Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '20

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
48
 

YERLİ VE MİLLİ

Yerli ve Milli

 

Bu başlıktaki kelimeleri ayrı ayrı irdelediğimizde çoğu zaman, birçoğumuzca gurur vesilemiz olan üretimleri, üretimleri, duruşları, fikirleri karşıladığını düşünerek mutlu oluruz. Öyle de olmalıyız bu toplumda kendini sorumlu kabul eden birisinin başka türlü düşünmesi kabul edilemez. Esasında üretmek, üretip başkasına muhtaç olmadan yaşamak, hatta başkalarının size muhtaç olması çeşitli vecizlerle desteklenmiş bir toplumda bundan daha doğal ne olabilir, değil mi? Gerçekte ise durum her zaman böyle cereyan etmiyor, hele de bu ülkede. Bunu nereden mi anlıyoruz? Cumhuriyet ve daha öncesinden başlayan sanayileşme çalışmalarında ibretlik öyküleri okuyunca elbette. Okumayan ve kulaktan dolma bilgilerle yetinenler için elbette sorun yok. Fikir babası seçilen kişi ve kurumların dediğini de olsun bitsin kolaycılığıyla toplumumuzda hemen her konu kolaylıkla ister faydalı olsun ister faydasız olsun, uzunca bir düşünce süzgecinden geçirilmeden hemen her konu kolaylıkla tartışılabilir ve bu konu zaman zaman gündeme gelir, ısıtılır sonra soğumaya bırakılır, sonra da unutulur gider. Yerli üretim konusu da, tıpkı çoğu konudaki sözde fikirlerimiz gibi ne yazık ki böyle olmuştur.

Bu kadar uzunca bir girişten sonra konu nereye bağlanacak diye merak ediliyordur açıklayayım: Yerli ve milli üretim adına ne varsa bunların tamamı için aynı şeyler söylenebilir. Özelde ise iki ana konu özellikle yerli uçak üretimi ve sonrasında yaşananlar, yerli otomobil konusu ve sonrasında, sonralarında yaşananlar diye konuyu açmakta fayda var.

Yerli uçak Cumhuriyet döneminin ilk tren yolu müteahhitlerinden olan Nuri Demirağ bir süre desteklenip, sonrasında kösteklenmeseydi, aynı şekilde diğer girişimciler de gereken saygıyı, teşviki görselerdi, herhalde pozisyonlar çok daha farklı olacaktı diye düşünülebilir. Öte yandan; yerli otomobil üretme sevdamız, devrimle başlayıp devam etseydi, en azından zamanla devlete ait kurumlar bu girişimleri desteklese ve ayakta kalsalardı, güzel şeyler olabilirdi. Ancak Türkiye’de bir fikir ortaya atıldığında; “yapılmışı var,  ne gerek var, dünyada bu işi yapan kaç devlet var, herkes her işi yapmalı mı,” türünden yapma eylemini gerçekleştirmek üzere yola çıkanların ne yazık ki cesaretlerini kırmada son derece başarılı olduklarını görüyoruz, gördük. Bu duruma örnek de genel olarak devrim arabaları verilebilir. Hani 1960 askeri darbesi sonrasında yapılmaya çalışılan ancak daha sonra esrarengiz bir şekilde ortadan kalkan devrim arabalarını kastediyorum. Zamanla o projede çalışanlar fikirlerini açıkladıkları kitaplar yazarak kamuoyunun takdirine sundular ancak sadece özellikle o konuyla ilgilenenlerin bulduğu, çoğu zaman da baskısı tükenen kitaplar olduğundan söz konusu durumdan sağlıklı bir bilgi almak isteyenler dahi bu konuda adamakıllı bilgi alma imkânından yoksun kaldılar. Tesadüfen gördüğümüz ve sabır gösterip okuduğumuz kitaplar da bu konuda fikir sahibi olmak isteyenlere fikirler sunuyor. Bu kitaplar;

Türkiye’de uçak yapan ve bunu uçuran hatta satan Nuri Demirağ hakkındaki kitaplardır.

Söz konusu kitaplarda bir büyük aşkın nasıl hüsranla sonuçlandığını göreceksiniz. En azından bu konuda farklı kitaplar okuyarak farklı düşünceler arasındaki mücadele ve kazananı görmek açısından faydalı olacağı aşikâr.

Yine bitmeyen bir öykü olan ve halen içinden çıkamadığımız yukarıda da bahsettiğimiz gibi yerli otomobil yapma hayalimiz şu ana kadar gerçek olamamıştır. 1960’lardan sonra yapılan girişimler zamanla sekteye uğramış ve şu anda da bir hayal var ve biz yine söz konusu hayalin gerçekleşip gerçekleşmemesini umut ediyoruz.

1960’lardaki otomobillerle ilgili olarak Allah’tan birkaç tane kitap var. Bu kitaplar bize bir şekilde bilgi verse de bazı konular her birinde gri alanda kalıyor ve gerçek cevabı öğrenemiyoruz, fikir sahibi olabiliyoruz. Bu kitaplar sırasıyla Mahmut Kiper "Artık Paydos" ve Süleyman Aşık'a ait eser olan "Devrim Arabaları" Söz konusu kitaplardan sonuncusu Metin Leblebici olanın kitabı Devrim'in Arabaları roman ve diğerleri ise gazete haberleri ve gri noktaları oldukça bol olan kitaplar olsa da bu araba serüvenimizin neden nihayete erişemediğine dair fikirler veriyorlar. Ancak elbette dünya konjonktüründe Türkiye’ye verilen rol tam olarak anlaşılmadan durumun anlaşılmaması konuyu içinden çıkılamaz bir hale getiriyor! Belki bu kitaplara ilave olarak "OLTADAKİ BALIK TÜRKİYE" M. Emin Değer'e ait olan kitaba da bakılması gereklidir hatta zarurettir.

Devrimden sonra zaman zaman yerli otomobil alanında ciddi yatırımlar, iyi niyetli olduğu düşünülen girişimler olsa da bu yatırımlar, fikirler genellikle olumludan daha fazla olumsuz eleştiri alarak rafa kalkmış, belki de kaldırılmıştır.

Bunlardan birisi “İmza” adlı otomobil olmakla birlikte kamuoyunda dolandırıcı iddiası ile defalarca halkın karşısında çıkmış bir kişi olarak, en azından ilk başta gerçekte sırandan insan için durumu anlamak fevkalade zordur.

Daha sonra ETOX isimli yerli bir imalat 2007 yılında piyasaya çıksa da kısa zamanda piyasadan kısa süre sonra silindi ve hakkında haberler çıkmaz oldu.

Sonrasında Sazan ve Onuk S56 piyasaya çıkmış. Gerçekten çok güzel bir tasarım olmasına rağmen nedendir bilinmez, sonraki aşama asla olmamış, olamamış.

Son derece havalı otomobillerin prototipleri yapıldıktan sonra bir türlü seri üretime geçememiş. Öte yandan üniversitelerin yaptığı elektrikli otomobillerin de akıbeti aynı olmuş.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1970
Toplam yorum
: 306
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 166
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster