Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '22

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
14
 

ZOR DOSTUM, ZOR…

Toplumun sırça köşkünde yaşayan “monşer”lerimizin dillerinden düşürmedikleri bir söz vardır, bilirsiniz:

  • Biçim mi önde gelir; yoksa öz mü?..

Niçin tartışırlar bu konuyu sürekli olarak, anlaşılması zordur.

Sizin bir özünüz, bir esasınız; yani söyleyecek bir “söz”ünüz varsa, o öz kendi biçimini kendiliğinden ve kendi çabası ile zaten yaratacaktır…

Eğer bir kabı su ile dolduruyorsanız, kap iyice dolunca mutlaka taşacak ve kendi bendini bulup, akacaktır…

Hele su bol, düşünceler “yüksek” ise…

Yani kabın bulunduğu bayır bir tepenin üstünde ise… Hiç kaygılanmayın monşer abiler, kabını taşıran su, çağlaya çağlaya akacak; (mutlaka) kendi yatağını, üslubunu, şeklini, biçimini bulacaktır.

Diyalektik düşüncede bu oluşa, “nicelik birikiminin niteliğe dönüşmesi,” diyorlar…

Ve hemen ekliyorlar;

  • Bu dönüşme, devrimsel sıçrayışlarla meydana gelir. Evrimsel pineklemelerle değil!

Fizik bilimi de aynı meseleye şöyle yanaşıyor:

  • Potansiyel enerji, küpünü doldurduğunda kinetik enerjiye dönüşür… Ve nehir aşağıya doğru akar; toplumlar ileriye doğru sıçrar ve bilgelik, topluma doğru -er geç- yayılır…

İşte böyle seçkin, aydın, sayın akil abiler… Gevelediğimiz bu kelamlara bilim dünyasının “bay ve bayanları” kimyasal bir düzlemde, “devinimin kanunu” diyorlar…

Peki, biz ne diyoruz?..

Biz, kendimize ait hiçbir şey söylemiyoruz.

Söylenenlerin yalancısı, bilinenlerin ezbercisi ve düşünenlerin düşüncelerinin kopyala/yapıştırcısıyız…

Biz Tanzimat aydınlarının naif uzantıları olarak aydınlanma çağının düşünce [ve felsefesine] bigâne, diplomalı bir-ey’leriz…

Behlül ile Bihter’in “yasak aşk”ı karşısında gönlü sulanan, Halit Ziya Uşaklıgil’in 100 yılı aşkın bir süre önce bu ülkenin rahle-i tedrisine sunduğu bir kültür hesaplaşmasından ürken kültür fukaralarıyız…

Halit Ziya, Tanzimat’la başlayan Batı taklitçisi kültür karmaşası ile geleneksel kültürümüz arasındaki çatışmayı Cumhuriyet kültürü kavramı içinde yoğurup çözümlemeye çalışırken yarattı “Aşk-ı Memnu”yu… Her türlü kültür yozlaşmasının üretim merkezi olan medya arenasında tek kaygıları reyting zıngırdaması olan it dalaşının aktörleri onu malzeme yapsınlar diye değil…

Türkiye’nin aydını, önüne çıkan her olay karşısında durduğu noktanın sorumluluğunu bilmelidir.

Aydınlanma düşüncesinin bireye yansıyan pratiği, sorumluluk bilincidir.

Sosyal bilinç, ekonomik bilinç, vatandaşlık bilinci, zekâ, akıl, erdem bunların hepsi, hep birlikte ve her biri sorumluluk bilincinin türevleridir. Onun mutfağında üretilirler. O tezgâhta pişerler ve ondan doğarlar.

Peki sonra?..

Sonra… Bu yazının ana fikri şu kısa cümlenin içine sığdırılabilir:

  • Birey için sorumluluk duygusu her şeyin merkezindedir. İnsanlığın da, sosyalliğin de, adaletin de, demokrasinin de…

Yani, kıssadan hisse;

  • Zor dostum, zor…

Sorumlulukları, atlamadan-zıplamadan gerçekten yüklenebilmek çok zor.

www.soruyusormak.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 913
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 477
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster