Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '12

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
260
 

Yazsan Bir Türlü Yazmasan Bir Türlü

Yazsan Bir Türlü Yazmasan Bir Türlü
 

Kendim konfigüre ettim :)


Herkes yazdığı kadar okuyor mu acaba? Ya da yazmak için okuyarak ne kadar done biriktirebiliyoruz? Veya yazmadan önce yazacaklarımızın kim, ne kadar fayda sağlayacağını düşündük mü? Veyahut yazıp dururken birden yazmayı bıraksak kimin haberi olur? Tüm bu sorulara vereceğimiz cevaplar blog yazmak ile blogger olmak arasındaki farkı anlamamıza yardımcı olacaktır. Blog yazmak bir bardak su doldurmak kadar kolay. Öyle ki iki satır bloglar bile var. Blogger olmak deyince işte orada durmak lazım. Bu satırlar yazanı da dâhil olmak üzere galiba gerçek blogger sayısı sandığımızdan daha da az.

 
Şunu diyebilirsiniz: “Bizim amacımız yazmak. Amacımız okumak olsaydı zaten okurduk ve bundan kimsenin haberi olmazdı”. Evet, haklısınız. Bu fakir de yazmadan önce ve yazdığı dönem boyunca da çok okudu. Amaç sadece okumak olsaydı günlük okuduğum bloglar yerine tamamen kitapları dâhil ederdim. Zaten en başlarda günde ortalama 20 civarında blog okuyordum. Daha sonraları bunu biraz azaltmak zorunda kaldım ki kitap ve gazetelere daha çok zaman kalsın. Tabi rahatsızlığımın getirdiği mecburiyet ile bu sayı şimdilerde daha da azaldı. Benimki biraz mecburiyetten anlayacağınız. Peki, neden böyle oluyor?
 
Yani neden okumuyoruz? Aslında cevabı çok basit ama bir o kadar da karmaşık. Sadece blog dünyasında değil, genel olarak zaten az okuyoruz. Okumayı bir türlü sevememişiz. Ama okumadan fikir sahibi olabiliyor, okuma ihtiyacı hissetmeden en ateşli tartışmalarda saf tutabiliyoruz. Biraz duygusal olmamızdan kaynaklanan bir handikap aslında bu. Tabi doğrudan doğruya bunu duygusallığa bağlayamayız. Esasında bu problem ne hikmetse doğuya ve güneye doğru gittikçe artıyor. Sanki gelişmişlikle ilgisi var gibi. Gibisi fazla diyenler parmak kaldırabilir.
 
Peki yazmak için illa ki okumak mı lazım? Hayır! Elbette hayır. Lakin iyi yazmak için okumak elzem. Sadece yazmak için değil aslında.. Günlük hayatta bile okuyanla okumayan arasında dağlar kadar fark olabiliyor. Okumayı sevenler kendini daha iyi ifade edebiliyor mesela. Tartışmalarda daha az kırıcı olabiliyor yani daha hoşgörülü yaklaşabiliyorlar çoğu zaman (İstisnalar kaideyi bozmasın lütfen)..
 
Çoklarının yaptığı gibi –ki fahiş bir hatadır– az okumakla siyasi gündem ve siyasi arena arasında bir bağ kurmayacağım. O kadar kompleks bir konu basit birkaç önerme ile izah edilemez. Öyle olsaydı toplum mühendisliği alır başını yürürdü ve biz daha konudan bile haberdar olamazdık. 
 
Ele verir talkını, kendi yutar salkımı demezsiniz umarım. Zira bu fakir yeterince okuduğunu düşünen mutlu azınlık içinde :) Okumaktan ve yazmaktan mutlu ancak bazen anlatamamaktan ya da yeteri kadar iyi anlatamamaktan dolayı az da olsa kederli oluyorum. Daha iyi anlatmanın yolu daha çok okumak, daha çok analiz, daha çok kendini verme, daha iyi ifade etmeyi öğrenme olsa da galiba bu halimle de yeterince mutluyum. O zaman sorun yok. Dağılabilirsiniz :)
 
Sevgi ve muhabbetle..
Murat HACIOĞLU
21.11.2012, Denizli

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Yani neden okumuyoruz?" diye sormuşsunuz, oysa bence öncelikle neden okumalıymışız diye sormak lazım. Konu okumak ve yazmak olunca benim aklıma ilk gelen atalarımızın "çok laf yalansız, çok para haramsız olmaz" sözü gelir. Bu nedenle de çok okumayı marifet bilenleri ve çok okumakla övünenleri anlamakta zorlanırım. Çok okuyup, çok yazanlar ise apayrı bir sorun. Onları okuduğumda da atalarımızın "elin şeyiyle şeye girilmez" sözü aklıma gelir ve acep şimdi kimi okuyorum diye sorarım ama cevabını çoğu zaman bulamam. Diğer taraftan blog yazmak kolay, blogger olmak zor meselesine gelince ben ortada bir kolaylık veya zorluk görüyorum. Kafanızı boşuna karıştırmışsınız. Bu iş emme basma tulumbaya benzer, blog yazarsanız blogger olursunuz, bloggerseniz de blog yazarsınız. Aynı kuşların cik cik diye ötmeleri veya cik cik diye ötenlerin kuş olmaları gibi. Bence fazla okumayın, daha çok düşünün ve kendinize çok çok iyi bakın. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 24.11.2012 15:40
Cevap :
Sonda başa doğru gideyim, azıcık ters adamım herhalde :) Fazla okumayı ve fazla yazmayı biraz da mecburiyetten bırakmıştım zaten. Fazla düşünme konusuna gelirsek, onun da göreceli bir kavram olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü kime sorsak "düşündüğünü" söyleyecek. Lakin genele bakınca da kimsenin düşünmediği kanaati hasıl oluyor. Evet, kraldan çok kralcılık biraz genlerimizde var ve bu durum okuma-yazma ve düşünme hayatımızı da etkiliyor. Düşünmek için gerekli doneleri sağlamak analitik zekayı az da olsa kullanabilmekten geçiyor. Analitik düşünmenin temelinde de iyi ve yeterli bir araştırma yatıyor. Neticede dönüp dolaşıp okumaya/deneyimlemeye geliyoruz. Okumak derken biraz ironi yaptık belki ama aslolan neyi ne kadar okuyacağını bilmek. Hayatı okumak kendini okumakla başlıyor. Okumak ve öğrenmek hayatı daha yi anlamak, yaşamak yani bilgiyi hayata geçirebilmek içindir. Okumuş için okumak marifet değil elbet. Eskilerin deyimiyle işimiz/meramımız "hal"dir, "kal" değil. Sevgi ve muhabbetle..  24.11.2012 20:06
 

"Yani neden okumuyoruz?" Sorusu pek doğru sayılmaz. Yüzde yüz doğru olan "Yani neden okumuyorum" olmalıdır. Bizim: Kimin kaç blog kaç kitap okuduğunu bilmemiz için yanı başında nöbet tutmamız gerekir. Çoğullaştırmayın; okumadığınızı itiraf ederken kendinize kendiniz destek olun. Çok okuyan çok iyi yazar diye bir kaide mi var? Çok müzik dinleyen müzisyen olabilir mi? Yazınızın bir yanı eksik kalmış fazla virajlı...Net değil. Ayrıca çok okumanın herkese eşit bir şekilde yararı dokunmuş olsaydı...Çok okuyanların tümü sevimsiz işlere bulaşmazlardı. Murat Bey bir zamanlar konularını daha bir içtenlikle işlerdi hatırlar mısınız?...Selamlar.

Alev Meisel 
 24.11.2012 2:24
Cevap :
Yorum ve katkı harika. Eskiden blog işine özen gösterdiğimiz doğrudur. Kimi faktörlerden kaynaklanan bir uzaklaşma, bir hayal kırıklığı, bir boşvermişlik duygusu ağır bastığından olsa gerek yazarken eskisi kadar kendimi veremiyorum. Dostlar alışverişte görsün kabilinden blog yazar oldum sanki. Tabi özellikle kişisel gelişim kategorisindeki bloglarımı bundan ayrı tutuyorum. Şöyle de diyebiliriz. Gerek zaman darlığı, gerekse MBnin hayal kırıklığı katsayısının yüksekliği kimimizi olumsuz etkiledi. En çok da beni :)) Okuma ve yazma konusuna gelince ben de sizin söylediğinizi demek istemiştim aslında. Okumak yazma için bir artı faktörse de yegane faktör değildir. Yeniden ifade etme fırsatı verdiniz. Sevgi ve muhabbetle..  24.11.2012 9:47
 

Cellek üstadımız topu Ayda Hanıma atmayıp kendisi değerlendirse ne güzel olacak halbuki. Siteyle ilgili en çok yazıyı Cellek üstadımız yazmıştır. Bu kesin. "Bunları biliyor muyduz?" serisi hâlâ arşivlerde. Bütün bunlara rağmen bu sitede olup bitenleri en son Cellek Usta duyuyor. O da benim sayemde.Kendisini her konuda özel olarak (mesajla) bilgilendirmeme rağmen hÂlâ "şaaapmakla" ilgili yorumlar yazabiliyor. "Abi sen de yaz" demiyorum tabii ama derdini de bana açmıyor. İnsanlık halidir Doktor! Anlayışla karşılamak gerekir. E ben de öyle yapıyorum zati:) Not: İnsan belli bir yaştan sonra meramını "direkt" olarak anlatabilmeli. İma, kinaye, cinas boş işler, boş!

Ümit Culduz  
 22.11.2012 20:39
Cevap :
Aslında ben olayı şakalşma olarak algılamıştım da o nedenle yorumu çok didiklememiştim. Esasında olay sizin belirttiğiniz gibi doğrudan yazamamak ile ilişkili de olabilir yabi. Bu durumda daha ne söyleyebilirim bilmem. Bildiğim şey zaman zaman blog içi tartışmalar kim ne derse desin hala bize gaz veriyor, e tabi adamına göre icabında haz da veriyor :) Bundan da bi yazı çıkar aslında ;) Sevgi ve muhabbetle..   22.11.2012 20:50
 

( 2 ) derler. Öyle değil mi? ( N'est pas?) Bir de sitemizde, konuya direkt olarak girenler de var. "Şaaaapınca yazı yazamıyorum" diye. Yani, "şaaaaapmaktan soluk alamayanlar" Sayın Culduz'un kadim dostu Ayda Hanım, dostluğu bozmayı göze alsaydı, okkalı bir cevap verirdi kendisine. İhtisas isteyen işleri, işin erbabına bırakmalı. Siz durup duruken, dahiliye doktoruysanız, birden kardiolog olabilir miydiniz? Olamazdınız. Demek ki her şeyin başı "şaaaapmak". Adam boşuna mı imza atıyor " şeyimin şeyi" diye. Burada her yazılanın bir hikmeti var. Eskiden şarkısı bile vardı " Hem okudum, hem yazdım" Şimdikiler ne okuyor, ne de yazıyor. İşte öylesi yazıyor. Yaz ama, ne yazarsan yaz. Bu sitede, "laylay-lom" cular bile baş üstünde. Ve de yazıları kıymetli.(İdarenin bana aktardıkları arasından) O zaman biz ölelim gari.İdare hiç düşünmeyoru: "Gagı va, gagı'cık va. Gagı'dan gagıya da, fark va " Hadindin deyom. Kal sağlıcakla. Kedine muhat ol. Önündeki işe sahip çık. Geriye kulak asma

Muzaffer Cellek 
 22.11.2012 12:36
Cevap :
Bir de şeyini şey ettiğimin şeyi vardı değil mi. Mesela "o" gelse de burada yazsa reytinge reyting demez bu gidişle. Zaten alt yapısı da sağlam olduğundan yazma sıkıntısı da çekmezdi, yazarken bir kaç damla gözyaşı akıtırdı da yazıların duygusallığı tavan yapardı. Ancak bizim şey uzmanımız ona da on basar bence. Ne de olsa içimizden biri. Tabi gazete köşelerinde mürekkep yalamışlığı da var, bu da cabası. Bu şey muhabbetine dalarsam bir yerimi sakatlarım diye korkuyorum. Malum çala kalem yazıyorum, şeyi yazarken şeye bulaşmayalım bir de.. Neyse şeyi şey etmeden şey edelim de şeyimiz şey olmasın :)) Sevgi ve muhabbetle..  22.11.2012 19:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 660
Toplam yorum
: 3284
Toplam mesaj
: 140
Ort. okunma sayısı
: 1589
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster