bir cevabı vardır:” doktor, avukat, öğretmen…” Birçok cevap da çevresel faktörlerin etkisi ile oluşmuştur. Çocuk o yönde bir eğilim göstermektedir. Şimdi bu nokta da okul öncesi eğitimde önem arz etmektedir. Gelişime başlayan beyinleri, ne yönde ilerleme gösterir ve yeterli psikolojik danışmanlıklar, rehberlikler ile bu keşfe nasıl yardımcı olunabilinir ve aile bireyleri nasıl bilgilendirilebilinir? Bu tip envanter çalışmaları ile savunduğum eğitim sisteminin ilk adımları atılmış olunacaktır. Diğer eğitimlerine de bu yönde bir sisteminde desteği ile devam edebilir ve daha sağlıklı bireyler yetiştirilebilinir. Bilinçlendirme yapılmadan gelişigüzel mevcut bir sistem ile öğrencilerden bir hedef istenilmesine kısa bir örnek teşkil edecek anekdot ile yazıma devam etmek istiyorum.

***

Dönemin Başbakanı Sayın Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bir olay şöyle anlatılır: Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Sayın Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi: “Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!” Turgut Özal'ın “Nasıl?” sorusu üzerine şunu anlatmışlardı: “Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh şoklaması yaparız. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazagi'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki: Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.”

Bürokratlardan biri atılır: “Ama bizim Hiroşima'mız yok ki!”

Japon uzmanın cevabı tokat gibidir: “Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!”

***

Bu anekdotta milli bilinçlenmenin öneminden bahsedilmiştir. Türkiye’ye özgü bir bilinçlendirmenin, eğitim sisteminde fark yaratacak unsur olabilineceği öngörülmüştür.

Yeterince bilinçlendirilmeme sonucunda, yıllarca düz mantık eğitim aldığımızın sakıncalarını düşünebiliyor musunuz? Öğrencilere seçme hakkının yeterince tanınamaması vahim bir durumu teşkil eder. Düz mantık eğitim sistemimizin değiştirilmesi, çağdaş şartlara uygun hale getirilmesi ve en önemlisi eski beyinlerin yenilenmesi gerekmektedir. Eğitimin de öğrenci önalanlı olarak geliştirilmesini ve buna paralel bir şekilde şekillendirilmesi, şahsi düşüncemdir. Eğitim sisteminin öğrenciyi tabir-i caizse “at gibi koşturması” değil de, öğrenci envanterlerine uygun hale getirilmesi ve geliştirilmesi şarttır. Ancak bu şekilde eğitim yönünden sağlıklı bir Türk gençliğine ulaşabiliriz.

Yorum sizin…

Saygılarımla;

Orhan KUCUM / 30.03.11

>Ülkemizdeki “eğitim sistemi” hakkında hepimizin çeşitli eleştirileri vardır. Bir birey 6 yaşından itibaren, tabir-i caizse "hipodromdaki yarış atları” gibi hazırlandırılmaya başlanır. Ortalama 15-20 yıl bu süreç devam eder ve okullarda öğrencilere öğretilen tüm bilgiler, ilerleyen yaşamlarındaki “vizyonunu belirleme de yardımcı unsur olacaktır”, amacı taşımaktadır.

Peki ülkemizdeki eğitim sistemi, öğrenci arkadaşlar için gerçekten de hedefine ulaşan bir eğitim – öğretim veriyor mu? Yıllardır oturtulamayan eğitim sistemi - yıkılmayan tabular üzerine inşa edilmiş gibi - çağdaş anlamda bir nitelik kazandırılmak istense de, pek amacına ulaşmamış gibi görünüyor. Öncelikli hedef öğrenciyi mevcut sisteme adapte etmek ve özel durum ve şartlarını hiçe sayarcasına, aynı koşullara maruz bırakılarak, farklı meslekler seçmesi için – seçme şansı verilmeden – hedefini bulmaya yöneltiliyor. Öğrenci güdülenmesi de bu mekanizmaya ayak uydurmak için yıllarca adaptasyon sorunu ile baş başa bırakılıyor.

Peki ya öğrencinin mizacı, ilgileri, yetenekleri v.b. şeyler nerde kaldı? Tabiî ki ikici plandadır.
Yıllardır çözülmeye çalışılan veya bir düzene girmesi için çaba sarf edilen “eğitim sistemi” ters yönlü işleyebilir mi? Nasıl mı? Şöyle ki; “Öğrenci beceri ve yetenek” merkezli bir sistem olursa durum nasıl olur? Buna benzer soruların cevabı verilebilinir. Dünya ülkeleri üzerinde birçok örneği mevcuttur. Örneğin İngiltere’de bahsettiğim ve savunduğum tarzda bir eğitim yaklaşımı vardır. Neden bizim ülkemizde bu ve bunlara benzer bir sistem getirilemiyor, anlamış değilim? Ayrıca şahsı kanaatim ülkemizde “eğitime” gereken özveri gösterilmiyor…

Son yıllardaki “ÖSS – YGS “ bilmecelerinden de bahsedelim. Değişik yıllarda birçok sistem denenmiş ve istenilen sonuçlara ulaşılamadığı gözlenmiş ve hala değişim içinde bir sistemler topluluğundan söz edebiliriz. Özelikle gelişim çağındaki bireylere uygulanan mevcut eğitim anlayışından sonra gelecek kapısı için bir sınava tabi tutarak, öğrencinin o yıllara kadar öğrendikleri her şeyden sorumlu tutmak ve hatta daha da vahimi 180 dakika gibi ( son sistemde farklı gün ve saatler uygulanmaktadır.) kısa bir süre de sonuç beklenmektedir. Mantıksal açıdan ne kadar doğrudur tartışılır ve tartışılıyor. Farklı meziyetlere sahip bireylerin ayni ortamları ve eğitimi yıllarca paylaşıp böylesine saçma bir mantıkla sınava tabi tutarak gelecek inşa etmesini beklemek ne kadar doğrudur veya mantıklıdır?

Bir noktaya daha değinmek istiyorum. Küçüklüğümüzde hepinize sormuşlardır.”Büyüyünce ne olacaksın?” hepimizin de bir cevabı vardır:” doktor, avukat, öğretmen…” Birçok cevap da çevresel faktörlerin etkisi ile oluşmuştur. Çocuk o yönde bir eğilim göstermektedir. Şimdi bu nokta da okul öncesi eğitimde önem arz etmektedir. Gelişime başlayan beyinleri, ne yönde ilerleme gösterir ve yeterli psikolojik danışmanlıklar, rehberlikler ile bu keşfe nasıl yardımcı olunabilinir ve aile bireyleri nasıl bilgilendirilebilinir? Bu tip envanter çalışmaları ile savunduğum eğitim sisteminin ilk adımları atılmış olunacaktır. Diğer eğitimlerine de bu yönde bir sisteminde desteği ile devam edebilir ve daha sağlıklı bireyler yetiştirilebilinir. Bilinçlendirme yapılmadan gelişigüzel mevcut bir sistem ile öğrencilerden bir hedef istenilmesine kısa bir örnek teşkil edecek anekdot ile yazıma devam etmek istiyorum.

***

Dönemin Başbakanı Sayın Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bir olay şöyle anlatılır: Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Sayın Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi: “Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!” Turgut Özal'ın “Nasıl?” sorusu üzerine şunu anlatmışlardı: “Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh şoklaması yaparız. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazagi'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki: Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.”

Bürokratlardan biri atılır: “Ama bizim Hiroşima'mız yok ki!”

Japon uzmanın cevabı tokat gibidir: “Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!”

***

Bu anekdotta milli bilinçlenmenin öneminden bahsedilmiştir. Türkiye’ye özgü bir bilinçlendirmenin, eğitim sisteminde fark yaratacak unsur olabilineceği öngörülmüştür.

Yeterince bilinçlendirilmeme sonucunda, yıllarca düz mantık eğitim aldığımızın sakıncalarını düşünebiliyor musunuz? Öğrencilere seçme hakkının yeterince tanınamaması vahim bir durumu teşkil eder. Düz mantık eğitim sistemimizin değiştirilmesi, çağdaş şartlara uygun hale getirilmesi ve en önemlisi eski beyinlerin yenilenmesi gerekmektedir. Eğitimin de öğrenci önalanlı olarak geliştirilmesini ve buna paralel bir şekilde şekillendirilmesi, şahsi düşüncemdir. Eğitim sisteminin öğrenciyi tabir-i caizse “at gibi koşturması” değil de, öğrenci envanterlerine uygun hale getirilmesi ve geliştirilmesi şarttır. Ancak bu şekilde eğitim yönünden sağlıklı bir Türk gençliğine ulaşabiliriz.

Yorum sizin…

Saygılarımla;

Orhan KUCUM / 30.03.11 >Ülkemizdeki “eğitim sistemi” hakkında hepimizin çeşitli eleştirileri vardır. Bir birey 6 yaşından itibaren, tabir-i caizse “ hipodromdaki yarış atları” gibi hazırlandırılmaya başlanır. Ortalama 15-20 yıl bu süreç devam eder ve okullarda öğrencilere öğretilen tüm bilgiler, ilerleyen yaşamlarındaki “vizyonunu belirleme de yardımcı unsur olacaktır”, amacı taşımaktadır.   

Ülkemizdeki “eğitim sistemi” hakkında hepimizin çeşitli eleştirileri vardır. Bir birey 6 yaşından itibaren, tabir-i caizse "hipodromdaki yarış atları” gibi hazırlandırılmaya başlanır. Ortalama 15-20 yıl bu süreç devam eder ve okullarda öğrencilere öğretilen tüm bilgiler, ilerleyen yaşamlarındaki “vizyonunu belirleme de yardımcı unsur olacaktır”, amacı taşımaktadır. 

Peki ülkemizdeki eğitim sistemi, öğrenci arkadaşlar için gerçekten de hedefine ulaşan bir eğitim – öğretim veriyor mu? Yıllardır oturtulamayan eğitim sistemi - yıkılmayan tabular üzerine inşa edilmiş gibi - çağdaş anlamda bir nitelik kazandırılmak istense de, pek amacına ulaşmamış gibi görünüyor. Öncelikli hedef öğrenciyi mevcut sisteme adapte etmek ve özel durum ve şartlarını hiçe sayarcasına, aynı koşullara maruz bırakılarak, farklı meslekler seçmesi için – seçme şansı verilmeden – hedefini bulmaya yöneltiliyor. Öğrenci güdülenmesi de bu mekanizmaya ayak uydurmak için yıllarca adaptasyon sorunu ile baş başa bırakılıyor. 

Peki ya öğrencinin mizacı, ilgileri, yetenekleri v.b. şeyler nerde kaldı? Tabiî ki ikici plandadır.
Yıllardır çözülmeye çalışılan veya bir düzene girmesi için çaba sarf edilen “eğitim sistemi” ters yönlü işleyebilir mi? Nasıl mı? Şöyle ki; “Öğrenci beceri ve yetenek” merkezli bir sistem olursa durum nasıl olur? Buna benzer soruların cevabı verilebilinir. Dünya ülkeleri üzerinde birçok örneği mevcuttur. Örneğin İngiltere’de bahsettiğim ve savunduğum tarzda bir eğitim yaklaşımı vardır. Neden bizim ülkemizde bu ve bunlara benzer bir sistem getirilemiyor, anlamış değilim? Ayrıca şahsı kanaatim ülkemizde “eğitime” gereken özveri gösterilmiyor… 

Son yıllardaki “ÖSS – YGS “ bilmecelerinden de bahsedelim. Değişik yıllarda birçok sistem denenmiş ve istenilen sonuçlara ulaşılamadığı gözlenmiş ve hala değişim içinde bir sistemler topluluğundan söz edebiliriz. Özelikle gelişim çağındaki bireylere uygulanan mevcut eğitim anlayışından sonra gelecek kapısı için bir sınava tabi tutarak, öğrencinin o yıllara kadar öğrendikleri her şeyden sorumlu tutmak ve hatta daha da vahimi 180 dakika gibi ( son sistemde farklı gün ve saatler uygulanmaktadır.) kısa bir süre de sonuç beklenmektedir. Mantıksal açıdan ne kadar doğrudur tartışılır ve tartışılıyor. Farklı meziyetlere sahip bireylerin ayni ortamları ve eğitimi yıllarca paylaşıp böylesine saçma bir mantıkla sınava tabi tutarak gelecek inşa etmesini beklemek ne kadar doğrudur veya mantıklıdır? 

Bir noktaya daha değinmek istiyorum. Küçüklüğümüzde hepinize sormuşlardır.”Büyüyünce ne olacaksın?” hepimizin de bir cevabı vardır:” doktor, avukat, öğretmen…” Birçok cevap da çevresel faktörlerin etkisi ile oluşmuştur. Çocuk o yönde bir eğilim göstermektedir. Şimdi bu nokta da okul öncesi eğitimde önem arz etmektedir. Gelişime başlayan beyinleri, ne yönde ilerleme gösterir ve yeterli psikolojik danışmanlıklar, rehberlikler ile bu keşfe nasıl yardımcı olunabilinir ve aile bireyleri nasıl bilgilendirilebilinir? Bu tip envanter çalışmaları ile savunduğum eğitim sisteminin ilk adımları atılmış olunacaktır. Diğer eğitimlerine de bu yönde bir sisteminde desteği ile devam edebilir ve daha sağlıklı bireyler yetiştirilebilinir. 

Yeterince bilinçlendirilmeme sonucunda, yıllarca düz mantık eğitim aldığımızın sakıncalarını düşünebiliyor musunuz? Öğrencilere seçme hakkının yeterince tanınamaması vahim bir durumu teşkil eder. Düz mantık eğitim sistemimizin değiştirilmesi, çağdaş şartlara uygun hale getirilmesi ve en önemlisi eski beyinlerin yenilenmesi gerekmektedir. Eğitimin de öğrenci önalanlı olarak geliştirilmesini ve buna paralel bir şekilde şekillendirilmesi, şahsi düşüncemdir. Eğitim sisteminin öğrenciyi tabir-i caizse “at gibi koşturması” değil de, öğrenci envanterlerine uygun hale getirilmesi ve geliştirilmesi şarttır. Ancak bu şekilde eğitim yönünden sağlıklı bir Türk gençliğine ulaşabiliriz. Yorum sizin… 

Saygılarımla... 

Orhan KUCUM / 30.03.11 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1699
Kayıt tarihi
: 27.03.11
 
 

Ekonomi dünyasını yakından ilgilendiren herşey... Genç girişimcilerin, piyasalara bakışı ve mantıksa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster