Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
598
 

‘Daha sert vur’, kır bacağını!

‘Daha sert vur’, kır bacağını!
 

Galatasaraylı oyuncu Aydın, Kayserisporlu rakibi Ragıp’a sert bir müdahalede bulunmuş. Galatasaraylı Sabri ise takım arkadaşı Aydın’ı yatıştırmak bir yana daha sert olması için uyarmış; “daha sert vur” demiş. Aydın’ın faul yapması tatmin etmiyor Sabri’yi; mümkünse rakibin bir tarafını kırmasını istiyor. İlk bakışta anormal ve yadırganacak bir davranış gibi görünüyor, ancak Galatasaraylı oyuncu aslında son yıllarda Türkiye’de hemen herkesin yaptığı şeyi tekrarlıyor: “Daha sert ol”, “vur”, “kır”, “parçala”, “yok et”, “öldür”!

Bu ülke adeta bir arena… Bu arenada her birimiz bazen gladyatörlerin birbirini öldürmesini zevkle kendinden geçerek izleyen seyirci, bazen de bizzat gladyatörüz. Başbakanımızın yatıştırıcı bir konuşmasını hatırlayanınız var mı? Her konuşmasında birilerine esip gürlüyor. Onun önüne geleni azarlaması yandaşlarının çok hoşuna gidiyor. Tıpkı Sabri gibi onlar da içlerinden Başbakana “daha sert ol” diyorlar. Genelkurmay Başkanı’nın Aktütün baskını sonrası bazı görüntülerin basına sızdırılması üzerine yaptığı konuşmayı unutmamışsınızdır. “Herkes tarafını seçsin” derken yüz ifadesini hatırlarsınız. İletişimbilimciler ve kişisel gelişim uzmanları o ifade ve o ses tonuyla hitap eden birinin düşmanı ve muhataplarından çok kendine zarar vereceğini iyi bilir. Ama o tavrın destekçileri de işin bu yönünü hatırlatmak yerine İlker Başbuğ’a alkış tuttu. DTP milletvekili Emine Ayna, Aktütün saldırısını değerlendirirken baskında hayatını kaybeden asker sayısının 17 değil 64 olduğunu söyledi. Onun şiddete yaklaşımı da ters taraftan olsa bile aynıydı. O da 17 değil 64 askerin öldüğünü iddia ederken, ölüme karşı çıkmaktan çok sanki kendisi açısından bunun daha güzel bir haber olduğunu itiraf eder gibiydi. Elbette onu dinleyenlerin önemli bir kısmı da…

Son yıllarda Kemalistlerin kullandığı Atatürk resimlerine dikkat edin. Genellikle Atatürk’ün en sert bakışlı, kalpaklı, asker üniformalı fotoğrafları seçiliyor. Hele sadece kaşları ve gözlerinin göründüğü logo olarak da kullanılan bir fotoğrafı var ki, o görseli izleyen insanda uyanacak tek duygu sadece korkudur. Yüzünün öteki kısımlarından soyutlanıp tamamlayıcı ifadelerden uzaklaştırılarak bakanı korkutmayı amaçlamış bir görsel. Yani Atatürk imgeleri bile günümüzün Türkiye’sinde birileri tarafından rakiplerinin üzerinde bir korku aracı olarak kullanılıyor.

İktidar partisinin bir milletvekili gösteri yapanları vurulmasını meşru gördüğünü söylemekten çekinmiyor. Bir gazeteci belgeselinde Atatürk’ün zaaflarını gösterdi diye linç ediliyor. Üstelik linç ahalisi filmi izlemeye bile gerek görmüyor.

TV dizilerinde kan gövdeyi götürüyor. Senaryo gereği hem mafya hem devlet görevlisi olan adamlar her bölümde birilerini doğrayıp duruyor. O dizilerin jargonu anında toplumun en çaresiz, en lümpen kesimlerinin davranışına yansıyor. Arabaların torpido gözleri, koltuk kenarları, ateşli silahlarla, beyzbol sopaları ve levyelerle dolu. Herkes her an saldırıya uğrayabilir ya da saldırabilir.

Polis gözaltına aldığı kişiyi sorgulamak için de değil, sırf öfkesini ondan çıkarmak için bile dövüyor, işkence yapıyor. Hatta çoğu zaman gözaltına almadan bile sokak ortasında dövüyor. Geçenlerde bir polis ekibi bir kovalamacadan sonra yakaladığı iki kişiyi kameraların önünde evire çevire dövdükten sonra şöyle dedi: “böylesi daha iyi oldu!”

Arkadaşının polis kurşunuyla felç kalmasını protesto etmek amacıyla gösteri yapan Engin Çeber’e hem polis tarafından işkence yapılıyor hem de konulduğu cezaevinde meydan dayağı atılıyor. Dayak da yetmiyor, gardiyanlar Çeber’in kafasını duvara vura vura öldürüyorlar. Tıpkı Galatasaraylı Sabri’nin dediği gibi, “daha sert vur”…

İnsanlarımız birbirini kesiyor, yakıyor, boğazlıyor, kafasını koparıyor. Herkes aynı zamanda av ve avcı… Kimin gücü kime yeterse. Bu sürek avında en güçsüz olan grup tabiatıyla çocuklar. Özellikle de kız çocukları… Onlar tecavüze, tacize uğruyor; ruhları eziliyor, bedenleri satılıyor, en nihayetinde öldürülüyor. Aile içinde, sokakta, okulda… Adalet sistemimiz hep tecavüz edenleri koruyor. Onlar için bin bir türlü sebep ve gerekçe üretebiliyor. Katiller, tecavüzcüler sağ salim, ölen öldüğüyle kalıyor.

Bir Tarantino filminde gibiyiz. Şiddet çok doğal, sıradan ve tapılası… Şiddet aynı zamanda bir araç değil bizatihi bir kurum. En sıradan bir talebin dile getirilmesinde, o taleplerin reddedilmesinde, sorunların çözümünde ya da çözümsüzlüğünde en belirleyici etken, yetkili tek merci… İmamın vaazında, Başbakanın demecinde, askerin tepkisinde, futbolcunun tekmesinde, dizi filmin senaryosunda, gazete manşetlerinde, köşe yazılarında, okur yorumlarında, makalelerde, fıkralarda, kitaplarda, güdülerde, cinsel organlarda, bakışlarda, sözlerde, polemiklerde, baba otoritesinde, ağıtlarda, şehit veya “gerilla” cenazelerinde… Nereye bakarsanız orada…

Bu bir ifade biçimi. Herkes onu kendi diline çevirip konuşuyor. Başbakan ya da Genelkurmay Başkanı birilerini azarlarken sokaktaki adam da hasmını kesiyor. Bireysel şiddet her zaman her yerde görülebilir, ancak bu eğilim hemen hemen tek en etkili ifade biçimi haline gelmişse orada toplumu yöneten ve yönlendirenlerin payı ve sorumluluğu vardır.

Öfke doluyuz. Her öfkenin altında bir korku yatar. Aslında öfkemiz esas olarak korkumuzdan. Çünkü en tepelerden yıllardır korku körükleniyor. En yaygın dil korkunun dili. Her birey, her grup o dili kendi lehçesine çevirerek konuşuyor. Her şeyden korkuyoruz. Bölünmekten, topraklarımızın satılmasından, dışa açılmaktan, geçmişimizin kurcalanmasından, hatalarımızın yüzümüze vurulmasından, rekabetten, statükonun bozulmasından, farklı seslerin yükselmesinden, paradigmaların çözülmesinden, işsizlikten, konforumuzu kaybetmekten….

Korkularıyla yüzleşmeye cesaret edemeyenler ya korkunun kaynağından kaçar ya da ona karşı aşırı tepkiler üretir. Yaşadığımız da bu sonsuz kaçış ve tepki sarmalı. Biz kendimiz durup bunu nasıl aşacağımızı düşünmezsek o sarmal korktuğumuz her şeyin gerçekleşmesini sağlayacak.

…….

Resim:

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazında gönderme yaptığın gözler konusunda ben söyleyeceğimi söyledim aslında. Ama Tuğba'ya verdiğin yanıttaki kesin hükümden sonra burada da bir soru sormak istedim. Senin yaklaşımınla hareket edersem ve " Sen ne dersen de...O logonun izleyende bıraktığı etki sadece korkudur şeklindeki savın , kendi içindeki korkudan ve öfkeden kaynaklanan bir dışavurum olmaktan öteye gitmez" dersem en az senin kadar soyut bir iddiada bulunmuş mu olurum acaba? Ve böyle bir polemiği kaşımanın sana herhamgi bir getirisi olur mu? Selamlar.

H.Levent 
 17.11.2008 11:38
Cevap :
Afedersiniz ama kimle polemik yapmış da kaşımışım Levent Bey??? Bu yazıya gelen yorumlarda sadece Tuğba Hanımın yorumuna verdiğim cevapta tartışma unusuru var. O yorumu siz mi yazdınız ki polemikten söz ediyorsunuz? Siz öyle bir yorum yazdıysanız da bana ulaşmadı. Ben fazla bir şeyden korkmam. Ne resimlerden ne insanlardan ne de fikrimi belirtmekten... Sadece o logonun kullanılış amacını yorumladım kendimce. Ve fikrimde de ısrarlıyım. İsteyen katılır istemeyen katılmaz. Yorumunuzu görünce sayfanıza baktım ve yazıma cevap niteliğindeki blogunuzu gördüm. Ben yazımda sizi kasdederek falanca kişinin kullandığı logo demedim, "kullanılan" dedim. O görselin kaynağını bulabilsem zaten belirtecektim. Üstünüze alınıp alınmayacağınıza karışamam. Ama bir polemikten söz edeceksek yazıların yayın tarihine bakarak bunu sizin yaptığınızı rahatlıkla anlayabiliriz. Öyle bir niyetim olsa yazınızın altındaki beni sinsilikle suçlayan seviyesiz yoruma cevap verirdim. Selamlar...  17.11.2008 13:45
 

Bakmak ve görmek ..daha doğrusu doğru değerlendirmek gerekir..Sapla samanı karıştırmamak gibi sevgili Celal. Şiddet içeren programlar, hoş görünün kaybolduğu, kaybettirildiği, insanların ayrıma tabii tutulduğu, birkaç yıl öncesine kadar kimsenin sorun olarak görmediği konuları siyasi rant uğruna ilk basamaktan yukarılara yanlış şekilde verilen mesajlarla toplum arasında huzursuzluğa yanlış anlamalara sebebiyet verecek söylemlere neden olmak...Kimler sayesinde oluyor iyi görmek gerek..Atatürk'ün bakışlarına gelince..Nasıl bakarsan öyle görürsün. Senin yazında belirttiğin ''ifade biçimlerini herkes kendine göre çevirip konuşuyor'' sözüne özünü görmeye de özen göstermek gerekir ilavesini yapmak gerektiğini düşünüyorum. ''Mustafa''ve Can Dündar konusunu filmi henüz izlemediğimden bir görüş bildiremeyeceğim ama daha sonra ona da yorumum olacak.. :-) Sevgilerimle...

Tuğba 
 16.11.2008 16:09
Cevap :
Sevgili Tuğba, yorumunda "sapla samanı karıştırmak" sözüne takıldım biraz. Bu sözle yazıda rastladığın bir yanlış genellemeyi anlatmak istediysen maalesef sana katılamayacağım. Değindiğim bütün konular vurgulamak istediğim şeyi iyi anlatan örneklerdir; buna sözkonusu Atatürk logosu da dahil. Kimse boşuna aksini iddia etmesin. O logoyu kullananın niyeti ve amacı ne olursa olsun izleyende bıraktığı etki sadece korkudur. Zaten gerçekte Atatürk'ün gözlerine de değil üzerinde oynanmış bir illüstrasyona benziyor. Selam ve sevgilerimle...  17.11.2008 10:41
 

Siz yanlış olanı ve olması gereken doğruyu göstermişsiniz. Güzel de göstermişsiniz. Peki ama böyle bir toplum olabilmek kolay mı? Bu kadar iç ve dış etken varken, balık baştan kokmuşken, nereden tutup başlayacağız değişime? Ben pek umutlu değilim.

Nilgün Akad 
 15.11.2008 16:42
Cevap :
Sevgili Nilgün Hanım, elbette böyle gitmez. Bir çıkış mutlaka bulunacaktır. Mesele sorunlara doğru teşhis koyabilmekte ve çözüm iradesini gösterebilmekte... Ben her şeye rağmen iyimserim.  16.11.2008 2:02
 

Birinin zaafının, bir diğerinin ona gücünü ispatlaması için fırsat görüldüğü bir toplumuz. Herkes birbirine gardiyan...Karakışta dikenleri ile birbirini acıtmayacak kadar uzak, ama aynı zamanda birbirlerini soğuktan koruyarak ısıtacak kadar beraber yaşamayı içgüdüsel olarak öğrenen kirpiler gibi bile olamadık...ne yazık ki!...sevgiler

Earlybird 
 14.11.2008 19:13
Cevap :
Aynen dediğiniz gibi sevgili Beran Hanım, "herkes birbirine gardiyan" herkes birbirinin kurdu, kurbanı, celladı. Dünyayı ve ülkeyi bir av sahası olarak kabul ederseniz kendinizi de bazen av bazen avcı olarak görmeniz kaçınılmaz hale gelir. İnsaoğlu kirpilerin bir arada yaşama bilincini vurgulayan mesel uydurabiliyor ama kendisi o meseli hayatına uydurmıyor maalesef. Katkınız için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...  15.11.2008 14:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3669
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster