Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
420
 

14:30 Van uçağı

- Bu izni babandan almalısın.
- Anne bu benim için çok önemli. Bunu biliyorsun.

14:30'da Van 'dan hareket edecek olan uçak çok özel birisini taşıyordu. Askerlik dönüşü onu alanda karşılamak, hastretle kucaklaşmak ona ömür boyu unutamayacağı anılar yaşatacaktı. Bu özel anı kaçırmamalıydı. Ona göre bu özel anın yaşanmasına kimse engel olmamalıydı. Haftalardır kafasını kurcalayan bu soruna nasıl çözüm bulacağına hala karar verememişti. Her türlü olasılığı gözden geçirmiş ve her seferinde vazgeçmişti. Oysa bunu çoktan çözmeliydi. Çünkü o gün gelmiş çatmıştı.

Babası her zaman dürüstlüğü öğütlemişti ona. O da bunu babasına hatırlatacaktı. Öğütledikleriyle yüzleşme zamanı geldi babamın diye düşünüyordu.

- Dürüstçe çıkacağım karşısına ve bunu ona mertçe anlatacağım.
- Doğrusu da bu kızım. Akşam baban geldiğinde açarsın konuyu.

Ailenin tek çocuğu, babasının da prensesiydi. Ama o artık kabına sığamıyor babasının prensesliğinden biran evvel terfi etmek istiyordu. Küçükken babasını gördüğünde sevgiyle çarpan yüreği şimdi başka bir erkek için çok daha farklı çarpıyordu.

- Kızım kapıya bakarmısın. Baban geldi sanırım.
- Bakıyorum anne.

Evde olduğunda babasına kapıyı mutlaka o açar, onu öper poşet varsa elinden alır, içinde ona alınmış birşey varmı diye mutlaka kontrol ederdi. Ama bu defa farklı hislerle açıyordu kapıyı. Bu defa kalbi daha farklı çarpıyordu. Ama kararını vermişti konuşacaktı.

Yemekten sonra çay içmek için salona geçtiler. Bunu her gün yaparlardı. Herkes gününü anlatır birlikte değerlendirirlerdi olayları. Bazen gazetede okunan bir haber, bazen ekonomi, bazen sinema. Hiç fark etmezdi. Hemen her şeyi konuşmuşlardı babasıyla.

Annesiyle gözgöze geldiler. Tamamen ifadesiz bir bakıştı fakat anlamı belliydi.

- İzninizle benim odada biraz işlerim var.
- Tamam hayatım ben de prensesimle sohbete devam edeyim. Ama fazla uzatma lütfen.

Anne salonu terketti. Evet o büyük an gelmişti. Başlamalıydı artık. Yüzü kıpkırmızı olmuştu kalbi de yerinden çıkacak gibi atıyordu. Söze girecekti ama tüm tasarladığı sözcükleri unutuvermişti. Nereden başlayacaktı.

- Bunun ne önemi var artık diye atıldı.

Ağzından çıkıvermişti. Kendisi de inanamamıştı. Ama ok da yaydan çıkmıştı. Belki de iyi olmuştu. Çünkü dakikalar olmuş bir türlü söze girememişti.

- Neyin ne önemi prenses.
- Yok! Yok! öylesine işte yani.
- Var! Var!. Ben hissediyorum. Kapıdan ilk girdiğim andan beri birşey var. Hadi söyle de hem sen rahatla hem ben rahatlayayım.

- Şey babacığım seninle bir konuda konuşmak, fikrini sormak, izin almak istiyorum.

Bir anda söylemeyi tasarladığı sözleri hatırlamıştı. Ard arda geliyordu hepsi aklına.

- Çok muammalı bir giriş oldu prenses. Merakım bin kat arttı hadi hemen söyle lütfen. Beni daha fazla merakta bırakma.
- Babacığım benim iki yıldır tanıştığım bir erkek arkadaşım var.

Derin bir oh çekti içinden. En zor kelimeyi de söylemişti.

- Öyle mi. Kimmiş prensesimi benden çalan o zalim.

Dedi tebessüm ederek. Bu tebessüm dünyalara bedeldi. Günlerdir çektiği ızdırapların boşuna olduğu ortaya çıkmıştı. Demekki çok fazla büyütmüşüm iç dünyamda diye geçirdi içinden. Olsun bu tebessüm hepsini unutturdu dedi.

- Ben ömrüm boyunca senin prensesin olarak kalacağım babacığım.

Babasının kucağına atlamış, bir kedi gibi kıvrılarak oturmuştu. Evet, yirmi iki yıldır tanıdığı babası buydu. Sürpriz olurdu başka türlüsü zaten diye düşündü. Ağlıyordu. Akan gözyaşlarını silmeye yine o şefkatli eller uzanmıştı.

- Hadi bakalım, beni de ağlatmadan geç karşıma da bu işin ayrıntılarını anlat bana. Hiçbir şeyi atlamanı istemiyorum. Bu arada, anneni de çağır lütfen.

Annesi ile yanyana babasının karşısındaki koltukta yerlerini almışlardı.

- Bizim firmanın iş yaptığı bankada operasyon şefi olarak çalışıyor. Ailemize layık bir insan olduğunu düşünüyorum babacığım. Bana evlenme teklif etti. Yarın da askerden dönüyor.

- Tanrım herşey ne kadar da hızlı gelişiyor.

- Benim yirmi iki yıldır tanıdığım ve her kararını beğendiğim kızımın bu kararına karşı çıkmam söz konusu olamaz zaten. Geldiğinde bir akşam yemeğe davet et de tanışalım olurmu prenses.

- Peki babacığım çağırırım ama benim senden bir isteğim daha var.
- Yüreğim bir şoku daha kaldırırmı bilmiyorum, söyle bakalım. Ne olsa bu gece bize uyku haram hanım.
- Babacığım izin verirsen yarın onu havaalanında karşılamak istiyorum.

Bu söz onu yıllar yıllar öncesine götürmüştü. Bu anı o da yaşamıştı ve her hatırladığında tatlı bir duygu seline kapılıyordu. Şimdi kızım niye bundan mahrum kalsın diye düşündü. Onu sevdiği besbelliydi.

- Peki kızım git onu karşıla. Ben sana sonuna dek güveniyorum ve her zaman arkandayım.

Rüya mı görüyorum yoksa diye düşündü. Tırnaklarını çıtırdatıyordu ama bu da yetmiyordu. Birisinin onu çimdiklemesi gerekiyordu. Bir bahane ile kendini mutfağa zor attı. Annesi de arkasından gelmişti. Birbirlerine sarılıp ağladılar ağladılar.

- Allahım ne olur geç kalmayayım. Keşke taksiye binseydim.

Yine pintiliğin tuttu Reyyan diye kendine kızdı. Neyse artık havaalanının içindeydi. Hemen iç hatları bulmalıydı. İleride bir kalabalık vardı. Belli ki çıkış kapısı orasıydı. Birilerini bekliyorlar diye düşündü ve yanlarına gitti. Herkezin gözü duvardaki elektronik panodaydı. Van uçağı hangisi acaba diye mırıldandı heyecanla.

- Henüz inmedi diye yanıtladı genç bir kız.
- Sizde mi Van uçağını bekliyorsunuz.
- Evet.

Ohhh. Çok şükür neyse ki gecikmedim diyerek genç kızın yanından ayrıldı. Kalabalığın içinden çıkarak biraz geriden panoyu görebileceği bir yerde beklemeye başladı. Henüz birkaç dakika geçmişti ki "İNDİ" sözcüğü yanıp sönmeye başladı.

- Aman Allahım. Geldi. İşte sonunda geldi.

Coşkuyla yerinde sıçramaya başladı. Acaba ne zaman çıkardı. Gözümü kapıdan ayırmamalıyım diye düşündü.

- Aslına geleceğimi bilmiyor. Beni görünce yüzünün halini merak ediyorum. Herhalde valizlerini elinden bırakır ve bana doğru koşar diye düşündü. İndi yazdığından beri onbeş dakika geçmişti. Gözünü bile kırpmadan kapıya bakıyordu. O an kapı açıldı ve valizini alan yolcular yakınlarına doğru ilerlemeye başladılar. Bir anda bekleyenler arasında da bir dalgalanma oldu. El sallamalar, çığlıklar birbirine karışıyordu.

- Allahın bu o. Bu o. Evet o. İşte sonunda geldi.

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Kontrolünü kaybetmişti. Duygularına söz geçiremiyordu. Zaten onun zamanı da değildi. Onu buraya getiren duygularıydı ve duygularını yaşamalıydı.

Tam da düşündüğü giba valizleri elinden bırakmıştı. İlerleme zamanı bende dedi içinden. Birkaç adım attı ama ondan daha hızlı birisi daha vardı. Bir anda boynuna atladı ve ekseni etrafında dönmeye başladılar. Dünyası başına yıkılmıştı. Kimdi bu kız. Sonunda dönmeyi bıraktılar. Kızı yere indirdi. Ama kız hala bırakmamıştı onu. Sonra birden hatırladı bu az önce kendisine uçak henüz inmedi diyen kızdı. Kızgınlıkla arkasını döndü ve ilerlemeye başladı. Tanrım bu güzel rüyanın sonu kabusla mı bitecekti. Oysa ki herşey ne kadar iyi gidiyordu. Adımlarını biraz daha hızlandırdı. Hemen çıkmalıyım buradan dediği anda birisi kolundan tutarak durdurdu onu. Bu az önce Suat'ın boynuna atlayan kızdı.

- Ben kardeşiyim.

Bakıyordu ama duymuyordu.

- Reyyan, beni duyuyormusun, ben kardeşiyim.
- Siz. Siz beni tanıyorsunuz.
- Tabii tanıyoruz. Başından beri seni izliyoruz.
- Beni. İzliyorsunuz. Yani.
- Annem ve babam.
- Şimdi bunları boşver. Hadi koş ona.

Gözgöze geldiklerinde Suat valizleri elinden bırakmıştı. Hızla koştular uzun uzun döndürdü onu Suat havada. Bir alkış sesiyle kendilerine geldiler. Üç kişi gözyaşları içinde onları alkışlıyordu.

- Suat bizi tanıştırmayacakmısın bu güzel hanımla.
- Özür dilerim anneciğim. İşte size sözünü ettiğim Reyyan bu kız.
- Resimlerindekinden çok daha güzelmiş. Çok şanslısın Suat.
- Resimlerim.

Aman Allahım bana ailesinden hiç söz etmemişti. Ancak onlar beni çok iyi tanıyorlar. Birlikte otoparkta duran arabalarına gittiler. Aracı Suat kullanıyordu. Tüm ısrarlarına rağmen onu da ön koltuğa yanına oturtmuşlardı.
Tir tir titriyordu. Emniyet kemerini bile takamamıştı. Tüm denemelerine rağmen takamıyordu. Neyse ki Suat imdadına yetişti.

- Suat ben eve gitmeliyim.
- Aşkım beş dakika bize gidelim sonra ben hemen seni eve bırakırım.
- Oğlum daha ilk günden zor durumda bırakmayalım kızımızı istersen.

Hemen babasının sana güveniyorum sözü aklına geldi. O sadece havaalanına gitmek için izin almıştı. Onun bu durumunu gören Suat da daha fazla ısrar etmedi. Onu uygun bir yerde araçtan indirdi Suat. Reyyan da yaşamı boyunca unutamayacağı özel anların mutluluğuyla evinin yolunu tuttu.


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 501
Kayıt tarihi
: 23.06.06
 
 

Evliyim. Üç çocuğum var. İktisat Fakültesi mezunuyum. Bir kamu kuruluşunda memur olarak görev yapıyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster