Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Gülüm Çamlısoy

http://blog.milliyet.com.tr/

20 Ekim '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
66
 

Vazgeçemem bu oyundan

Vazgeçemem bu oyundan
 

Neyi sunabildim ki bu güne değin ya da ne ile iştigal ettiğim miydi önemli olan hiçbir sıfata tabi olmayan ismim miydi tek gerçek.

Kıvrımlarında hayatın en az zihnim kadar en bulanık olandı gördüğüm ya da gördüğüme inandığım.

Bir kutudan ibaretti ömür; iki çekmecesi olan tek bir kutu ve isimler vardı kayıt altında her kim ise yolumun kesiştiği.

Kesişmese bile kesişme ihtimalinin saklı olduğu.

Kapalı bir zarf idi sabah uyandığımda tüm talimatların yazılı olduğu. Tek göndericisi idi zarfın maliki:

Edimler zikredilmişti sabahın ilk ışıklarından gün bitimine kadar uymakla sorumlu kılındığım. Belli ki bir oyundu bana oynama şansı verilmiş. Neyi kazanıp neyi kaybedeceğim gün sonunda belli olacaktı.

Hangi oktavdı kim bilir o seslerin varlığı ile eşleştirildiğim. Mubah bir düş idi ne de olsa tüm aykırılıkları ile müdahil olmuş iken.

Sunumum ne olabilir, diye düşünsem de elimde olmadan ele veriyordum içimden geçenleri ya da sahip olduğum tek vasfımdı oyun dışı kalmamak adına.

Zincirin yeni halkasıydı aslında ellerimle eklediğim. Belli ki tekerrür ediyordu yürekten hissedip de bir türlü sahip olamadıklarım.

İsimleri olmayan kadın ve adamlarla dolu idi dünya. Varla yok arası ne çok edim kime ait olduğunu seçemezken. Yine de dost bellemek idi oyunun ilk kuralı ve nazıyla niyazıyla eşlik etmek oyuna.

Mızıkçılık yapma hakkım saklı olsa gerek ki ara sıra kaçıyordum geri geri bir yandan işliyordu zaman sondan başa hele ki hayal kırıklıkları da peyda oldu mu haneler artıyordu o silik görüntüyü tam manasıyla seçemesem de.

Önemi yoktu aslında gizil kimliklerin ve önemi yoktu neye haiz olduklarının. Tek kuraldı geçerli kılan oyunu: Sadece hisset.

Düşe kalka yürümek birinci kuraldı. Ve kaldığım yerden devam etmek.

Hayal kurmaktı ikinci madde gerçek olmayacağını bile bile.

Ve sevmekti aslında en önemlisi üstelik sebepli sebepsiz kırılsam da yerle yeksan olsam da süreç işlerken. Bu değil miydi hayatı yaşanır ve oyunu oynanır kılan.

Denedim pek çok kere. Önce şüphe ettim ve benliğimi karşımdakiyle eşleştirdim. Kimsenin yerinde olmayı hiçbir zaman dilemedim. Tüm saflığımla yine ben kalmalıydım tüm itirazları göz ardı edip.

Yürüyebiliyordum, görüyordum en önemlisi zihnim ve ruhum yaşadıkları onca ikileme rağmen ve yaşadıkları tüm çelişkiyi devre dışı bırakıp yine devam ediyorlardı iş birlikteliklerine.

Gördüklerimi ruhuma kazıyordum, hissettiklerimi yüreğe. Öldürdüğüm hiç kimse yoktu gün sonunda zira yıpranmış benliğim hala yaşama şansı tanıyordu yaşadığım tüm hayal kırıklığını bir tarafa bırakıp.

Denemediğim ne varsa denemek zorunda olduğum gibi bir yanılgıya düşmedim asla yoksa nasıl korurdum özümü.

Kırık onca parça benden kopan. Derin bir elem belki de en büyük zaafım mütemadiyen yansıttığım içinde yaş olan, içinde yas olan ve içinde umut olan. En şaşırtıcı olan zaten buydu. Yıkılıp yeniden inşa ettiğim üstelik harcında kimsenin katkısı olmazken zira kardığım hep umut ve sevgiydi ve yoğururken özümü üşüsem de zaman zaman.

Üşümek değildi zor olan ama üşütmekti canımı yakan. Altında kalamayacağım bir yüktü kırmak, darmaduman etmek tüm yalıtılmışlığım ile bir köşede melül mahzun beklerken üstelik amacını bilmediğim her ne ise birazdan varacak olan.

Amaçlarımı hep terk ettim hem de yaşama amacımmışcasına bel bağlamışken.

Yok olmaktan bir önceki duraktı varlığımı buharlaştırmak hem de kendime yaptığım en büyük haksızlık. Günden geceye uzarken süreç gün ışığını kararttım zaman zaman, geceyi aydınlık kıldım ve o mahzende yıllandı tüm hatırat yanına katık yapmışken gelecek ümidini.

Çekmecem hep kapalıydı hani ki gözü olan. Bir gözü sağ gözümle gördüklerimle doluydu ve diğer gözü gün boyu ne ise telef olmuş: Belki bir beklenti belki bir insan belki gerçek olmayan bir aşk. Tıkış tıkış olsa da çekmeceler tüm ağırlığı ile sadece omzuma biniyordu kanıksadıklarım ve kaybettiklerim.

Denemediğim ne kaldı ki şu koca ömür… Bir yanda yaftalandığım bir yanda kelebek misali kısacık süren mutlandıran o daracık zaman aralığına sığdırdığım.

Vazgeçtim hem de kerelerce ve konuşlandım menzilde en azından kimsenin görüş alanına girmiyordum ki girmemeliydim de. Zarar veremezdim kimselere kendim haricinde. Yaksam da yıksam da sadece benliğim idi zan altında bırakılan.

Yumdum gözümü kerelerce ve sustum bir ömür boyu ki hala da koruyorum sessizliğimi şu yazdıklarım haricinde hiçbir delil yok varlığımın kanıtı.

Kanasam da kanatamam.

Acısa da canım bir diğerinin canını asla yakamam.

Ve günün ilk ışıklarında bana teslim edilen o zarfta ne varsa bir bir uyguluyorum ve gecenin kör vakti baş başa kalıyorum sadece kendimle eskiden olduğu üzere ve bir ömür boyu olacağı gibi. Benliğim ses etmese de Yaratan zaten konuşuyor benim yerime. Bu yüzden tüm donanımım ve tüm maruzatım ve tüm yenilgimi içime atıp yeniden doğuyorum her yeni gün yirmi dört saat sonra öleceğimi bilsem de…

Sevip de sevilmezken, inansam da karşı gelinsem ama asla vazgeçemem bu oyundan ta ki gonk vurana kadar.

Birgül EKİM, Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hergün yeniden yeniden doğup oyunu kuralına göre oynamak da şarttır yaşama iyiliği,güzelliği,ahenk ve uyumu aktarmak için..Ne güzel bir denemeydi yaşama dair!..Elinize sağlık sayın Çamlısoy.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 22.10.2015 14:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 160
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 116
Kayıt tarihi
: 22.08.13
 
 

Yazmaya gönülden sevdalı, kendini her daim geliştirmeye çalışan, öğrenci ruhlu biriyim. Mesleğim ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster