Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

TÜKETİCİ KÖŞESİNDE "SEMRA ABLANIZ"

http://blog.milliyet.com.tr/semra_sahin

09 Mart '13

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
271
 

‘Askıda ekmek' diyerek bir yola çıkmamızın üzerinden geçen 8 yıl

‘Askıda ekmek' diyerek bir yola çıkmamızın üzerinden geçen 8 yıl
 

Türkiye'de 'Askıda Ekmek' projesinin mimarı Prof. Dr. Öner Samanlı'dır. (AA. Gazeteler)


İHTİYAÇ SAHİPLERİNİ İNCİTMEDEN, ONURLARINI YARALAMADAN ZORUNLU YİYECEĞİMİZ OLAN EKMEĞİMİZİ PAYLAŞABİLMEK YA DA, ESAS ADIYLA ‘ ASKIDA EKMEK’

Doç. Dr. Semra Şahin

‘TÖDEF’

Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu

Genel Sekreteri

Projenin üzerinden tamı tamına 8 yıl geçti. İhtiyaç sahiplerini incitmeden, onurlarını yaralamadan zorunlu yiyeceğimiz olan ekmeğimizi paylaşabilmekti amaçlanan.

Bu hususta, ‘Türkiye’nin Tüketici Hattı’ sitemizde de birkaç önemli açıklamayı paylaşmıştım okurlarımızla.

Sitemizin, 2000 ila 2010 tarihleri arasındaki yayın sayfaları internette elde olmayan teknik hatalar sonrasında kayboldular. Bunlardan kurtarabildiklerimizi  yine ‘Türkiye’nin Tüketici Hattı’ sayfamızda yayına aldık.

Bakınız: http://tuketiciyikoruma.blogspot.com/2013/03/ihtiyac-sahiplerini-incitmeden.html

Bu kez, bugün sizlerle paylaşmak istediğim, ‘ASKIDA EKMEK’ ilişkin paylaşımımı, bildiğiniz üzere Türkiye’nin en çok izlenen, gazete-haber-paylaşım ağı ve sanal sosyal medya  blog sitesi olan, Milliyet Bog’da da paylaşmak istedim.

Konumuz, 2005 de Türkiye gündemine taşıdığımız, ‘ASKIDA EKMEK' üzerine.

Projenin mimarı, Türkiye vatandaşı, ‘TÖDEF’  Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu’nun başkanı, mümtaz insan Prof. Dr. Öner Samanlı’yı bu bağlamda saygılarımızla selamlıyorum.

Muhtaç olanlarla kudretiler arasındaki uçurumun artık karın tokluğu ölçülerine geldiği bir zaman dilimi içerisindeyiz.

Asrımızda ne yazık ki tüm dinlerimiz dayanışma ve paylaşımı esas kılsa da, bu paylaşımların yapılmamasından dolayı mağdurların çoğunlukta olduğu bir yaşam serüveni içerisinde yol almaya çalışan insan sayısı dünya nüfusunun yarısından fazlasına erişmiştir.

Türkiye’de geçinenlerin sayısının geçinmeyenlere oranlamasına baktığınızda büyük çelişkilerle karşı karşıya olduğumuzu çok net görmemiz olanaklıdır.

İktidarı elinde bulunduran yani devletin icra kanalı olan hükümetler hangi siyasette olurlarsa olsunlar çalışanlara ödedikleri emek bedelinde asla cömert olmamışlardır.

Hükümetlerin resmi kanalları örneğin Türkiye’de DİE her yıl yoksulluk sınırı, açlık sınırı gibi tanımlamaların rakamsal bedellerini açıklar. Hükümetin Çalışma Bakanlığı ile İşçi ve Memur Sendika ve Federasyonları masaya oturur pazarlıklar yaparlar ve o yılın işçi ve memur asgari maaş/ücret tutarlarını belirlerler.

İşte vahim, vahim olduğu kadar aşağılayıcı bir somut durum o anda gözler önüne serilir. Çünkü hükümetlerce açıklanan asgari işçi ücreti, memur maaşı her zaman kesinlikle Devlet İstatistik Enstitüsünce açıklanan, ‘Açlık Sınırı’ rakamlarının altındadır.

Bu durum ülkeyi yönetenlerin yani milletin vekillerinin vekalet aldıklarıyla dalga geçmesi olarak izah edilebilir. Çünkü vekil olan o kişiler vekalet aldıkları bir asgari ücretlinin 30 ve hatta 40 misli fazlası aylık maaşlarını az bularak sürekli başkaca sosyal hakların peşinde koşabilmektedirler.

Bu utanç verici oyunlar her iktidarın her icra makamının değişmez senaryosudur.

Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı bile asgari ücretliye, alt kademeden maaş alan ve aile geçindiren işçiye, memura, emekliye, dul ve yetime zekat ve fitre verilmesinin caiz olduğunu fetva edebilmektedir.

Dört kişilik bir ailenin evine günde en az 2 ila 4 arasında ekmek girmektedir.

Bir tarafta ekmek israfımız had safhadadır. Ülkemizde diğer tarafta ise fırınlardan bayat (dinlenmiş) ekmeği yarı fiyatına alabilmenin uğraşında fırın fırın gezen insanlarımızın olduğuysa somut ve acı gerçeklerimiz arasında bulunmaktadır.

Tüm bu acı manzaralar karşısında, o dönemin, ‘TÜKORDER’ Tüketiciyi Koruma ve Bilinçlendirme Derneği Genel Başkanı olan Öner Samanlı, yurt genelinde bir uygulamayı hayatiyete geçirmek üzere, yurt genelindeki tüm merkez ve taşra belediyelerine, fırıncılar odalarına ve esnaf sanatkarlar odaları başkanlıklarına imzalı yazılı mektuplar göndererek, yurttaşlarımız arasında ekmek dayanışmasının sağlanmasının önünün açmak üzere yola koyulmuştur.

İşte 2005 yılında başlatılan bu sessiz onurlu dayanışmanın adı “Askıda Ekmek” projesi olmuştur.

Bu projeden yazılı olarak haberdar olan  kimi belediye başkanlıkları bu uygulamayı kendilerine ait bir proje olarak lanse ederek yola koyulmuşlar kimileri de proje sahibinin ve örgütün öncülüğünden söz etmişlerdir.

Öyle veya böyle bu proje tutmuş ve yurttaşlar arasında ekmek dayanışmasında başarı sağlanılmıştır.   

Bugün Yozgat’ta bir fırında da  bu durumu görünce, “askıda ekmek” uygulamasını sizinle yeniden paylaşmak istedim. Karaman, Konya, Karabük, Nevşehir. Kırşehir, Tokat, Amasya, Çankırı, Çorum, Merzifon, Kayseri, Ankara, Adana, Osmaniye, Mersin il ve ilçelerinde uygulanmaya çalışılan “ askıda ekmek“, dar gelirli insanlara yardımcı olmak amacıyla oluşturulmuş bir sosyal dayanışmanın en onurla gerçekleştirilen uygulama şeklidir.

Bu uygulamada, ekmek almak için fırına gittiğinizde, kaç tane ekmek almışsanız bir yada birkaç tane ekmeğin parasını fazladan veriyorsunuz. Diyelim ki iki tane ekmek aldınız. Ekmeklerin parasını verirken üç- beş tane ekmek parası veriyorsunuz. Yani almadığınız halde parasını verdiğiniz ekmeği de, ihtiyaç sahiplerinin gelip alması için, fırındaki ‘Askıda Ekmek’ dolabı veya vitrine  “askıya” bırakıyorsunuz. İhtiyacı olanlar fırıncıya “Askıda ekmek var mı?” diyorlar ya da demiyorlar. Eğer daha önceden parası verilmiş – askıya bırakılmış – bir ekmek varsa, fırıncı ona ekmeği veriyor ya da o kişi kendisi  alıyor.

Yardımseverliğimizin göstergesi olan bu uygulamanın uygulanmasının fikir babası sayın hocamız Öner Samanlı’ya bu durumu nasıl akıl ettiklerini sorduğumuzda aldığımız yanıt şöyle oldu;

“Türkler tarihlerinin her sürecinde birlik ve dayanışmacı bir ruh haliyle ulus kavramının gereklerini yapmışlardır. Bu tür toplumsal dayanışmacı  uygulamalar İlk Türk kavimlerinden Selçukluya oradan da Osmanlılar dönemine kadar her zaman yapılıyormuş. Daha sonradan unutulmuş. Osmanlı tarihine ait bir anekdotta bu durumu fark ettim. Biliniz ki, bu durum sadece Türkler ‘e özgü bir dayanışmacı davranıştır. İslamlıkla, Müslümanlıkla yönetilen ülkelerde asla dinin gereğince (zekat-fitre vb) dayanışma paylaşımları hakkaniyetle yapılmaz iken, Türkler bu tür köklü kültürel ve sosyal dayanışmacılığın daima öncüsü ve uygulayıcısı olmuşlardır.  Tarihimizde aslında bu durum, sadece ekmek için uygulanmıyordu. Çay ocaklarında “askıda çay“, manavlarda “askıda meyve – sebze“… falan bulabilmek de olanaklıymış o zamanlarda. Biz  köklü tarihimizdeki insanımızın insani felsefesinin unutulan yüzünü yansıtmaya çalıştık, ‘Yüce Sevgili’  bizleri çıplak yarattı ve çıplak olarak da geri alacaktır, yaptığınız iyi ve doğru eylemleriniz ve bıraktığınız eserler sizlerle anılacaktır, Çabalarımız hep karşılıksız sevgi ve paylaşım üzerinedir, inşallah da muvaffak olduk”

....

Bir insan düşününüz, karşınızda  ismiyle cismiyle ‘Öner Samanlı’ diye duruyor ve siz kendinizi, sevgilerin yüce makamı Mevlana’yı sanki Tebriz’li Şems yaşıyor da onunla sohbette sanıyorsunuz. 

O mütevazi kişiliğinde daima karşılıksız hizmeti öncelemiş hocamızın gözlerine baktığınızda, sohbetine katıldığınızda “askıda ekmek’ diye bir hayalin bugünlerde yurdun tüm il ve ilçelerinde, Ankara, İzmir, İstanbul gibi büyük metropollerde yaşadığını yaşatıldığını duyunca görünce mutlanıyorsunuz.

Sizlerle bu makaleyi paylaştığım bugünlerde yanlış anımsamıyorsam, Türkiye ‘de her gün 1,5 milyon ekmek çöpe atılıyormuş. Buna karşın, hükümet eden siyasilerin her şeyi güllük gülistanlık resim ettiklerine de pek inanmazsanız, Türkiye’de açlıktan ölen, çöplüklerden besinlerin temin eden insanlar bile var…

Tüketimde ve yardımlaşmada bir denge sağlanırsa, ne ekmekler çöpe atılır ne de insanlarımız açlıktan ölür.

En azından her iki üç günde bir tane ekmeği askıya bıraksak, 75 milyonluk bu ülkenin bütün yoksullarını doyurabiliriz. Üstelik kimsenin onurunu incitmeden ve kimseye  hissettirmeden.

Hele parası olmadığı için fırının önünden geçmeye korkan çocukların ve annelerin, sımsıcak ekmekleri askıdan alıp eve götürürken yaşadıkları mutluluğu hissetmeye çalışırsanız, yaptığınızın çok da basit bir şey olmadığını anlarsınız.

Biz ki, zamanında yoksulların gelip almaları için konaklara koyulan altın sepetlerinden yalnızca ihtiyacımız kadarını alıp, gerisini diğer yoksullara bırakan, ordusuyla konakladığı bağ bahçeden yedikleri sebze ve meyvelerin bedelini kesede akçelerle ağaç dalına asarak bırakan  bir ulusun son kuşağıysak, ekmek kavgası veren yurttaşlarımıza da yardımcı olabileceğimizi umuyorum..

‘Ne  Mutlu Türküm Diyene’ söylemimizin atası, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izindeliğiyle bilinen ve daima şiarıyla yaşamını şekillendiren Federasyonumuzun Onursal Başkanı, 2010 yılının Dünyadaki Tüketici Dostu Duayeni seçilen Profesör Öner Samanlı’nın söylemiyle konuya son verelim istedim.

 ‘NE MUTLU TÜRKÜM, NE MUTLU ATATÜRKÇÜYÜM, NE MUTLU CUMHURİYETİN ÇOCUĞUYUM DİYEBİLENE’

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 83
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 2678
Kayıt tarihi
: 28.08.09
 
 

Tüketicileri bilinçlendirmek, haklarımızın aranmasına çözümler üretmek üzere faaliyette bulunanları ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster