Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '11

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
1580
 

Yakma tekniği ile resim

Yakma tekniği ile resim
 

Ahşap üzerine yakma çalışması / Berrin Çoruk Aksu


Bugün yakma tekniği ile yaptığım bir Atatürk resmini sizlerle paylaşmak istedim. Amacım böyle bir sanattan haberdar olmanızı sağlamak! 

Yakma tekniği ile yapılan çalışmalar sanat eseri midir? Elbette öyledir. Çünkü herhangi bir fotğraftan alıntı olarak çalışılmış bile olsa, bu teknik o resme değişik bir ruh ve sıcaklık katmaktadır. Herhangi bir zanaat işi gibi yüzlerce üretilemez. Tektir. Dolayısı ile sanat eseri sayılır. 

Yakma tekniğini lise yıllarında öğrendim. Resim öğretmenimiz Suna Aral sağolsun, bize yakma aleti aldırdı. Kavak kaplama suntalar yaptırdık ve gravür çalışmalarından örnekler getiren Suna Hanım'ın sayesinde Hoca Ali Rıza'nın "Yeni Cami" adlı gravürünü yakarak çalıştım. Bunun çok meşakkatli ve en az gravür çalışmak kadar zor olduğunu söylemeliyim. Bilenler bilir, gravürde ışık gölge dengesi ve tonlamaların ayrıntısı tarama yöntemi ile yapılır. Bu tarama yöntemi yakma çalışmalarında da geçerlidir. Birinde kazıyarak yapılan, diğerinde yakarak oluşturulur. Yani gravürde ışıklı ve aydınlık alanlar taranmaz (kazınmaz ) böylelikle baskıda mürekkep bulaşmayan yerler olarak ışıklı kalır, yakma işleminde de o alanlar yakılmadan sade bırakılır, karanlık bölgeler ise alabildiğine yakarak taranır, böylece ışık-gölge oluşturarak resme derinlik kazandırılır. Gravürden önemli bir farkıda aynı çalışmadan yüzlerce üretilemez. Gravürde ise isterseniz binlerce basarsınız. Peki gravür işi bir zanaat mi sayılır? Tabii ki hayır. Baskı ile çoğaltılan çoğu sanat eseri gibi o da bir sanatsal çalışmadır. Yakma ile yapılan çalışmalarda olduğu gibi bazen bir sanat eseri bile çalışılır. 

Şunu söyleyim; bu işi başarmak isteyen kişi öncelik olarak kara kalem ve bolca gravür çalışmış olmalıdır. Yoksa her eline elektrikli havyayı alan bu çalışmaları başaramaz. Sadece başardığını zanneder. Ülkemizde malesef dün kara kalem öğrenen, bugün hoca kesiliyor. Hatta yaptığı yarım yamalak işleri ile sergiler açabiliyor. 

Bunun bir kriteri yok mu? Malesef yok! 

Her önüne gelenin sergi açabildiği ve bu yüzden "beğenmediği" bu çalışmalar yüzünden "halkın" sanata karşı soğuk durduğu bir ülkede yaşıyoruz. Ve büyük çoğunluk sanattan bihaber. Yapılan herşeyi sanat zanneden veya sanat eserlerine kalkıpta tükürebilen; sanatçı zannedilen bir takım zavallılara bakıpta sanatı küçümseyebilen bir ülkede yaşıyoruz. Ne sanattır kimse bilmiyor. Çoğu sanatseverler bile bilmiyor. 

Sanatçı az kazanır, aç kalır diye, sanatçı olabilecek çocuklarını Anadolu liselerinde eğitime gönderen ebeveynlerin hiç biri, gerçek bir sanatçının kazandığı parayı bilmez. Oysa ki; gerçek sanatçılar çok kazanır. Gerçek sanatçı, zannedilenin aksine (misal tembel sanılır) çok üreten ve çok çalışan kimselerdir. Bu çalışmanın karşılığı elbet gelecektir. Yeter ki doğru harcamasını bilsin. Ülkemizde eksik olan birşeyde ekonomik bilgi eksikliği, bütçe bilinçsizliğidir. Bir sanatçı asla satatik bir gelire sahip olmaz. Onun geliri bazen bir ay içinde, bütün bir yıl yaşamasını sağlıyacak kadardır. İşte püf noktası odur ki; sanatçı bu gelen parayı aylara bölerek düzenli bir şekilde harcama becerisine göre yetiştirilmemiştir. Bu yüzden aç öldüğü söylenen sanatçıların yaşantılarında ne kadar hovarda yaşamış olduklarını görebilirsiniz. Oysa ki bilinçli birçok sanatçı bu sayede zengin olmuştur. Salvador Dali, Picasso gibi çok bilinen sanatçıları buna örnek verebilirim. 

Bir sanatçının yetiştirilmesi gereken bir diğer konuda; çalışmalarını doğru alanda, doğru kişilere pazarlıyabilme becerisidir. Sanat okullarında öğretilmesi gereken sanatçının duruşu olmalıdır. Bir sanatçı ne kadar kendine özgüvenle durursa o kadar isim yapar. Bunu ukalalık ve bencillikle karıştırmamak lazımdır. Çünkü gerçek sanatçı, aynı zamanda birilerinin yolunu kesen değil, öğrencilerine yol açandır. Bu konuda Sezen Aksu ve Müjdat Gezen iyi bir örnektir. Yani bir sanatçının ekolü varsa öğrencileri vardır ve onların elinden tutmak boynunun borcudur. En çokta kendi ekolünün devamı için yapmalıdır bunu. Günümüzde insan yetiştirmek bir yana, kendi öğrencilerine bile yol açmayan bazı sanatçılar var. 

İyi bir sanatçı hoşgörülü ve anlayışlı olduğu kadar doğru yönlendirici olmalıdır. İyi bir çok sanatçımız var ve malesef kendini sanatçı zanneden bir güruhla yaşamak zorunda hissederek kişiliğinden özveride bulunmaya çalışıyor. Çünkü çevresindekilerin kimisi filanın karısı, kimisi falanın amcaoğlu.. Yaşamak ve kendini göstermek isteyen sanatçı politik olmalı belki ama bunun bir dozajı olmalı. Yaranma, yaltaklanma boyutu bir sanatçıya asla yakışmaz. Benliğine saygısı kalmayan bir sanatçının topluma hiç bir yararı olmaz. Oysa sanatçı toplumun önderidir. Çalışmaları toplumun feneridir. 

Geçenlerde yazar Ahmet Hakan bir soru sormuştu. Herhangi bir alandan bir kimsenin iktidara yakın olma gayretini anladığını ama bir sanatçının iktidara yakın olma gayretini anlayamadığını söylüyordu. Oysa bunda anlaşılmayacak bir şey yok! Sanatçıda toplumun öğütücülerine, dişlilerine sıkışıp kalabilir. Özellikle yapılan her sanatsal etkinlikte kendine karşı bir duruş sezen paranoyaklık, iktidar denilen öğütücünün genel tavrı haline gelmişse, ayakta durabilmek, kitlelere sesini duyurabilmek adına herşey mübah sayılır. Çünkü eskiden sadece yasaklanabilen sanat eserleri şimdi rahatlıkla yıkılabiliyor. Hatta ölmüş bir sanatçının mezarı, tüm insani kriterlerin dışında talan edilebiliyor. Bunlar bu güne kadar bu ülkede hiç olmamış şeyler. 

Oysa gücünüz sanata ve sanatçıya yetmez ey insanoğlu. Evrende kalıcı olarak varolacak hakim güç, daima yapan ve oluşturan olarak kalacaktır. Yıkan ve yıktıranın adı bile unutulup gidecektir tarihin tozlu sayfalarında.. 

O yüzden bu ülke artık sanatçısıyla yüzleşmeyi öğrense iyi olacak, çünkü ülkelerin adını hakim kılan en önemli değer sanattır. Bakınız, bir zamanlar İtalya, Fransa ve BİR ZAMANLAR AMERİKA. 

Amerika; çünkü sinemaya verdikleri önemden vazgeçmiş görünüyorlar. Öyle bir ülke düşünün ki kendini sinemasıyla dev gösterdi dünyaya. Ve şimdi o dev, cüce olma yolunda hızla ilerliyor. Çünkü sanatın değil, tek bir şeyin önemi kaldı. Faşizan kapitalizm. Koca ülke gerçek bir ucubeye dönüşüyor şimdi ve dünya hayran olduğu Amerika'dan artık yaka silkiyor. 

Ve biz, büyük bir hata olarak dışladığımız dizilerimizle konuşuluyoruz artık dünya ülkelerinde. Bizden satın almak istiyorlar dizilerimizi. İstanbul'un güzelliği, sanatçılarımızın özelliği konuşuluyor başka ülkelerde.Bu sanatın gücü değil de nedir? 

Son olarak sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur. 

Berrin Aksu 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Toplumumuzda oturmamış ve bu yüzden halen anlaşılamayan bir çok kavramdan biri sanat olsa gerek. Bu nedenledir ki Amerika'yı defalarca keşfetmek durumunda kalıyoruz. Kimimiz sanata tükürüyor kimimiz çok da anlamadan sanatçının yanında yer alabiliyoruz. En büyük eksikliklerden bazıları toplumumuzun olayları ve olguları anlama sığasının düşüklüğü, kavram kargaşası yaşaması ve hoşgörü eksikliği. Temel prensipler daha oturamadığı için sil baştan herşeyi sorgulamak ve kabul etmek durumunda kalıyoruz. Sorgulayan ve açıklayan yazınız için teşekkürler. Saygıyla.

Güz Özlemi 
 12.09.2011 14:11
Cevap :
Bende teşekkür ederim. Saygıdeğer fikirlerinizi paylaştığınız için:)  08.10.2011 23:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 168
Toplam yorum
: 262
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 471
Kayıt tarihi
: 18.12.10
 
 

Üniversite mezunuyum. Dekoratörüm. Yazmayı çok seviyorum. 200 kadar şiirim var. Sinema ve tiyatro..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster