Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ekim '20

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
31
 

“Bağışıklık"

Covid-19 salgınını yaşadığımız şu sıralarda, tababet ilminin öne çıkardığı önemli olgulardan birisi de ‘bağışıklık’. Bağışıklığın güçlendirilmesi üzerine pek çok bilim insanı görüşlerini bildiriyor. Çeşitli vitaminleri önerenler olduğu gibi, bu vitaminlerin doğal yollardan alınmasını salık verenler de var. Çeşitli internet siteleri ve televizyon yayınlarıyla, çeşitli otlardan yapılmış vitamin takviyelerinin bağışıklığı sağladığı, güçlendirdiği reklamlarına rastlıyoruz. Özellikle kadınların seyircisi olduğu sabah kuşaklarında da hemen her televizyon konuyla ilgili bir uzmanı çıkartarak görüşlerine başvuruyor. Elbette bağışıklık, hastalanıp yatağa düşme olayında en önemli bir insani vasıf. Enerji depolayarak bağışıklığı güçlendirmek, sonradan gelme ihtimali olan tehlikelere karşı insanı koruyan en önemli savunma mekanizması.

Çeşitli vitaminlerin bulunduğu sebzeler, meyveler tüketmek yoluyla bu vitaminleri vücutta depolamak önem kazandığı gibi, özellikle yaz güneşlerinden faydalanmak da ‘D’ vitaminin depo edilmesinde önemli görevler üstleniyor. Bu bilgiler çok farklı mecralarda yazılıp çizilmekte. Küçük bir araştırmayla kolaylıkla bulunabilir.

Yunus Emre söyler:

“Ne varlığa sevinirim / Ne yokluğa yerinirim”

‘Sevinmek’ ve ‘yerinmek’.

Bir ‘şey!’lere sahip olduğumuzu zannettiğimiz zamanlarda ‘sevinmek’, bir ‘şey!’lerin kaybını zannettiğimiz zamanlarda ‘yerinmek’. İnsan bedenini zayıflatan iki büyük tehlike. Çünkü her sevinmek veya yerinmek vücut sermayesinden harcanan cevherdir.

‘Sevinmek’ ve ‘Yerinmek’: Her ikisi de zaaflarımızdandır.

Lakin özellikle tababet âleminde bu iki düşmandan hiç bahsettiklerini duymadım (veya rastlamadım). Her sevinme ve yerinme de insan beyninden birer nöron (beyin hücresi) harcanmakta. Bu nöronların yerine konulması da öyle bir-iki meyve yiyerek, birkaç vitamin hapı yutarak sağlanamıyor. Her nöronun yerine konulması ayları alıyor. Beyinden harcanan her varlık da bir parça eksilmeye, bağışıklığın azalmasına neden oluyor.

Peki, sevinmek ve yerinmek insan için değil mi?

Sevinmeyecek, üzülmeyecek miyiz?

Elbette. Sevdiklerinin kaybında nasıl da üzülür insan. Ya da bir mevki elde ettiğinde, büyük bir ödül kazandığında, ailesinden övgü duyduğunda, nasıl da sevinir.

Bilimin tespiti şudur: “Zekâ, akıl, mantık, düşünce, algı ve sinirbilim ile ilgili her şey nöraj aktiviteden (nöronların çalışma biçiminden) kaynaklanmaktadır.”

Doğumla birlikte, hayatın sonuna kadar aslında yetecek kadar (80 milyon olduğu belirtiliyor) nörona sahiptir insanoğlu. İş bu ki, verilen nöronları yerli yerinde kullanmak gereksiz harcamalardan kaçınmaktır. Tamam, beynin, beyin hücrelerini üretme yeteneği de vardır, lakin bırakalım beyin ihtiyacı olan hücreleri üretsin ve fakat bizler, lüzumsuz nöron harcamalarından uzak durmalıyız.

Beden ve içyapı olarak vardır dünyada insan. Beden, bu dünyada yaşamaya yardımcı olacak aletlerle donatılmıştır. Aynadan gördüğü bedenini -kendisi- sananlara sözüm yoktur. Asıl insan, iç yapısıyla insandır, görünmez yapısıyla..

Düşünce eylemiyle varıyoruz bu sonuca. Düşünce, beyinle yapılan bir iştir. Zihni bir çalışma. Ve bütün iş ve eylemlerimiz, düşüncelerimiz, algılarımız zihinde oluşagelmektedir. Fakat burada bırakabiliyor ve kendimize mal etmiyor muyuz? Sorun burada başlıyor. Sevinçlerimiz ve hüzünlerimizi zihinde yaşamak varken ki, sonsuz enerji birikiminin olduğu alandır bizler için. Sevinç veya hüzün anında zihinden alıp beyin çeperlerine yapıştırıp, beyin cevherinden harcıyoruz. Felaket de burada başlıyor. Her sevinç veya üzüntü anında beyinden -bedenden- harcıyoruz. Bu da bize kaliteli olmayan bir hayat, ıstıraplarla dolu günler olarak geri dönüyor.

Zaten, 80’li yaşlardan itibaren beyin hücrelerinin %30’u kadarının yaşamadığını biliyoruz. Bırakalım doğal sürecinde ilerlesin hayat. Zaten hayat, ‘düşünce’ var olduğu sürece vardır ve lezzetlidir. Düşünceyi yitirdiğimiz veya zayıflattığımız zamanlar cehennem yaşamına adım attığımız zamanlar olmalıdır.

Sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi zihnen yaşama kudretine eriştirmesi temennisiyle…

ETEM SEVİK, jale kasap bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 64
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 406
Kayıt tarihi
: 25.05.11
 
 

"Bom boş, Boşlukta" Konuyla ilgili eğitimim yoktur.Merak ve özel çabalarla bir şeyler yapmaya çal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster