Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '21

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
169
 

Uzaktan Eğitim'de Rahat Mıyız?

“Akdeniz, Karadeniz, karneleri isteriz!”

Şen kahkahalar ve bol kucaklaşmalar…
Sıralara vurarak tutulan tempolar…

 “Akdeniz, Karadeniz, karneleri isteriz!”

 

BUGÜN BİR ÖĞRETMEN OLARAK SÖYLEMEK İSTEDİKLERİM VAR.


Dönemi başarıyla bitirmenin gururu ile çocuklarımızdan ayrı kalacak olmanın üzüntüsünü birlikte yaşadığımız duygu yüklü günler…

Karne günleri

Bu sene hayalini kurduğumuz her birliktelik gibi, bu anlamlı gün de mesafelere ne yazık ki yenik düştü.

Tabii bu durumdan mustarip olan yalnızca biz öğretmenler değiliz. Çocuklarımız da bu heyecan dolu karne günlerini doyasıya yaşayamıyor iki seferdir. Taa bir hafta önceden başlayan

 “Karne günü serbest kıyafet mi öğretmeniim?”

“O gün sadece bir oyuncak getirme hakkımız olsa olur mu öğretmeniim?”

“Karne günü ders olmayacak değil mi öğretmeniim?”

sorularını bu sene soramadılar. Heyecanla hazırlanıp okullarına koşamadılar. Sabah aynı saatte ekranın başına geçip online derslere katılacak olmanın ne yazık ki onlar için bir heyecanı yok. Ben de kendime heyecanla karne günü kıyafeti hazırlamadım, topuklu ayakkabılarımı akşamdan kapının önüne koymadım.

“Oh! Siz de iyice rahata alıştınız!” mı dediniz içinizden? O zaman lütfen söyleyeceklerime kulak verin.

Bu algı üniversite tercihlerimi yaparken yapıştı yakama. “Öğretmenlik, çok rahat meslek.” dediler, ilk başta sahi sandım. “Hele ki kadınlar için.” kısmına hiç girmiyorum bile. Okudum paşa paşa okulumu, mezun oldum, aradan yıllar geçti, hala kuş gibi bakıyorum “Rahat olacağım günler geliyor mu, yolda mı, nerede kaldı?” diye. Yok arkadaş, gelmedi, gelmiyor.

Gelmez de. İstenmediği yere gelir mi hiç? Herkes gibi o da biliyor ki birlikte olmak, rahat olmaktan çok daha güzel bizim için. Kucaklaşmak, sarılmak, birbirimizin elinden tutmak, birlikte kahkahalar atmak, bir çocuğun gözünün içine bakmak, başını okşamak, öğrenme yolculuğuna heyecanla katılmak, bazen telaşlanmak… Tüm bunlar evde olmaktan, rahat olmaktan daha güzel. Bizim için de, çocuklarımız için de…

Önceden olsa “Oh ne rahatsınız!” diyenlere çok kızardım. Saatlerce yazıp yazıp siler; hiç de rahat olmadığımızı, uzaktan eğitimin yüz yüze eğitimden çok daha zor olduğunu, çocuklarımızın hem sosyal hem akademik gelişiminin bu süreçte ne kadar etkilendiğini anlatan upuzun, sipsivri bir yazı yazardım.

Ancak yeni benliğim böyle düşünen insanlara artık sadece üzülüyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü bunu söyleyen insanların hayatları boyunca yaptıkları işe hiç tutkuyla sarılamamış insanlar olduğunu biliyorum. Hiçbir zaman “Benimki iş değil, aşk!” diyemeyecek insanlar olduğunu... Eğer yaptıkları işe aşık olmanın ne demek olduğunu bilselerdi, işinden uzak olmanın ne anlama geldiğini de bilirlerdi.

Bakış açısındaki fark sanırım bu. Evde olmayı cazip sananlar mesleğine yalnızca “iş” gözüyle bakıyor. Oysa ben az önce “iş” sözcüğünü ilk kez kullandığımı fark ettim. Çünkü öğretmenler “işteyim” demez, “okuldayım” der. Bizim işimiz yoktur, okulumuz vardır. Görev tanımımız yoktur, pozisyonlarımız yoktur. Bazen anne oluruz, bazen baba, bazen sırdaş, bazen arkadaş... Peki anne babalar için çocuğundan ayrı olmak, rahatlık olabilir mi size göre? Hayır, olsa olsa rahatsızlıktır bu bizim için. Zordur, sancılıdır, uykuların kaçmasıdır. “Bu mesafeden nasıl yanında olduğumu hissettirebilirim?” telaşıdır.

Yaptığı işe gönlünü vermemiş, aşık olmamış insanların “evde olmayı” cazip bulmasını anlıyorum bu yüzden. Bizim penceremizden bakabilmelerini de beklemiyorum. Ömür boyu mesleklerine “yalnızca iş” gözüyle bakacak olmalarını; işini dans ederek, aşkla yapanları “Bunlar da amma rahat ha!” diye anlamayan gözlerle yargılayacak olmalarını da üzüntüyle karşılıyorum. Keşke bilselerdi. Keşke öğretmenler olarak onlar için de yapabileceğimiz bir şey olsaydı. Onların içindeki çocuğu da kucaklayabilseydik, başını okşayıp “Biliyor musun her şeyin temeli sevgidir, sözlerin yargı değil sevgi barındırmalı.” diyebilseydik.

Ama olmuyor… Toplum bizi pelerinini beline bağlamış, ayaklarını uzatmış, rahatı yerinde, oturduğu yerden parmak şıklatıp mucizeler yaratması gereken süper kahramanlar sanıyor, ancak gücümüz bu tabuları yıkmaya yetmiyor.

Biz yine de sahile vurmuş deniz yıldızlarını tekrar denize atarak kurtarmaya çalışan genç gibi, yılmadan öğrenmeye ve öğretmeye devam ediyoruz. Bu dünyanın aydınlık geleceği çocuklarımızın yanında olmak, onların gözündeki ışığı görmek tutuyor elimizden, bırakmıyor. Umutla sayıyoruz günleri bir bir, kavuşma anını bekliyoruz. Sevgi tohumları ekiyoruz gördüğümüz yere, her kalbe…

Çünkü biliyoruz ki dünyayı bu yargılar değil, sevgi kurtaracak.

Siz de sevgiyle kalın Sevgili Okur, kalbinizde hep sevgi tohumlarının filizlenmesi dileğiyle…

 

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 133
Kayıt tarihi
: 03.12.20
 
 

Biraz öğretmen, Biraz çocuk, Biraz masal kahramanı... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster