Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mayıs '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1040
 

Yaşamak çok güzel

GÜLŞEN HEMŞİRE 

Hastaneyi sevmedi babam, hastaları da… 

Hastalandığı günlerde anneme sevgisi de azalırdı sanki… 

Sık hastalandığı için annemi çok sevmedi belki de... 

Hemen herkesin hastalığını hafife alırdı... 

Güçsüzlüktü ona göre hastalık; zayıflıktı, Allahın cezası bir şeydi... 

Babam seyrek hastalanırdı. Daha doğrusu hastalığını herkesten saklardı... Yeme içme alışkanlığını değiştirir, işlerini erteler, yatar dinlenir, asla hastaneye gitmezdi… 

Bir ameliyat için zorunlu olarak hastaneye yatırıldığında, fırsat buldukça kaçtı, parklara, bahçelere gitti. Bu onun hastaneyle tanışmasıydı ve o mekânı hiç sevmemişti... 

Bir süre sonra bir başka hastanede yattığını bütün tanıdıklardan, eşinden, çocuklarından bile saklamıştı. Ameliyat olacağınıysa doktorunun yönlendirmesiyle bir iki yakınına söylemişti. Ben de böylece haberdar olup hastaneye koştum... 

Dedem gelmişti aklıma alelacele yürürken. Dedemin hasta olduğunu çok geç duymuştum, ölümünü görmemiştim. Bu yüzden belki de dedem bugün bile belleğimde yaşamaya devam ediyor... 

Peki babam?... 

Hastaneye gittiğim günün gecesinde ölümü görmüştüm babamın yüzünde... 

Kiracıydı ölüm babamın elmacık kemiklerinde, dağınık kaşında, iyice derinleşmiş göz çukurunda, bol çizgili alnında, incelmiş dudağında... Aklımda Yunus Emre vardı, Mevlana vardı… 

Ertesi gün babam ameliyat olacaktı. O gece pencere kenarında Mevlana’yla ilgili kitapları su içer gibi okudum… 

Dergi için Mevlana’yla ilgili yazıyı sabah ezanı okunurken bitirdim. Arkadaşlara teslim ettim ertesi gün… 

Babamın ameliyatı başarılı geçti. Bir kaç gün sonra babam evdeydi… 

Günler günleri, geceler geceleri kovaladı. Güneş kaç kez yeniden doğdu, bilmiyorum… 

*** 

Ankara, sonbaharın ilk günleri sanırım… 

Hastane koridorunda ölümü bekleyen, ucundan kıyısından hayata tutunmaya çalışan yaşlı adamlar, beyaz saçlı kadınlar... Onların arasında genç belki de öyle olduğunu sanan bir adam. O adam ben miyim yoksa?... 

Aynadaki görüntü benim... Bu hasta dosyasında da adım yazdığına göre… 

Belki de kalabalıklar arasında yalnız biriyim; çöldeki kum tanelerinden biri gibi. Kum dağlarında, kumlar arasında ve yapayalnız. 

*** 

Yardımsever, çalışkan, uzlaşmacı birini tanıyorum burada… 

O beni korkunun ellerinden alıp güvenli bir adaya götürüyor adeta... 

Minyon, güler yüzlü, çevreye pozitif elektrik yayan, karınca gibi çalışkan biri Gülşen Hanım… 

— Saatinizi, telefonunuzu, cüzdanınızı, kıymetli eşyalarınızı yakınlarınıza verebilirsiniz... 

Hoş bir tebessümle böyle diyor... 

Ameliyat için hazırlıyorlar beni... Yalnız geldiğimi söylüyorum... 

— Burada bir şey olmaz zaten… 

Böyle diyor kalenderce. İnsana tanıdık hissi veren bir tavırla… 

Bakışı, sesi nasıl güven veriyor insana... 

Ameliyathane kıyafetini giymekte zorlanıyorum. 

Bir yakınıymışım gibi yardım ediyor bana, ulaşamadığım düğmeleri ilikliyor çarçabuk... 

Emekli olmuş, ev almış, banka kredisi kullanmış, borçlanmış. 

Böyle olunca yeniden çalışmaya başlamış, en az üç yıl daha çalışması gerekiyormuş… 

Ona iyi bir insan, çalışkan bir hemşire olduğunu söylüyorum. 

Seviniyor, gözlerinin içi gülüyor. Teşekkür ediyor... 

— Bu sözleriniz gurur veriyor bana… 

Böyle diyor, susuyor… 

Genç hemşireye mesleki alanda rehberlik ediyor. Ona abla gibi davranıyor. Onun evdeki, dışarıdaki davranışlarıyla da ilgileniyor; onu a hayata hazırlıyor… 

*** 

İkindi suları, Taburcu olmama az var. Kâğıt, kalem getiriyor bana. 

— Haydi, düşüncelerinizi yazın, adımı biliyorsunuz değil mi? 

— Biliyorum. 

— Nasıl gideceksiniz eve? 

— Şey… Bir şekilde giderim... 

— Araba kullanamazsınız, taksiyle de olmaz. Bir yakınınıza haber verseniz, onlar sizi alsa… 

Farkında değil belki; oğlunu, kızını okula gönderir gibi özenli ve sevgi dolu, cepheye mermi taşıyan Nene Hatunların torunu olan bu kadın. ... 

Yağmurun toprakla buluştuğu kaçıncı gün kim bilir… 

Hastaneye girip çarçabuk çıktığımı duyan arkadaşlarım hayli sitem ettikten sonra merakla soruyorlar: 

— Peki, bir başına zor olmadı mı?... 

— Hiç zor olmadı. Bir adım ötede, o saatlerin çok güzel olduğunu söylemeliyim... 

— Yani... Hastanede olmak, cerrahi müdahale güzeldi diyorsun öyle mi? 

— Evet... Uzman bir doktor, işini zevkle yapan bir ekip... Gülşen Hanım gibi bir hemşire, onun yanında Gökhan... 

— Gökhan?... 

— Genç bir arkadaş. Gülşen Hanımın da yönlendirmeleriyle cıva gibi bir delikanlı. Yardımsever, anlayışlı, yapması gerekeni bilen, durumdan vazife çıkaran biri... İlk fırsatta onları ziyarete gideceğim... 

— Biz de seninle gelebilir miyiz? 

— Elbette, isterseniz yarın gidelim... 

Ertesi gün Anıtkabirin Tandoğan girişine yakın hastanede çaylarımızı yudumlarken adeta zaman tüneline giriyoruz… 

Bir dost evinin sıcaklığını yaşıyoruz adeta… Gülşen Hanımın yüzünde hoş bir tebessüm; yaşamak çok güzel der gibi… 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Geçmiş olsun Fuat Bey, önemli bir şey değildir ve nüksetmez umarım. Bundan böyle, hastanedeki dostlarınızla hastane dışında mekânlarda buluşmak nasip olsun diyelim. Yazılarınızı büyük keyifle okuyorum. Dağarcığınızdan çok hoş öyküler çıkacağına inanıyor, sabırsızlıkla bekliyorum. Sevgi ve saygılarımla...

Benginaz 
 13.05.2011 15:59
Cevap :
teşekkürler... bu kadar çabuk ve bir dosttan yorum gelmesi beni sevindirdi... iyi dileklerin ve ilgin için teşekkürler... daha sık görüşmek dileğiyle diyorum...  13.05.2011 18:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 857
Kayıt tarihi
: 30.06.10
 
 

Kamu yönetimi alanında yüksek lisans yaptım. İletişim, medya sektöründe çalışıyorum... Yazmayı se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster