Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mayıs '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
18
 

Yurttaş Halk Savaşı...

DNA'larına kadar batı hayranlığı ile yetişmiş nesiller, bu kafa ile ülkeye hakim olmayı kendine hak gören kesimler var…

Elit olarak tanımlanmış, muamele edilmiş, bu ayrıcalıkları doğuştan gelen hak olarak görmüş küçük ama etkin toplumsal katmanlar mevcut…

Bunu bir kenara yazın…

Bir de ötelenen, devlet ve imkanlarından uzak tutulan, inanç ve düşüncelerinden dolayı baskı görmüş Anadolu insanı…

Bu iki toplumsal kesit arasında son on beş yıl hariç aslında eşit olmayan şartlarda yaşanan bir maç oynanıyordu…

Sahayı, kuralları, şartları tamamen kendi lehine belirleme gücü elde etmiş Kemalist azınlık sahaya her çıktığında maçı kazanmış olmanın rahatlığı, kibri, despotluğu ile hareket ediyordu…

Önce Menderes'li yıllarda hafifçe silkelendi bu yapı…

Ancak bu küçük silkelenmeye bile tepkisi çok ağır oldu…

Menderis'i ipe, ülkeyi askeri faşizme götürdüler…

Halk sokaklara mahkum edilirken bu “yurttaşlar” Türkiye'nin tüm imkanlarını kullanmaya devam ettiler…

Özallı yıllar ile halk azıcık da olsa bu ülkede var olduğunu hissettirdi…

Bu yurttaşların tepkisi yine sert oldu, Özal'ı öldürdüler, karanlık dönemleri başlattılar.

Halk bu kez zayıf bir başkaldırı da olsa Erbakan Başbakanlığında bir kez daha şansını denedi, yurttaşlar bu sefer de tankları sahaya sürerek ülkeyi 28 Şubat demir yumruğu ile köşeye sıkıştırıp nakavt etmeye çalıştılar…

Güçleri azalsa da henüz her istediklerini yapacak kudretleri kadar vardı…

Sonra Erdoğan'lı yıllar başladı…

Geçmişteki  Menderes, Özal, Erbakan deneyimleri ile tecrübelenmiş bir liderin sahaya çıkması oyunun kurallarını zorlamaya başladı.

Halk bu sefer de Erdoğan'ın arkasında saf tuttu, yurttaş hemen “ay ışığı”, “sarı kız” ve benzeri açık ya da kapalı darbe planlamalarına başladı…

Yetmeyince kapatma davasını devreye soktu…

O da kar etmeyince 28 nisan muhtırasını verdi…

Cumhuriyet mitinglerini tertipledi…

Erdoğan ve temsil ettiği halk artık gücünün farkına varmıştı ve eskisi gibi öyle her höt diyene “eyvallah paşam” demiyordu…

Tüm bu denemeler akamete uğrayınca yurttaş ve tabii ki onun küresel akrabaları FETÖ'yü devreye aldılar…

Dershane tartışmaları ile Türkiye yepyeni bir evrene geçti…

O güne kadar farkına varılmayan, devleti kılcal damarlarına kadar sarmış bir büyük ihanet şebekesinin oyunlarına muhatap olundu…

Mit krizinde Tayyip Erdoğan'ı hasta yatağında kelepçeye almayı düşleyen, Gezi kalkışması ile ülkede iktidar değiştirmeyi arzulayan, 17-25 Aralık operasyonları ile kelle almayı isteyen FETÖ, yurttaş için taze ümit oldu ama halkın her seferinde dik duruşuyla hiçbir sonuç alamadı…

En son, artık doğrudan sahaya inen, elli yıldır gizli gizli büyütülen bir gücün 15 Temmuz günü cepheye sürülmesinden de son derece mutluydu yurttaş…

Bunu inkar etmedi, ikamet ettiği Bağdat Caddesi gibi muhitlerde tankları alkışlayarak içlerindeki kini dışarı vurdular…

Ama bu sefer halk da tüm bu yaşanan süreçlerden büyük dersler almış, kendine daha bir güvenen ve inanan bir kitleye dönüşmüştü…

Tankla, tüfekle, uçakla, helikopterle gelen yurttaş destekli FETÖ'nün şerefsiz askerlerini çıplak elleriyle bir gecede boğmuş ve “bu ülke benim” demişti…

Yurttaş bir kez daha kaybetmiş, halk bir kez daha kazanmıştı…

Resmi ideolojiyle beyni donmuş, ülkenin  tüm zenginliklerini istediği gibi kullanmaya alışmış yurttaş tipi ise eskiden sinek muamelesi yaptığı halkın eşit şartlarda karşısında durmasından dolayı cinnet geçiriyor…

Yurttaş ve yardakçısı belli toplumsal kesimler halkın iradesini kıramamaktan dolayı kuduruyorlar…

Eski eşit olmayan şartlardaki günleri özlüyorlar, her sıkıştıklarında kendi yanlarında halkı döven ve hizaya çıkan devleti arıyorlar…

Devletin halk tarafından işgal edildiğini düşünüyorlar…

Halkın varlığını ve gücünü kabul etmeye yanaşmıyorlar…

Böylece ne mi oluyor?

Kutuplaşıyoruz…

Siyasi atmosfer aşırı sertleşiyor…

Aynı ortamı paylaşan insanlar bile siyasi konularda birbirine tahammül edemez hale geliyor…

Ülke ikiye ayrılmış durumda…

Tabi bu ikiye ayrılma sayısal anlamda eşit bir ikiye ayrılma değil…

Yurttaş ayrıcalıklarını kaybetmek istemeyenler ile kendi gücünü yeniden hatırlayan halk arasındaki bir ayrışma…

Büyük kitleler ile küçük kesimler arasındaki bir cepheleşme…

Peki bu cepheleşme biter mi?

Bitmez…

Vatandaş halkı eşit şartlarda kabul edip sindirmedikçe bitmez…

Kabul edecek gibi de görünmüyor…

Öyleyse kutuplaşmak faydalıdır, yararlıdır, güzel güneler gebedir…

Halk – yurttaş hesaplaşması eninde sonunda olacak ve kendini hakim halkı maraba kabul eden yurttaş zihniyeti yenilgiyi kabul edene kadar bu mücadele devam eder…

Kimse çok kısa bir sürede huzur, sükûnet, rahatlık beklemesin…

İki asırdır her bir köşesi sürülmüş, her tür ayrık otu ve zararlı bitki yetiştirilmiş bir toprağın on beş yılda ıslah olmasını ummak fazlasıyla iyimserlik olacaktır…

Ama bir yerden başlanmıştır, tarla yavaş yavaş temizlenmekte, istilacılar, zararlılar gücünü kaybetmekte, etkisini yitirmektedir…

Kendini yurttaş diye tanımlayan beyazımsı Türkler ya halka ile barışmayı kabul edecek ya da doğal seleksiyonla yavaş yavaş bu topraklardan yok olup gidecektir…

 

Tuanna Güzel bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 495
Kayıt tarihi
: 15.12.14
 
 

Düşünmeyi, okumayı, araştırmayı, analiz etmeyi ve yazmayı seven bir kişilik... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster