Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '07

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
458
 

"Ben savaşçı değil, gül yetiştiriciyim" [2]

"Ben savaşçı değil, gül yetiştiriciyim" [2]
 

“Şiir, örgütlü bir kaostur” Özkan Mert’e göre. Bu nedenle şiirlerinde, kaosun yaratılışı, dramatik yapı önemlidir. Lund Üniversitesi’nde Drama, Tiyatro, Film dersleri de alan şair, şiirlerinde gerilimi bir noktaya kadar tırmandırıyor ve ardından da bizi bir hız trenine bindiriyor.

1992’de çıkan “Mozart ve Akdeniz”de, bir önceki kitabı gibi iki yan yana gelemez gibi duran sözcüğü birleştirmiştir. Birbirleriyle ilişkisi olmayan objelerin, sözcüklerin bir araya gelmesi, Özkan Mert şiirinin belirgin özelliğinden biridir. Çünkü yaşamı da böyle geniş ve farklı bir perspektiften görür: “Örneğin balık ve hastane arasında ne gibi bir bağlantı olabilir? Ama yüzerken gelir bir balık sizi ısırabilir. Üç saniye sonra ya hastanede, ya cennette ya da cehennemdesinizdir.”

Mozart ve Akdeniz imgesi cebimde

nereye gitsem sürgünüm

Yağmur ve hüzün yağıyor tüm fotoğraflarımdan

“Bir Irmakla Düello Ediyorum”, 1995’te yayımlanır. Bu kitap, Özkan Mert’in “nehir şiirde” iyice ustalaştığını gösterir. Özellikle seçme şiirlere adını da veren “Ben Savaşçı Değil, Gül Yetiştiriciyim”, “Bir Dünyalının Notları” ve birbirinden renkli, romantik ama entelektüel, sorgulayan bir aklın süzgecinden geçmiş, 20 bölümlü “Bir Irmakla Düello Ediyorum” adlı şiir, özenli bir şiir çalışmasını yansıtır. Ortadaki eser, dizelerden kurulu bir Çin Seddi’dir. Birinci dizede buradayken, dördüncü dizede çoktan ötelere savrulursunuz:

Ben ner’deyim hep bilinir zaten

bir sözcüğün içinde çektiğim esrar

Borneo’da deniz çingeneleriyle

zina halinde yakalandığımız şafak

hep bilinir. Bir efe gibi

dizlerimi vurduğumda dağlara

omzumda bulutlar parçalanır

Senfonik bir yapıdadır bu şiirler. Şiirler de müzik gibi, yayılır benliğimizin derinliklerine. Bazen caz ve tango, bazen klasik ve blues iç içedir. Dünyayı ve ezgileri kucaklayan bir şiirdir bu. Yumruğu havada sıkılı değildir belki ama yüreği hâlâ o coşkuyla çarpmaktadır! “Yaşama coşkusu, hayat karşısındaki heyecan”, Özkan Mert’in şiir dinamiklerinden başka biri... Bana kalırsa, ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Şiir yazmanın ve yaratım sürecinin coşkusuyla, şiiri yaşamanın coşkusu bir... Kendini en çıplak bir şekilde okurlarının önüne koymaktan çekinmiyor şair. Çünkü gizleyecek hiçbir şeyi yok, yaşamıyla şiiri bir madalyonun iki yüzü gibi!

“Şiir beni her zaman kurtarır” diyen şair için şiir, onu her zaman ayakta tutan büyük bir tutku olmuştur. Şiir sadece bir metin değil, bütün bir yaşamını belirleyen bir olaydır. Şiir onunla var olan, içindeki bir olaydır. Yani yaşamımız için kalbimizin işlevi neyse, işte şiir de Özkan Mert için odur!

Şair, şiirlerinde mesajını o kadar büyük bir ustalıkla verir ki, okur bu mesajı aldığının farkına bile varmaz ama çoğu kez bu mesaj okurun beynine kazınır. “Ben savaşçı değil gül yetiştiriciyim.” Çok güzel bir dizedir bu. Siz bu dizenin güzelliğinin, dilin tadının keyfini çıkarırken, şair, antimilitarist ve barışçıl tavrını keskince ortaya koymuştur ve size hemen bir seçenek sunar: Doğa ve yeryüzü sevgisi. Ve tabii ki aşk:

Sırtı vadilere gömülü

bir güvercinle buluşuyorum gizlice: Evimiz

kurumuş bir nehir yatağı

Pembe bir akşam oluyor biz öpüştükçe...

İçinde aşk olmayan hiçbir şiiri yok gibidir. 2001 yılında “...Van Gölü Savunması”nı yayımlayan şair, aşkın da şairi olduğunu hissettirir okurlarına. Dünyalı olma, yaşama coşkusu, kaos, varoluş ve hayatı sorgulama kadar önemli bir dinamiktir “aşk”. Burada kastettiğim aşk, daha çok kadınla erkek arasındaki ilişkide düğümlenmiş olan aşktır. Şair, aşkın şaşırtıcı, heyecan verici, yüreği kıpır kıpır eden hâlini, diline yansıtır ve aynı sıcaklığı size de hissettirir. Bazen “kuş seslerinden inip bulutlara binmek”, bazen de “öpülen avuç içlerinde bir menekşedir” aşk. Bazen de bembeyaz bulutlarda yitmektir. Dizeler arasındaki ateş, önce dilinize, sonra yüreğinize sıçrar.

Özkan Mert şiirinde, bir eylem içinde değişen ve dönüşen bir dünya vardır. Aşkın etkin olduğu yürek birinde yıldızlara asılı kalırken, ötekinde sevişmeyi yürürlüğe koyan canlı öğedir. Aşkı eti ve kemiğiyle ele alır. Derken bunları dönüştürür ve “sevişilen ortam geceye, gece sevgilinin gözlerine” döner. Şiirde sevgilinin adını alan kuşların kanat vuruşları, sevişmekle bütünleşiverir. İşte Özkan Mert şiirinde aşk, böyle bir estetik içinde somut, evrensel ve yenidir!

Çin’den Gambiya’ya, Lizbon’dan Varşova’ya, Van Gölü’nden Bodrum’a kadar uzanan, artık bir dünya seyyahı olan Özkan Mert için yolculuk, şiirle ve aşka kaynaşmıştır. Bu durum ona “dünyalı, âşık ve şair olmayı” beraber getirir. O aşkın ayrımsız coğrafyalara, kentlere ve yolculuklara uzanan yanları vardır. Dünyanın herhangi bir noktasıyla, herhangi bir yolculukla bu aşk arasında kurulmuş bulunan ilişki yoğunluk bakımından aynıdır. Doğaya, insanlara, kentlere aşk ile bağlıdır! O tadın oluşturduğu yeni ortamın kavranması, eriğin etli bölümünün çekirdeği sarıp sarmalamasını anımsatan yeni bir yapılanmadır:

Parmaklarını öpüyorum teker teker,

serçe parmağın dahil.

Bir eriğin çekirdeğini

kucaklayışı gibi kucaklıyorsun beni.

Ne ışığa ne havaya ihtiyacım var orada.

Senin tenini içiyorum su diye.

Senin tenin benim gezegenim.

Özkan Mert şiirinde imge, yaratıcılık süreci içinde doğar. Bu nedenle de şiirsel kaynağını bulur ve şiirin içinde önem taşır. İmgenin büyütülmesi, yeşertilmesi, olgunlaştırılması üstüne de titiz çalışmalar yapan şair, her yeni şiirinde yeni ve “yaşayan” imgelerle çıkagelir. Şairin imgeleri estetikle ışıldar, şiirin havada kalan bir parçası değil, içinde yaşayan bir hücresine dönüşür. Tüm dünyayı ve içindekileri böyle bir yaklaşımla kavrayıp sarmalayan şair, bunu şiirine yayar, sözcüklerinin altına aşkı koyar. Bu büyük coşku aşktan gelmektedir. Yine aşk sayesindedir ki, dünyayı ve içindekileri kavrayış biçimi şiirine aynı somutluk ve tadı verecek biçimde yansır.

Dizeler boyunca savrulursunuz, çünkü en azından tek bir konusu yoktur. Bütün hayatımız, bütün dünya şiirinin malzemesidir. “Şiirlerini okuyan bir insanın dünyaya ortak olmasını, dünyayı daha iyi kavramasını isteyen” şair, bizi de “örgütlü bir kaos olan” şiirinin içine sürükler. Bilhassa “Kentlerin Senfonisi” adlı kitabında iyice belirginleşen, şiirleri okuduktan sonra kafanızda oluşan renkli resimler, okura kendilerini anlatırlar.

...Van Gölü Savunması’nda, çağımızın çalkantılarıyla büyük teknolojinin, fizik ile nostaljinin, kimya ile Rock’n Roll’un, hiç fotoğraf çektirmeyen meleklerle havaalanlarının, rakı rengindeki golf topu ile dünya gazetelerinin bir araya gelişine tanık oluruz. Özkan Mert’in bu şiirinde baş döndürücü bir yerçekimi vardır:

Hangi trene elimi dokunsam

avucumda kentlerin soluğu.

Hangi ağaca sarılsam: Güz işgali...

Bir balerinin

küçücük ayakları gibi

sekiyor yağmur saçlarımda.

Hepiniz tanıdığım oldunuz bu şiirde.

Hazır olun! Kırmızı bir gül’ün önünde

dağılacağız şimdi.

“Ben her zaman hayatta her şeyin olabileceğine inanan bir insanım. Ne bileyim, her şey hayatımda yok olabilir, sevdiğim kadın beni terk edebilir, yarın işten atılabilirim, ya da aç kalabilirim her şey olabilir. Benim için her geçen günün, her saniyenin bir önemi var” diyor Özkan Mert. Belki bu nedenle şiirlerinde, ne zaman, nerede ve hangi kentte olduğunuzu bilemezsiniz. Yani “zaman” ve “mekan” sürekli olarak firardadır. Kentleri, zamanı ve aşkı peşinden sürükler götürür.

Özkan Mert, fırtınalı, tehlikeli, tutkulu ve ayrılıklarla biten ilk gençlik aşklarından, üniversite yıllarının çalkantılı günlerine, ilk şiir kitabının yayımlanmasından sürgünlük yıllarına değin yaşamından ve şiir serüveninden önemli kesitleri aktardığı söyleşisinin bir yerinde şunları söylüyor: “Şiir dünyaya karşı bir protestodur. Kurulu düzene, geleneklere, kalıplara karşı sürekli devinimdir. Değişimi savunur. Şiir sözcüklerin örgütlü anarşisidir. Şair anarşisttir... Şair sözcüklerle dünyayı gören insandır. Onun gözlükleri sözcüklerdir. Ancak o zaman her şeye şair olarak bakabilir. Sözcüklerin manyetik alanları içinde, gizemsel patlamayı yaratır. Şiir sözcüklerle, insan ruhunun derinliklerine yapılan bir kazıdır. Bu nedenle şair şiirinde ne anlatacağını bilmez, daha doğrusu, yazacağı şiirin neye ait olduğunu bilemez. Bunu yazarken öğrenir.”

Şair, Çin’den Afrika’ya, Akdeniz’den Baltık’a uzanan bir coğrafyada insanı, hayatı ve aşkı kucaklıyor. Sürgün olan ama hiç teslim olmayan yüreği, kentlerin çok ötesine geçer. “Bütün şiirleri aşktan yana” olan şair, artık dünyayı evi gibi görüyor. O artık bir “dünyalı” ve her yer evi. Kafasının içindeki sınırlar kalkmış. “Türkiye arka bahçesi, İsveç yandaki avlusu, Çin biraz daha ilerde bir sokak”... Ona göre, şiir her yerde.

Tıpkı Van Gölü Savunması şiirinde olduğu gibi, ilerleyiş hep “iç patlamalarla”, dinamiklerin ateşlenmesiyle gerçekleşiyor ve şairin bütün şiirleri birbirlerinin devamı niteliğinde akıp duruyorlar. Kocaman, coşkulu ve rengarenk bir nehir gibi...

“Ben Savaşçı Değil, Gül Yetiştiriciyim” adlı bu kitap, aşkın, coşkunun, özlemin, direnişin, sevginin, sürgün ve gezgin olmanın, kısaca hakkını vererek dolu dolu yaşamanın şiirle dolu bir tarihi aslında!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3529
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster