Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '08

 
Kategori
Yurtdışı Eğitim
Okunma Sayısı
438
 

Viyana'ı ne zaman kuşatıyoruz?

Viyana'ı ne zaman kuşatıyoruz?
 

Hüzün katığım nice zamandır ekmeğime. Yavan sevdaların kurbanıyım ben. Aşka yol aradım sevda dereciklerinde: sevdalandım; sevindim, üzüldüm, coştum, bedbin düştüm. Bitimsiz hüzün oldu esvabım hep.

Çok kez olduğu gibi karmaşık duyguların tesiriyle karmakarışığım yine bugün. Neden? Ah bir kestirebilsem beni bu hâle koyan gerçek sebebi!

Yarın Viyana’ya uçacağım. Bir grup talebe arkadaşlar beraber gerçekleşecekti bu uçuş; ama dokuz dereden su getirtti Avusturya Büyük Elçiliği vize vermemek için ve vermediler. Hem de komik bir gerekçeyle: Neymiş efendim; bizim öğrenciler, vize verilirse eğer, “vizenin süresi bittikten sonra geri dönmelerini sağlayacak ikna edici ailevi, sosyal, maddi bağlardan yoksunmuş; dolayısıyla iltica edebilirlermiş.”

Gerekçeye bak, hizaya gir! Nasıl ulaştılar bu kanaate acaba? Anla anlayabilirsen!

Hâsılı, çocuklara hem başvuru, evrak temini, vize parası, anlaşmalı fotoğrafçıya defaten çektirilen vesikalıklar gibi maddî, hem de aşağılayıcı tavır ve hareketleriyle de manevî zulüm yaptılar bir ay boyunca. Sonunda da “kusura kalmayın size vize vermeyiz, boşa uğraşmayın dedelerinizde girmeye çalıştı Viyana’ya, amma velâkin onlar da şimdi sizin yaptığınız gibi kuyruklarını kısıp döndüler; sinirden kudursanız da bi halt edemezsiniz(!)” dediler.

Belki de, bu olumsuz gelişmeden dolayı duygusal karmaşa içindeyim.

Muhakkak, pek çok kişi, bir matah sanır Avrupa’yı, oralara gitmek için can atar, gidip gelenler de hava; ama benim içimde zerrece bir heves yok. Kerhen gideceğim yarın, üniversitede asistan olduğu için vizesiz Viyana’ya girebilen tek öğrencimizle beraber, başlayan bir projeyi yarım bırakmamak adına.

Sırf söz verdim diye; yoksa yapılan bu terbiyesizlikten sonra kalkıp gitmek ağırıma gidiyor. Biz onların iyiliğine bir şeyler yapmak isterken, yaptıkları yenir yutulur cinsten değil.

Sen, hem davet edeceksin, “bizim şöyle bir sorunumuz, bu sorunu çözebilmek için de size ihtiyacımız var diyeceksin” hem de ülkene sokmayacaksın.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Gerçi aklı başında olan bir grup üniversiteli camia bizi davet eden; reddedenler de, Ankara’da elçilikteki taktıkları at gözlüğüyle meseleye yaklaşıp; “aman, bunların ne yapacağı belli olmaz, sakın ola yanaştırmayalım” diyen üç beş kendini bilmez.

Lakin istikrar ve düzenden söz eden bir memleketin elitiyle “kel iti” arasında böylesine kopukluk olur mu?

Hani Avrupa farklıydı! Bu tür olaylar bize mahsustu!

Bizler, bütün çıkmazlarımıza ve çelişkilerimize rağmen, onların bize reva gördüğü zulme kesinlikle yol vermeyiz.

Biz Avrupalılığı biraz fazla ciddiye aldık almasına da, ne olduğunu bir türlü kavrayamadık daha. Avrupa’yı âbât eden işçilerimize yaptıkları, asimile çalışmaları, her işimize burunlarını sokmak istemeleri, akıllarınca muhatap almamaları, küçümsemeleri vs.

Bunlara bulaşan bin pişman, bulaşmayan hayran!

Nasıl beceriyorlar bu ikiyüzlü politikayı? Çözemedim dostlar.

felix

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 841
Kayıt tarihi
: 27.02.07
 
 

Ben kimim? Kafa kağıdımdaki beyana göre 1969 tarihinde Burdur - Gölhisar'da, doğumuma şahit ala..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster