Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '18

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
35
 

Uludağ

Tur rehberine yer numaramı sordum, 54 dedi. Yerime geçtiğimde baktım ki 54 otobüsteki son numara. 55 dese otobüsün dışında seyahat edeceğiz, öyle yani. Eskiden bilet alırken tekerlek üstü olmasın diye bir kavram vardı, benim bulunduğum yer tam olarak motor üstüydü. Neyse her ne kadar en arkada olsam da molalardan çıkarken otobüsün geri manevrası sırasında en önde ben oluyordum. Arka beşlide bu tura eşsiz katılan 4 erkek yolcu olarak tecrit edilmiştik. Herkes nescafe gibi ikisi, üçü bir arada gelmişti. Hatta yanımdaki diğer erkekler bile üçü bir aradaydı.  Diğer yolcuların profili çoğunlukla kadınlar ve genç çiftlerden oluşuyordu. Maltepe’den iki kız olarak otobüsteki yerlerini alıp, babalarına el salladıktan sonra kızlardan birinin karşı sırada oturan erkek arkadaşının yanına koşup kız arkadaşını yalnız bırakmasını yadırgasam da, biraz sonra Kartal’dan onun erkek arkadaşının da binmesiyle bunlar da genç kızlar statüsünden çıkıp genç çiftler statüsüne geçmiş oldular.

4 yıl sosyoloji okumak için dirsek çürütmüşüz. Ucundan kıyısından sosyolog sayılırız. İçinde bulunduğumuz ortamda toplumsal davranışları incelemek bir alışkanlık olmuş artık. Hele bir de bana gösterilen yer maraton trübünü kıvamında olunca gel de izleme.

Babalarından muhtemelen, “Mervelerle ders çalışacağız, açık havada kafamıza daha iyi girer bu yüzden Uludağ’a gidebilir miyiz? Nolur babacım, nolur, nooolur?” diyerek izin isteyen biraz da anne desteği ve yeterli miktarda harçlıkla birlikte izni koparan bu genç kızlar, yol boyunca sevgililerinin anotomik yapısını yakından tanıma gayreti ile çeşitli yöntemlerle birbirlerine sokulup durdular. Bu noktada 5 duyu organlarının tamamını kullandılar. Gençlik işte bu yaşlarda hormonlar insanı böyle yapıyor.

Hemen önümde oturan genç çiftin nikâh cüzdanlarını görmedim ama kesin evliydiler. Hem de  evliliğin 5 aşamasını çok kısa sürede geçip, son aşamaya gelmiş gibiydiler. Evliliğin 6 aşamasını bilmiyor musunuz? Açıklayalım o zaman;

   1. Aşama: Göz göze
   2. Aşama: El ele
   3. Aşama: Bel bele
   4. Aşama: Et ete
   5. Aşama: G.t g.te (Boşluğa gelecek sesli harfi de siz bulun artık)
   6. Aşama: Git öte.

Yol boyunca temel ihtiyaçlar dışında diyalogları yok denecek kadar azdı. Dönüş yolculuğunda adamın Beşiktaş maçı sonrası arayan bir arkadaşı ile telefonda konuşma süresi, eşi ile toplam konuşma süresinden oldukça fazlaydı.

Yanımda oturan genç, evlilik hazırlıkları içindeydi. Sık sık müstakbel eşini arayıp ya da diğeri bunu arayıp halı, perde, mobilya gibi şeylerden konuşup duruyorlardı. Sanırım çocuk esnaftı ve her şeyi ucuza kapatmanın derdindeydi. Nereden mi anladım? “Yeni perdeye gerek yok, halıyı perdeye uydururuz olur” cümlesi evliliğin ilerleyen aşamalarında (Bkz. 5. Aşama) normal olabilir ama henüz başlangıç aşamasında, ceza sahasındaki 9 kusurlu hareketten biri olarak değerlendirilir ve kırmızı kart + penaltıya kadar gider. Şimdi olmasa bile ileride bu konuşma bir perdeden çok daha fazlasına mal olur.

Neyse, sabah henüz güneş mor dağların nazlı ufkundan bir portakal rengi ve tatlılığı ile doğmadan (Başka bir tabirle Karga b.kunu yemeden) sabah 04:00’de başlayan yolculuğumuzla saat 09:00’da Uludağ 1. Bölgeye ulaştık. Tur fiyatına kayak takımları da dâhildi. Otobüste rehberin dağıttığı kayak fişini vererek hemen kayak takımlarımı aldım ve Yazıcıyla Beceren pistlerine doğru yollandım. Sırada Skipass almak ve iki yıl ara verdiğim kayak işini hatırlamak vardı. Skipass ücretlerinden falan da bahsedeyim de yazı biraz gezi blogları gibi olsun. Tek biniş 15, 4 saatlik 70, Tüm gün 110 TL. Kredi kartıyla ödeme yapabilirsiniz, satılan bilet geri alınmaz, kartınızı kaybederseniz yenisi verilmez gibi kurallar var. Başlangıç olarak pistin bitiş noktasına yakın bir yerde bir iki küçük deneme yapıp, kendime güveni sağladıktan sonra Tarifeli yolcu uçakları gibi pist başına çıktım. Biraz kar sapanı, biraz yalpalama ve biraz da saçmalama sonrası yeryüzü ile 90 derecelik açımı bozmadan Yazıcı pistinden indim. Bu iniş kendime güvenimi öyle arttırdı ki kendimi Alp Disiplininde ülkemi temsil edebilecek gibi hissettim. Bu aşamadan sonra 4 saatlik skipass sürem dolana kadar değişik pistlerde bir aşağıda bir yukarıda yaklaşık 20 sefer kaydım. Artık bacaklarımda dermen kalmayınca götürüp kayak takımlarımı iade ettim. Kayak botlarını çıkardıktan sonra kendi botlarım babet gibi geldi.

Şimdi sıra şöyle pistleri gören bir noktada konuşlanan iki kafeteryadan birine oturup kayanları, daha doğrusu kayamayanları izleme faslına gelmişti. Uludağ’da fiyatlar zaten yüksek bir de Cafe’ler arasında fark olup daha fazla kazıklanmayalım diye seçimimi Yazıcı otel tarafındaki Cafe’den yana kullandım. Diğer taraf da güzeldi ama ismi kazıklamaya daha müsait görünüyor: “Beceren Cafe” Sipariş vermeden önce menü istedim, getirdiler. Hatırladığım kadarıyla; Çay 8, Türk Kahvesi 12, Salep 22 ve Sıcak şarap 26 TL idi. Ben sonuncuyu tercih ettim tabii ki. Her yudumu 2 liraya falan geliyordu ama güzeldi. “G.te giren şemsiye açılmaz “ derler, ben de keyif almaya baktım.

Dönüş yolculuğumuzda herkes çok fazla yorulmuştu. Dağdan şehre inene kadar otobüste uyumayan yok gibiydi. Program gereği İskender kebap molası verildi. Bursa Botanik park içinde, İskender’in mucidi İskender bey ve mahdumlarının, bir katı müze haline getirilmiş ana merkezinde yedik İskender kebabı. Her ne kadar bir porsiyonu iki taksitte getirseler de mükemmeldi. Gerçekten şunu dedim: “Bu yediğim İskender’se bundan öncekiler neydi ya da bundan öncekiler İskender’se bu ne?” Adamlar sadece kendi hayvanlarını yetiştirmekle kalmayıp, odun kömürüne kadar her şeyi kendilerinin ürettiğini iddia ediyorlar. Her ne kadar sonradan “gurme” olsak da yolu düşenlere kesinlikle tavsiye ederim. Kebap molasının ardından bir de Kestane şekeri alışverişi molası ve ver elini İstanbul. Tam planlandığı gibi saat 22:20 civarı İncirli Ömür karşısından başlayan yolculuğumuz, İncirli Ömür önünde son buldu. Kayak takımı, Ulaşım ve Kahvaltı dâhil 89 TL ödediğim bu turdan çok büyük beklentim yoktu ama her şey tek kelime ile harikaydı. Fayda maliyet açısından sonuç son derece tatminkârdı. Bunu da yazın bir kenara, hafta sonu küçük bir kaçamak için ideal bir fırsat.

Büyük bir keyifle kayarken çok fark etmedim ama eve geldiğimde ve ertesi gün bacaklarımdaki tüm kaslar müthiş ağrıyordu. Zahmetsiz rahmet olmaz derler, güzel bir günün ardından bu tatlı yorgunluk işin tuzu biberi. Keşke sevgili eşim de kayaktan benim gibi keyif alabilse ve benimle birlikte olsaydı. O zaman daha ön sıralarda yolculuk edeceğim kesindi:))

25.02.2018

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 06.11.08
 
 

Hayatı seven, olaylara her zaman pozitif bakmaya çalışan, biraz matrak, biraz duygusal, biraz kül..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster