Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '17

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
64
 

“Abla”, aşkı durdurabileceğini iddia eder.

Ilık, soba yakılmasa da olur akşamüstü; “abla” sürmeli tel kapı ardında oturmuş, akşamın taze kır çiçekleri kokulu nemini içine çeker, çok severek dinlediği eski kasetlerden biri eşliğinde gecenin inişini gözler. Arthur Rimbaud şiirleri üzerine Hector Zazou, Sahara Blue albümü, vokalde tanıdık isimler: Gerard Depardieu, Khaled, Harbiye Açık Hava’da izleme şansını yakaladığı Dead Can Dance’ten bayıldığı Lisa Gerrard, Brendan Perry… “Abla”nın eksik müzik zevki eğitimini tamamlamak üzere doldurulan kasetin hikâyesi,Tünel’e yakın İsveç Baş Konsolosluğu karşısına düşen ve o tarihte geniş yuvarlak avlu çevresinde noter, avukatlık bürosu, sahaf gibi işyerlerinde çalışanların olduğu Narmanlı Han’da başlar.
 
Narmanlı Han, başlangıçta sadece mekân olarak ilginç gelir “abla”ya; girişinde kemerli kapının sağında solunda bir iki kondu büfe dışında içeride, yaşam ve avlu olmak üzere her iki anlamda da hayat olan geniş avlu, üst katlarda bir zamanlar konaklanılan odaların bulunduğu, alt katlarıysa işyeri, avlusu da kalabalık kedi nüfusu barındıran bir güzel yapı. Kapı önündeki kitapları karıştırıp kedileri seven “abla”, sahafın eski 45’lik, 33’lük plaklar da sattığını görüp, plaktan kasede kayıt yapıp yapmadıklarını öğrenmek üzere içeri girer. Amacı, aralarında, isteği üzerine babasının yıllar önce Gaziantep’ten aldığı kızının  ismine ilhâm kaynağı olmuş Cem Karaca parçası Oy Gülüm Oy’un da bulunduğu, sevdiği ama dinleyemediği 45’likleri hayata döndürmek. Babasının gençliğine benzeyen, gözlüklü bir genç olan sahafla, kitaplar, müzik, derken hayat üzerine sohbete dalarlar. Plaktan kasede kayıt yapabilecekleri anlaşılan arkadaşları vardır, “abla” söz konusu 45’likleri getirir bir sonraki Narmanlı Han ziyaretinde ve öğrenir ki eski eser olması nedeniyle işyerleri tahliye edilmekte…
 
Bir sonraki karşılaşma Cadde’deki Atlas Pasajı’nda gerçekleşir; henüz plaklar kasede aktarılmamıştır ama R.E.M.’in bir parçasının pek moda olduğu, “abla”nın da bu parçayı sevdiği anlaşılınca müzik zevkindeki deriiiiin gedik giderilmek üzere, sahaf tarafından kendisine hikâyenin başındaki Sahara Blue kasedi önerilir: Ağırlıklı olarak klâsik müzik dinleyen “abla” bu değişik müziği sever. 
 
Zaman geçer… 45’liklerinin izini sürdüğü, "e, hadi artık aktarın da şu plakları kasede…" konuşmalarından birini daha yapmak üzere pasajın üst katındaki dükkâna bir uğrayışında siyah gözlük çerçeveli, siyah balıkçı yaka kazaklı sahaf oğlanla yaptıkları sohbetten çok hoşnut kalırlar, akşam saati dükkânı kapatıp Balık Pasajı içinden Cumhuriyet Meyhanesi’ne giderler. Aynı kıvamda söyleşirlerken, ilerlemiş bir saatte, yan masaların birinden, çakırkeyif ile sarhoşluk arası sınırda bir adam gaaaaayet teklifsiz, sandalyesini çekeleyerek “abla” ile eğlenceli ama derinlikli konuşmalara dalmış sahaf genç arasına yerleşir: “Abla” konuşmayı sever, hayatın, olayların, insanların tahlil edildiği değişik bakış açısıyla konuşanların birbirlerinden çok şey öğrendikleri içeriği olan bilinçli konuşmalara bayılır ve ne yazık ki yarı bilinçli/bilinçsiz sarhoş muhabbetinden hiiiiiç hoşlanmaz; yan masadan dalınan, rastlantısal değil sohbetini test ettiği kişilerle sohbeti sever. Eylemine ayak uydurmakta gecikmeyen oğlanın şaşkın bakışları altında oyalanmadan, sandalye arkasına asılı kabanını giyen “abla” çantasını omzuna asar, çakırkeyif/sarhoş adama "Biz de kalkıyorduk, size iyi akşamlar!" der ve birlikte çıkarlar. Azıcık kaçan keyiflerini yarım kalan sohbeti tamamlayarak onarmak üzere “abla”nın önerisiyle onun evine giderler.
 
Hangi arada “abla” hatırlamaz; yemek masası kıyısında cebinden çıkardığı bir şeyle bir şeyler yapan, “abla”nın bakmazsa olmasını engelleyebilecekmiş gibi sırtını döndüğünden görmediği o şeyi büyük olasılıkla burnuna çeken genç adam o dakikadan bu ana dek tanık olmaktan bile tedirginlik duyduğu bu eylemi kayıtlarından silmiş “abla”ya sorar, "Seni rahatsız eder mi?" "Elbette! Hem de çok!" …demek isterken "Hayır," der “abla” "beni zorlamadığın sürece senin bileceğin iş!"Zorlanma söz konusu değildir ama “abla”, bir ölçüde rahatsız olduğunu, bu sözcüğü kullanarak belirtmeyi seçer. Kullandığı her ne ise, genç adamda bilinçsizlik bir yana, taşkınlık olarak bile adlandırılabilecek bir değişiklik yaratmamasına, kendisine hiçbir rahatsızlık vermemesine karşın “abla” bundan hoşlanmaz.
 
İçkinin de zaman zaman çok can sıkıcı olabilen, değişik bünyelerdeki görünümleri “abla”nın elinde olmaksızın yargıladığı durumlar arasındadır, yeniyetmelikte neyse de… Darren Aronofsky’nin Requiem For A Dream filmi, muhteşem müziğiyle de bu konuda gördüğü en iyi filmlerden biridir; "Uyuşturucu Dünya yüzünde hep vardı" der, "bilgimiz yeni değil ki, bağımlılıklar yüzünden çekilen bunca acıya ne gerek var?"
 
Yakın geçmişte, beynin renkli resimlerinin çekilmeye başlandığı beyin araştırmalarında, uyuşturucu bağımlıları ile âşıkların beyinlerinin, tatmin/yoksunluk durumlarında, aynı bölümlerinin, aynı biçimde renklenmekte, yani aynı tepkileri vermekte olduğu ortaya çıkar. Bağımsızlık konusunda neredeyse bağımlı olan “abla”nın, aşktan uzak kaldığı, uzunca dönem bu şekilde başlar: Mutluluk duygusu yaratan salgıların beyinde salınmaya başlamasından az önceki kritik eşiği farkeder, meselâ bir bakışma anını pas geçerse, aşkı durdurabileceğini iddia eder.
 
“Abla”nın gözlemlerine dayanarak, çok acılara neden olduğuna tanık olduğu bir diğer bağımlılık biçimi de yaşam tarzına daha da acısı eşyaya olan bağımlılıktır. Hamileliğinin başlangıçında düşük tehdidiyle bir süre evde yatması gerekir, o sürede Yahudi soykırımını konu alan Holocaust’u okur: Sinemada da çok kez işlenmiş, Çingeneleri, solcuları, eşcinselleri… yok etmeyi hedef almış bu büyük trajediyi Yahudiler tarafından anlatan kitaptan “abla”nın aklında kazınıp kalan, kuyruklu büyük piyano. Zengin, güçlü, kültürlü aile, piyanonun, ona sahip olmanın verdiği/neden olduğu psikoloji ile aşırı özgüven yüzünden yaklaşan tehlikeyi görmez/görmezden gelirler. Ve tüm bağımlılıkların rutin sonucuna ulaşır, yok olurlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 591
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 48
Kayıt tarihi
: 27.07.15
 
 

İstanbul'da 20 yıldan fazla, tasarımcı grafiker olarak çalışırken bir kız çocuğu da yetiştiren "a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster