Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '12

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
344
 

“Bir de rakı şişesinde balık…” olmalı mı acaba?

“Bir de rakı şişesinde balık…” olmalı mı acaba?
 

Hastanenin birinde uzayıp giden sıra sıra kuyrukların birinde derdime deva bulacak bir hekimi bekliyorum.
Yaşlı/genç, kadın/erkek, yorgun/bitkin ve solgun yüzlerle birlikte hepbirlikte oluşturmuşuz bu uzun kuyruğu…
Umudu törpülenmiş göz bebekleri… İlgi, şevkat, yardım ve benzeri sıcaklıkları bekleyen bezgin çehreler…
Sıra sıra, dizi dizi, üst üste ve alt alta… İnsanlar, insanlar… Ve insanlar!
Kuyruğun en başındaki kapı aralanıyor usulca, bir hasta çağrılıyor içeriye, bir hasta çıkıyor dışarıya… Kapı kapanıyor usulca.
İçeride abuk bir surat, herhalde doktor olmalı.
İçeride çatık kaşlı bir kadın, herhalde hemşire olmalı…
İçeride bir masa, herhalde doktorun makamı olmalı.
İçeride koskoca bir klasör, hastaların kader/defteri olmalı…
Doktor bir an bile yüzüne bakmadan haykırıyor kapıdan içeri seğirtip, esas duruşa geçen umudu iki büklüm olmuş hastaya:
-    Neyin var?..
Hasta, gerçekte neyi olduğunu öğrenmeye gelmiştir oysa… Tevekkül ya resul Allah, [geçiriyor içinden] ve boynu bükük yanıt veriyor:
-    Doktor bey efendim, benim şuracığımda bir ağrı var. Uyutmaz geceleri.
-    Nerende? Aç bakayım!
Doktorun yüzü sert, kaşları çatık, bakışları umursamaz ve duruşu aldırmazlık timsalidir… Ve aynı ilgisizlikle sürdürür konuşmasını:
-    Neren ağrıyor? Doğru göster!.. Tamam, tamam; in aşağı!
Hasta, bir adımda üzerine çıktığı meşin kaplı, dar-uzun tabureden bir hışım yere kaykılır ve öylece bekler durur oracıkta ve sessizce tüner işgal ettiği iki adımlık mekâna…
Doktorun giderek ekşimektedir.
Hemşirenin alnı giderek kırışmaktadır.
Sonunda;
-    Tamam, der doktor, hemşireye doğru bakarak… Sanki karşısında başka hiç kimse yoktur.
-    Sıradaki gelsin.
-    Ne yapacağım doktor bey ben?.. Nasıl yapacağım?.. İlaç vermeyecek misiniz?
-    Tamam, der hemşire, çık dışarıya ve bekle!..
Çıkar hasta odanın dışına.
Dışarısı kuyruk.
Dışarısı anaların-babaların günü.
İçerisi ıssız, anasız ve babasız kalmış yetimliğin utancı içinde.
İçeriden çıkan adam, içeriye umutla giren adama şöyle bir bakış fırlatır, ama umudun açmayacağı kapı, devirmeyeceği çam ve kanmayacağı yalan yoktur.
Artık ben de o uzun kuyruğun yarısına doğru yaklaşmaktayım.
İçeriden çıkan bezginlikle, içeriye koşturan umudun tam ortasındayım.
Ne yapmalı?
Sağlık Bakanı’nın sözlerini cilalı hatırlayıp sabırla sıranın bana kadar gelmesini mi beklemeli?
Yoksa koy verip yelkenleri, “bir de rakı şişesinde balık olmayı” mı denemeli?
Ne dersiniz?..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın HAKSAL, öncelikle geçmiş olsun! Böylesi yazıtları okuyunca çok üzülüyorum... Ben 27 yıllık hemşireyim. Güler yüzün ne güzel kapılar açtığını, hastaları nasıl sakinleştirdiğini çok iyi bilirim. Ne yazık ki meslekdaşım demeye utandığım böylesi görevliler var. Görev aşkı, bilinci yok. Ama bi yandan duruma şöyle de bakmak zorundayız; O insanlar sistemle (siyasilerin yumrukları tepelerinde) boğuşuyorlar; mesai saatleri yoğun, bir doktora düşen hasta sayısı inanılmaz...( doktorun bir hastaya ayırması gereken zaman ortalama olarak en az 20 dakikadır.) personel az, performans yiyorlar maaşları kesiliyor... V her gün bir değişiyor...Umudumuzu kaybetmiyelim... Artık saatimize göre; Balık olmakta güzeldir .... Hele rakı şişesinde ...Sizin yazıtlarınızı beğeni ile okuyorum...Saygılarımla....

Nil ALAZ 
 21.01.2012 21:32
Cevap :
Çok teşekkür ederim, sağ olun.  22.01.2012 10:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 464
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster