Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '15

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
535
 

Zor, zoru doğursa da bir gün gelir toz olurlar.

Zor, zoru doğursa da bir gün gelir toz olurlar.
 

Zor oyunu bozar, bozduğu da ortada gerek uluslararası ilişkilerde ve gerekse herhangi bir ülkede. Birindeki huzursuzluk, diğerindeki huzursuzluğun kaynağı olduğu gibi, aynı zamanda her iki huzursuzluğa karşı alınan tedbir de bezerlik göstermektedir.

Nedir bu bezer olan tedbir, ne olacak güçtür, oyunu bozacak başka bir şey var mıdır, yaşanan ve de yaşatılan oyun dolapsa güç kullanmada zorunlu oluyor. Ama burada da bir eşitsizliğin olduğu görülmekte.

Uluslararası alanda köşeye sıkıştırılan bir ülkenin yaşadığı ile onu köşeye sıkıştıranların eylemleri arasında bir eşitsizlik olduğu açık. Sözgelimi, 2012’de Doğu Akdeniz’in uluslararası hava sahasında bir askeri uçağımız düşürüldü, hangi ülkenin düşürdüğünü öğrenemediğimiz gibi, o günden bugüne meydana gelen gelişmeler de gösteriyor ki, her geçen gün köşeye sıkıştırılan bir ülkeyiz.

Köşeye sıkıştırılmak deyimi bile eksik kalıyor yaşadıklarımız karşısında; çünkü etrafımız ateş çemberine döndüğü gibi, aynı zamanda sevenlerimizin olmadığının da tanığı oluyoruz.

Rusya’nın uçağını düşürdük ya, nice dost zannettiğim ülke Türkiye yanlış yaptı diyor, ‘özür dilemeli’ demeyi de ihmal etmiyor. Bulgaristan’da çoğunluğu Türklerden oluşan bir siyasi parti, “Türkiye haklı” diyen bir siyasetçiyi partisinden ihraç ediyor.

Musul’daki sembolik askeri varlığımız da Irak’ ve onun harekete geçirdiği Arap Birliği’ni rahatsız ediyor. Irak’ın işgalinde ABD’nin peşine takılanlardan başkaca bir davranış beklenecek değildi herhalde. Bu rahatsızlık sadece onların rahatsızlığı değil, yıllardır emrine yeldiğimiz ABD ve küresel efendisini de rahatsız etmektedir.

Hatta içimizde bu gelişmelere sevinenlerin varlığı da bir diğer gerçek değil mi?

Asırlardır Rusya’nın peyki olmuş, onun etkisiyle var olmuş siyasilerden dini inanç, ya da etnik benzerlik ne olursa olsun farklı bir dil beklemek oldukça zordur. Zor oyunu bozar diye boşuna söylemiyoruz, herkes gücü oranında ve de gücünün zorlamasıyla yol alıyor. Bunu yaparken de siyasal geleceğini düşünüyor, sanmayın ki halkı umurundadır.

Her ülke kendi içinde de benzer bir süreci yaşıyor, hak ve de hukuk aramak değil, gücün şekillendirdiği bir tuhaf durumu yaşıyor. Uluslararası hukuk dibe vurduğu gibi, pek çok ülke için hak aramanın, derdini anlatmanın temel zemini de gücün kıskacı altındadır.

Gücü olan konuştuğu gibi, varolan toplumsal kargaşa aynı zamanda gücü kullananı hata üstüne hata yaptırıyor, yönetilemez noktaya gelen toplumlarda yaşanan her türlü yanlış karşılıklı olarak rahat bir şekilde üretilmektedir çünkü.

Yönetmede zorlanan daha fazla güçle yöneteceğini zannederken, yönetilemez hale gelişin yarattığı özgüvenle çatışmak isteyen de zıvanadan çıkıyor. Böylece zıvanadan çıkmışlık özgüvene dönüşürken, yönetmede zorlananı da hukuk dışılığa itiyor.

Uluslararası hukuksuzlukla birlikte düşündüğümüzde, yıllardır ektiğimiz rüzgârın fırtınasıyla karşılaştığımız açık seçik ortadadır. Ne var ki uluslararası hukuksuzların da benzer bir süreci yaşadığı, hatta beklenen fırtınayı önlemek adına da ülkemizi güç duruma ittikleri görülmekte.

Pek çok yazımda dile getirdiğim bir cümleyle tamamlamak isterim yazımı, süreç herkesi test edeceği gibi ülkemizi de test edecek, hatta insanlarımızı da test ediyor ve de edecek. Böylesi bir sonda, pekte masum sayılmayız çünkü.

En azından kendi iç barışımızı bozmada dâhilimiz var.

Acaba ‘Laiklik’ uyarısı yolunda bugüne kadar hata üstüne hata yapanlar, son yıllarda ‘Laiklik’ değil de her işgal ettikleri coğrafyada unutulan mezhepleri hatırlatanların eylemlerinden yarına ilişkin bir sonuç çıkardılar mı?

Gereksiz bir soru oldu biliyorum, öyle ya, onların derdi de ‘Laiklik’ değildi, toplumsal egemenliklerini sürdürmenin bir aracı oldu: Laiklik uyarıları da, bu yolda yarattıkları toplumsal travmalar da. Ama yaptıklarının geri dönüşünün nasıl olacağını da düşünmediler. Kendi ifadeleriyle böyle gidecek sandılar.

Günümüzdeki iktidarın konumu da pek farklı değildir, öncelikli hedefleri egemenliğini sürdürmektir. Muhalefet partilerinde yaşananları düşündüğümüzde, yeni bir ses, yeni bir soluk gözükmüyor, gücü değil aklı öne çıkaracak.

Sonuç, zor, zoru doğursa da bir gün gelir toz olurlar. Gerek uluslararası hukuksuzlar, gerekse yönetilemez toplumların zıvanadan çıkan, yanlış üzerine yanlış yapanları.

Rıza Üsküdar

26 Aralık 2015/Eskişehir

Ömer ÖZDAMAR bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3483
Toplam yorum
: 2193
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 567
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster