Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '13

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
4552
 

''Su Terapisi'' nedir, ne işe yarar?... / ''Beslenmenin Diyalektiği'' (46)

''Su Terapisi'' nedir, ne işe yarar?...  /  ''Beslenmenin Diyalektiği'' (46)
 

''Mavi Altın''... Hızla kirletilirken ve de azalırken, petrolden sonra uğrunda savaşılacak en değerli doğal bir kaynak!...


İki vazgeçilmezimiz: Hava ve su... 

Vazgeçilmezi, çoğaltmak istersek eğer; ne yardan ne serden ve ne havadan, ne de sudan diyebiliriz belki... Bu güzel ve güneşli bir İstanbul sabahında!... 

Havadaki oksijenin, hidrojenle sarmallanıp suya nasıl dönüştüğünü bilim insanları henüz çözemediler ve bu yüzden herşeyin sentetiği yapılabilmesine rağmen, suyun ki henüz yapılamadı!... Belki de  gene bu yüzden, yaşanan modern zamanlarda, suya 'Mavi Altın' denmesi, insana hiç de yadırgatıcı bir şey değilmiş gibi geliyor!...

Bir 'Dünya Su Günü' nü de, birkaç gün önce geride bırakırken, şöyle dönüp geriye bakma ihtiyacı hissettim:

1960'larda Beşiktaş 'Şeref Stadı'nın 'Beton'undan suya atladığımızda 8-10 metreden denizin dibini cam gibi seyrederdik,1970'lerde Büyükada Yörükali, Sedef adası Şahsuvar, Suadiye, Fenerbahçe ve Florya plajları tertemizdi... 1980'lerde Bodrum'a girerken Güvercinlikdeki o  muhteşem turkuazı görünce kendimizden geçerdik; Mersin, Side, Alanya ve Antalya sahileri de henüz kirlenmemişti!...

Denizlerimiz gibi, karadaki sularımızı da hızla kirlettik!... Bunun en yakın ve trajik örneği, Ergene havzası ve yanısıra çevresindeki adaları da besleyen Kazdağları'ndaki yeraltı sularının maden arama nedeniyle hızla kirletilmesi!... Çevremizi ve su kaynaklarımızı bir şekilde kirletirken, insanın bu kirlilikten pay almaması da mümkün mü?... Hele ki, vücudumuzun , dünyaya gelirken  %70-75'i sudan oluşabiliyorsa?...   İnsan kızı ve insanoğlunun artık suya çok daha özen göstermesi gerekiyor, bilhassa tüketirken!... 

Kanımızın %92'si, kas dokularımızın % 75'i, kemik yapımızın %22'si ve yönetim merkezi olan beynimizinde yaklaşık %75-95'i sudan oluşur!... Normal yaşlardaki insan kızının  ortalama % 50-55'i, insan oğlunun da ortalama % 60-65'i sudan oluşur!... Demek ki, o doğal çocukluğumuzla, aramızda  ortalama %10-15 gibi bir su kaybı söz konusu!...

Suyu doğru bir yöntemle tüketmeyi öğrenirsek, onun o mükemmel işlevselliğini de en iyi şekilde kullanıp, ondan en iyi bir şekilde de yararlanabiliriz!...

Çeşitli dokularımızı oluşturan farklı özellikler gösteren hücrelerimizin dengeli bir yaşam sürdürebilmesi için de, su olmazsa olmazımızdır!...

Vücudumuzun dolaşım sistemi, metabolizmamız ve organlarımızın işlevlerini yerine getirebilmesi için mutlaka suya ve iyi kalitede ve bilhassa alkali, hijyenik ve ılık suya ihtiyaci vardır!... Bu ihtiyaç 2,5 litre sudan  aşağı olmamalıdır!... Hücrelerimizde yaktığımız besinlerden arta kalan cürüfları atmak ve vücudun yaşamsal ısı dengesini de sağlayabilmemiz için, sistemimiz günde 2,5 litre atık su üretmek zorundadır!... Bu atık sular, atıklarla birlikte, deri, idrar, soluma ve dışkılama yoluyla vücudumuzu terk ederler!...

Vücüt sıvısının çok düşük oranlarda azalması bile, günlük yaşamımızı, yorgunluk, unutkanlık, konsantrasyon eksikliği biçiminde olumsuz yönde etkiler!... Belki de en azından bu nedenle yemeklerden iki saat sonra ve yemeklerden bir saat önceye kadar, her saat başı,1-2 bardak  arası (0.3 litre) su içme alışkanlığı kazanmalıyız!... Günde en az sekiz kez suyla buluşmaya çalışmalıyız!...

Mega kentlerde ya da sanayileşmiş Bursa, Kocaeli, Adana gibi büyük kentlerde yaşamak ayrı bir bedel istiyor!...Bu kentlerde bir nedenle yaşamak zorunda kalan kimseler ,endüstriyel ve tarımsal, kimyasalları, ağır metalleri, ekmek dahil ambalajlanmış birçok gıda da yer alan katkıları, ilaçların kimyasal katkılarını, yiyerek, içerek ve soluyarak  ister istemez, vücutlarına alıyorlar!... Ve bir kısmını dışarı atsalarda bir nedenle bir kısım kalıntıları da dokularında taşıyorlar!... Yaşam ve çalışma alanlarımızda maruz kaldığımız radyasyon da cabası!...

Bu yüzden beslenme tarzımızı gözden geçirmek, alkali beslenmeye önem vermek, oksijeni ve iyonu bol mekanlarda haftada enaz üç gün ya da  mümkünse hergün 40-45 dakika tempolu yürüyüş yapmak, doktorunuzca uygun görülürse yüzme ve hafif spor etkinliklerinde bulunmak ve mümkünse senede  hiç olmazsa bir kez hidro terapi yaptırmak ve de su terapisi yapmak!...

Kaplıcalar ve gelişmiş SPA merkezleri, suda yürüme, yüzme vb terapik etkinlikler bizim konumuzun dışında... Biz yalnızca ilk bilinen özelliği olan, yani bağırsaklarımıza ve dolaşım sistemine çok yararlı olan, içme suyuyla yapılan bir terapiden söz edeceğiz!...

Su terapisi yapmak ilk başlarda insana zor ve hatta imkansız gibi gelebilir. Ancak birkaç denemeden sonra ya da bazen ilk denemede ilk günü başarıyla geçmek mümkün oluyor... Ben içtiğim suyu ılık ve hafif limonlu olarak hazırladığım için, ilk denemede 1,5 litre suyu mideye indirebildim!...

Sabah yataktan kalkınca1,5 litrelik bir pet şişe dolusu ılık suyu bir sürahiye boşaltıp, içine de aşılanmamış, doğal yarım limonu süzerek sıkıyoruz. Sonra peşpeşe iki  büyük bardak suyu içip, kalanı da acele etmeden ve mideyi ve gırtlağı zorlamadan, beş dakika içinde içiyoruz!... Yarım saat sonra salatalık, domates ve yeşillik ağırlıklı, yumurtalı, tercihen etsiz, sütsüz ve az peynirli  yani alkali ağırlıklı bir kahvaltı yapıyoruz... Sabah kahvaltısı çok önemli tek öğün olduğu için, badem, ceviz,kayısı gibi alkali yiyeceklere ağırlık vererek bu kahvaltıyı alıştığımızın ötesinde yapmaya çalışmakda yarar var. Kahvaltı ve sonrasında iki saat su içmek yok!... Sonra ikinci öğüne kadar her saat başı bir büyük bardak su!...Gene yeni öğüne iki saat kalınca son su içilecek ve yemekte su gene yok!.... Ancak ağız ıslatmak için ve kabul edilir ölçülerde!... Çünkü yemek arası içilen su mide asidini etkiliyor ve yiyecekler gerekli kıvama gelmeden bağırsaklara geçip, kısaca, sindirimsel sorunlar yaratıyor!...

Su terapisine, bir haftayla bir ay arası devam ediliyor. Ve sonra sabahları aç karına iki bardak suyla güne aynı şekilde başlanarak, yeni bir tarz olarak devam ediliyor... Suyun limonlu, ılık ya da sıcağa yakın ve alkali bir su olması, tercih nedeni!... Gün içinde içilen suya litre başına  bir çay kaşığı karbonat atıp, tüketmek de iyi bir seçim... Bu terapiyi yılda bir ya da iki kez yapabilrsiniz.

Ne işe yaradığına gelince, öncelikle suyun yukarıda işlevlerinden ve öneminden söz etmiştik... Öncelikle bu sistem daha aktif hale geliyor. Beslenme de söz edildiği gibi düzenlenirse, bir tür detoksla karşı karşıyasınız demektir!...

Bu konuda larenjit den ( Gırtlak İltihabı), diabete, yüksek tansiyondan, oboziteye, gastritden menejite kadar ve de meme ve akciğer kanseri gibi birçok hastalığa iyi geldiği söyleniyor... Bu söylencelerde abartı payı kanımızca olsa da,  bağırsakların temizlenmesi, kan tazelenmesi, vücüdun bir anlamda arınmasıyla birlikte, alkali bir yapıya geçisin insanı daha sağlıklı hale getirdiği de bence bir başka gerçek!... Bağışıklık sistemi daha etkin çalışıyor!...

Benim için çok stresli geçen 2012'de, olası (gizli ) diabet teşhisiyle bu küre, diğer desteklerle birlikte başladım ki, yürüyüş ve yüzme de daha önce yapıyordum; üç ay içinde kendimi daha iyi hissedecek bir duruma geldim ve fazla kilolarımdan da önemli ölçüde kurtuldum... Ve çok rahat bir yaz dönemi geçirdim. 

Öneriyorum, deneyin kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz...

 

Reşitpaşa / 24. Mart. 2013

   

   


 

gülsen tunçkal, Yıldız Nihat bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 164
Ort. okunma sayısı
: 4322
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster