Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
420
 

Âmâ muhalefet

Âmâ muhalefet
 

Hayatta bazı sihirli kavramlar vardır. İnsanlar o sihirli kavramları biraz olsun doğru anlayıp doğru şekilde hareket etselerdi, farkına varıp doğru kullanabilselerdi, büyük ihtimalle şu anda olduğundan çok daha iyi bir dünyada yaşıyor olurduk.

Eleştiri ve muhalefet. Bu sihirli ve önemli kavramlardan sadece ikisi. Birbirleriyle yumurta – tavuk ilişkisi içinde iki kavram. Doğru kullanıldıklarında insanlara, şirketlere, kurumlara, hatta devletlere çok büyük faydaları dokunabilecekken, yanlış kullanılıp tam tersi zararlı hale dönüşüyorlar. Sonra gelsin kavgalar, gürültüler, zaman kayıpları, vesayireler.

“Her şey tamam da nerede bu kavramların sihiri” diyeceksiniz? Sihirin mecazi anlamını bilenler “karşı durulamaz güçlü etki” anlamında kullanıldığını tahmin etmişlerdir. Gerçekten eleştiri de, muhalefet de, hataları düzeltme, yapılanları daha iyi hale getirme adına kullanıldığında, hayattaki herşeyi çok daha iyi noktalara taşır. Güçlü bir etkiyle insanları doğru olana yöneltip, hatalarını görmelerini sağlar. Tabi bunun için en önemli şart, ikisininde doğru yerde, doğru zamanda, doğru şekilde ve gerçekten iyi niyetlerle yapılması!

Hem ülkemizde hem dünyada bu kavramların gerçek değerleri hala bilinmiyor. Hep yanlış anlaşılıyorlar, yanlış manada kullanılıyorlar. Muhalefet deyince insanların aklına olumsuz, her şeye itiraz eden rahatsız kişiler geliyor, eleştiri deyince de oturduğu yerden herkesi eleştiren, eleştirmekten başka bir şey yapmayan tipler. Böyle olması çok normal. Çünkü insanlar her şeyi olduğu gibi, bu sihirli kavramları da kendi iktidarlarına, kendi menfaatlerine, kendi görüşlerine kurban etmeye devam ediyorlar.

Herşeyi eleştiren, herşeye muhalefet eden, alternatifler sunmayan, yeni fikirler üretmeyen kimse aslında ne eleştiri yapıyor ne de muhalefet ediyordur. Her ne kadar öyle adlandırılıyor olsa da aslında yapılan kendi menfaatlerini sağlama çabasından başka bir şey değildir. Kişi, siyasi parti, gazete, televizyon, şirket, kuruluş veya devlet hiç fark etmez, “Peki sen ne öneriyorsun?” sorusuna cevap vermeden, alternatif üretmeden yapılan her ne ise, adına muhalefet denemez. Her şeyi, doğruları, faydalı işleri bile eleştirenler, “eee sıktın ama” cevabını duymaya mahkumdurlar. Tabi nadir de olsa tam tersi örneklerle karşılaşmak mümkün.

Geçenlerde usta gazetecilerden Kazım Kanat’ın bir dergiye verdiği röportaja gözüm takıldı. Usta gazeteci, zamanında bir çok sporcu için eleştiri yaptığını ve eleştirilerine kulak asanların başarılı olduğunu anlatıyordu. Şu anda başarılı teknik direktörlerden o zamanların yıldız futbolcusu Ertuğrul Sağlam’ı “Niye hücuma çıkmıyorsun. Senin yerin forvet.” diye eleştirmesiyle hayatını olumlu yönde tamamen değiştirmiş. Ertuğrul Sağlam “Kazım ağabey istediğin oldu mu, hem A millî takıma seçildim, hem de Beşiktaş’a geldim. Teşekkür ederim yazıların için.” dediğinde o yılın transfer rekoruyla Beşiktaş’a transfer olmuştu. Yine bir zamanların doğru CHP’si, Amerika – Irak savaşı başladığında TBMM’ye gelen 2003 tezkeresinde, mecliste iktidara karşı, red oyu veren iktidarın diğer milletvekilleriyle birlikte muhalefet yaparak Türkiye’nin gerçek bağımsızlığa kavuşmasının altına kocaman bir imza atmıştı. O zamanlar gerçek anlamda mükemmel bir muhalefet yapabilmişti. Zaten eleştirinin de, muhalefetin de gerçek amacı insanların, yönetimlerin göremedikleri eksiklerini, yanlışlarını ortaya koymak, görmelerini sağlamak değil midir? Amaçsızca yapılan şeyler, laf salatasından başka ne işe yarar ki?

Halbuki gerçek muhalif ve eleştirmenler normal zekalar arasından çıkmazlar. Dayatılanlara karşı çıkıp, gerçeği veya daha iyiyi her şeye rağmen isteyebilmek, bir şeyin eksik yanlarını görüp nasıl tamamlanacağını ortaya koyabilmek zekayı gerektirir. Hayatın düz bir bakış açısıyla doğru okunması mümkün değildir. Bu yüzden hem insanların, hem yönetimlerin gelişebilmek için muhalif fikirlere, eleştirilere her zaman ihtiyaçları vardır. Hatta bazen yönetim kademesinde olan insanlar, farklı fikirlerin muhalefetini beklerler. Eleştiri isterler. Henüz gerçeklere gözünü kapatmamış olan iktidarlar, gözü açık gerçekçi muhalefetlerle çok daha iyi noktalara gelebileceklerini bilirler. Çünkü yönetim kademesindeki insanların çoğunun etrafında etten duvarlar örülüdür, bu yüzden bazen gerçekleri göremezler. Onlar gerçekleri görmek istese de etraflarındaki etten duvarlar buna izin vermezler. İster etten duvar deyin, ister şakşakçılar deyin, iktidarı elinde bulunduran insanlar için en önemli tehlike budur aslında. Bu tehlikenin farkında olan yöneticiler, doğru noktalardan yapılacak eleştirilere ihtiyaç duyarlar. Farklı sesler, onların doğru mu yanlış mı yolda ilerlediğini anlamalarına yardımcı olur. Saçma eleştiriler, yanlış muhalefetler genellikle doğru yolda olduklarını gösterirken; güzel eleştirilerle, doğru muhalefetlerle hatalarını düzeltme imkanını yakalarlar. İyi eleştirilmeyen, hata yaptıklarında muhalefet edilmeyen yönetimlerin eksiksiz, hatasız olmaları, başarıya ulaşmaları pek mümkün değildir. Aynı zamanda neye muhalefet ettiklerini bilmeden önlerine gelen her şeye muhalefet edenler de, zamanla kalıcı bir körlüğe saplanırlar. Her şeye aynı karanlık içinden bakan bir zihin, gün olur artık hiçbir şeyi doğru düzgün görememeye başlar.

Muhalefet kavramına duyulan ihtiyaç özellikle demokrasiyle yönetilen ülkelerde had safhadadır. Gelgelelim, millet tarafından muhalefetle görevlendirilenler, hiçbir zaman bunun tam olarak farkında olamamışlar, hala da olamıyorlar. Muhalefet görevi, muhalefetteki insanlar tarafından hatalı bir bakış açısıyla “iktidara gelme yolunda bir kilometre taşı” olarak görülüyor hep. Yanlış bakış açıları, iktidarın yanlışlarından çok kendi iktidarlarına odaklanmalarını sağlıyor. Ve yine her zamanki gibi bunun bedelini halk ödüyor. Bedel ödeyen halk ta, bunun bedelini muhalefeti iktidara getirmeyerek fazlasıyla ödetiyor.

Gerçek anlamda muhalefet anlayışını benimseyenler, muhalefet göreviyle de halka büyük hizmette bulunabilirler aslında. İktidarların tek başına karar verebilme rehavetine kapılmalarının önüne bir set çekip, yanlışlarını alternatiflerle düzeltip, doğrularını destekleyerek veya yeni fikirlerle daha iyi hale getirerek ülkeye çok büyük faydalar sağlayabilirler. Ve aslında bununla halka “Bakın biz şu andaki iktidardan daha iyiyiz, çünkü sorunlar için onlardan daha iyi alternatiflerimiz var, yanlışları görüyoruz, daha çok çözüm üretiyoruz ama sizin iyiliğinize olabilecek her şeyi biz yapmasak bile sonuna kadar destekliyoruz” gibi muhteşem bir mesajı iletmiş olurlar. Bunun aksine sadece iktidar partisine çelme takmayı hesaplayıp, halkın iyiliğine olabilecek icraatları bile engellemeye çalışanlar, ana muhalefet olarak değil” âmâ muhalefet” olarak adlandırılırlar. Ve halk, bu bilinçli körlüğü sandık başında seçim pusulasının üzerinde o partileri görmeyerek cezalandırır.

Hayatın “sihirli kavramları” onları anlayabilenlere çok büyük katkılar sağlıyor. Gerçek muhalefeti kendi iktidarlarından üstün tutan, halkı iktidardan daha fazla düşünen muhalefetler eninde sonunda iktidar, halkı düşünmeyip kendi menfaatleri peşine düşen iktidarlar ise eninde sonunda tasfiye oluyor. Her şeyin ötesinde halkı aptal zannedip kendi hesaplarının peşine düşenler, kendi aptallıklarıyla yaşamaya mahkum oluyorlar. Herkes kendi payına düşenleri birer birer toplarken “ilahi adalet” çarkı kusursuzca dönmeye devam ediyor…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Muhalefetin; hayırlı neticeler doğurmasını, acı söyleyen dost edasıyla, millet ve devlet menfaatini murâd ederek yapılmasını ümid eder, böyle güzel bir yazı ve konuyu yine çok güzel bir surette işlediğinizden ötürü tebrik ederim. saygılarımla

Selim Başar 
 22.04.2007 16:45
 

İnsanoğlunun, hatâ ve unutmak ile mâlul bir mahluk olduğu hepimizin bildiği bir husustur. Fakat, nefis dediğimiz benlik duygusu kendi hatasını örtmek için proğramlanmış gibi,kendi üstüne toz kondurmamaktadır. Bundan ötürü herkese, yanlışlarını söyleyecek samimi, cesur, objektif dostlar gereklidir “dost acı söyler” derken büyüklerimiz, “dost hatayı faciaya dönüşmeden fark edip ikaz eder”’i kastetmişlerdir. Ayrıca, ilmin kapısı, Hz Ali efendimiz “bana hatâmı söyleyenden Allah razı olsun “ şeklinde veciz bir ifadeyle son noktayı koymuştur. Maalesef şimdilerde kötü kullanımlardan mütevellit, eleştiri ve muhalefet kavramları anlam deformasyonuna mâruz bırakılmış, artık doğru yapanlar bile sanki kötü bir iş yapıyorlamış gibi değerlendirilmeye başlanmıştır ki; maazallah bu gerek siyaset, gerekse içtimai hayat için çok tehlikeli bir durumdur. Muhalefetin; hayırlı neticeler doğurmasını, acı söyleyen dost edasıyla, millet ve devlet menfaatini murâd ederek yapılmasını ümid eder, böyle güz

Selim Başar 
 21.04.2007 18:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1186
Kayıt tarihi
: 27.02.07
 
 

İstanbul Üni. İşletme Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Marmara Üni. SBE'de Yönetim ve Organizasyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster