Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '12

 
Kategori
Öğretmenler Günü
Okunma Sayısı
100
 

24 Kasım Öğretmenler Günü

Abdullah Çağrı ELGÜN

Bugün, Atatürk'ün 1928'de Harf İnkılabı'nı yaparak, Latin Alfabesini vatan sathında Türk insanlarına tanıtmaya çıktığı bir gündür. Bugün, Atatürk'ün, Millet Mektepleri Baş Öğretmenliğini kabul ettiği gündür.

Bugün, 1981 yılında, bugünün, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından  Öğretmenler Günü olarak kabul edildiği gündür. Bugün 1981 yılından beri Öğretmenler günü olarak kutlanagelen ‘Öğretmenler GünüÖğretmenler Bayramıdır. 

Bütün öğretmenlerimize ve genç öğretmen adaylarına kutlu olsun…

 

Hiç şüphesiz, yaratılmışların en mükemmeli olan insan, Allah'ın yeryüzündeki gölgesi, eşref-i mahlukattır. Yani yaratılmışların en şereflisi, en yücesidir. Bu yüce yaratığa, rehberlik, öğretmenlik yapacak ise yine insandır. Geçmişte milletimizin ilme, ilim öğretene ve öğretmene verdiği değere baktığımızda bu millet hakkında bir hükme varabiliriz.

Hoca Ahmet Yesevî,  Yusuf Has Hacip, Hoca Ahmet Yüknekî, Kaşgarlı Mahmut, Ali Şîr Nevâî, Muhammed Bin Hamza(Ak Şemseddin), Akbıyık Sultan, Molla Feranî, Molla Güranî, Molla Kasım, Şeyh Sinan, Taptuk Emre, Yunus Emre, Hacı Bektaşî Veli, Hacı Bayram Veli… ve benzerleri hem iyi bir öğrenci hem de iyi bir öğretmendiler.

 Bilinmelidir ki toplum, kendini eğitenleri, olduğu gibi yansıtır. Toplum öğretmenlerin kopyasıdır. Toplum, öğretmenlerin dışarı yansıyan  ışığıdır. Toplum öğretmenlerin aynasıdır. Bunun için topluma baktığınızda öğretmenlere de bakmış olursunuz.

O, toplumun nasıl bir yapıya sahip olup olmadığını anlamak için, onu eğiten, onu yetiştiren öğretmenlere bakmak kafidir.

 

Parlak zaferler kazanan asker orduların arkasında iyi yetişmiş bilgili öğretmenler vardır. İyi kararlar veren devlet adamlarının arkasındakiler de zekî ve bilgili öğretmenlerdir. Bunların olduğu dönemler, parlak imparatorluklar, parlak zaferler, büyük atılımlar, muhteşemlikler ve zenginliklerle doludur.

İlimdeki sanattaki sanayideki, ticaretteki ahlâktaki yükselmeler, hızını ve gücünü eğitim ordusunun abide şahsiyetlerine borçludurlar. Hiçbir zafer, hiç bir gelişme, hiç bir müreffeh hayat tesadüfî değildir. Çalışma, alınteri olmayan hiç bir şey, başarıya ulaşamamıştır. Kim derse ki yalan söylemiştir. 

 

Osmanlıda böyle olduğu için bin yıllık devlet ayakta kalabilmiştir. Olmadığı zamanlarlarda ise devlet çökmüş ödenemeyen dış borçların ipoteği, millet hazinesinin yağmalanmasına; madenlerinin, gelir kaynaklarının, kutsal topraklarının gasbedilmesine sebep olmuştur.

 Bir memlekette halkın yüzde kırkı çalışmıyor, yüzde yirmisi okumamış, memleket, diğer geri kalanların omuzlarında sürükleniyorsa o memleket kötürümdür. O milllet hastadır. O cemiyetin bacağında pantolon, sırtında elbisesi olsa bile, karnı açtır, açıktır. Geleceği ipoteklidir.

İşte, bunun için biz, ne yapıp yapıp eğitim hamlesini gerçekleştireceğiz; çünkü eğitimsiz milletlerin kalkınması, ilerlemesi, çağdaş uygarlık seviyesine yükselmesi mümkün değildir.

Bugün gençler, kütüpaneli, evler kitaplarla  dolu mu? Kim, anadilinden başka ikinci bir yabancı dili, tam biliyor? Hanginizin evinde bu yıl içerisinde yeni baskıdan çıkmış beş kitap var?... Bir yılda, Türkiye'de kaç kitap basılıyor? En iyi kitap, ne kadar basılıyor?  Bunları okuyanların sayıları kaç kişi?…Geçmişlerde bir gazeteden okumuştum: "Eğitimde Afrika'dan geriyiz" diye… Eğildim, biraz baktım. Eğitim Bir Sendikası genel Başkanı Niyazi YAVUZ ve Genel Sekreteri  İrfan COŞKUN'un imzalarını taşıyan raporda:

Nambia'da kişi başına düşen eğitim harcaması  480$ iken,

Türkiye'de kişi başına düşen eğitim haracaması 146$

Nabia'da 30 kişilik bilgisayarlı sınıflarda dersler yürütülürken;

Türkiye'de bu rakam bilgisayarsız, 70-80 arasında değişebiliyor.

Tunus, Mısır gibi Afrika ülkelerinde GSMH'nın % 6sı Eğitime ayrılırken;

Türkiye'de bu oran, GSMH'nın % 2 de kalıyor.

Türkiye genelinde 543.000 öğretmenin % 70'inin ek iş yaptığı, kalan % 30'unun ise aile desteği ile ayakta kaldığı belirtiliyor.

 

ABD okuma oranı % 98-100 arasında iken; Türkiye'de bu oran % 85'tir. Okuma yazma bilmeyenlerin oranı ise  10 milyonu bulmaktadır. Bugün "Yarım doktor candan, yarım hoca dindan eder." misâli  eften püften oldu bittilere, "ben bilirim" nakaratlarına inatlaşıp durmaktayız. Yarım yamalak cesaretlere, yarım yamalak oldu bittiklere teslimiz. "Doğruyu ben bilirim"  saplantılı beyinlere teslim edilmişiz.

Eksiklerimiz var, oturuyoruz…Dertlerimiz var, oturuyoruz.

Her hizmeti başkalarından bekliyoruz. Bencillilğimiz cimriliğimiz iş bilmezliğimiz devam ediyor. Bize bu memleket için bu insanlar için kaygılı beyinler gerek. Bu beyinlerin yapacağı dev hamleler gerek.

 

Öğretmenler gününü kutladığımız şu günde, önce insanı düzelteceğiz. Sadece tarih, matematik bilgisayar öğretmek yetmez. Çocuklarımıza  görgüyü, insanî münasebetleri öğretmeden"Pırıltılı ve seviyeli" gençlere ulaşamazsınız… Eğitimde kabilecilik seviyesini aşamazsınız….

İddia ediyorum. Lise ve üniversite bitirmiş çoğu gencimiz, kusurlu yetişiyor. Bu eksikliğinin farkında bile değil. Yere sağlam basamıyor. Güvensiz yaşıyor, erdemlere uzak kalıyor.

Ne oluyor sonra?

"Bana ne"ci kötümser, yalnız kendini düşünen, bu haris ve köşeli karekterler, iş başına geldiğinde çekilmez adam oluyorlar.

 

Yani, yarı cahil, bön.

Yani, cesaretsiz, hoşgörüsüz.

Yani, sevgisiz, uyumsuz, kavgacı.

Bugün, dört başı mamur yönetim eksikliği, devlet adamı eksikliği, niçin çekiyoruz.? İşte bunun için…

 

Yine iddia ediyorum ki  sevgsiz, hoşgörüsüz, iz'an ve görgü ile zenginleşen bir nesle kavuşamaz isek hallerimiz yamandır. Rüşvet çirkinliği daha da büyür. Yolsuzluklar alır başını gider. Yoksulluğa anarşiye ve teröre dur diyemeyiz. Dürüst fikir adamı, fedakar siyasetçi, gerçek öğretmen, hiyle bilmez tüccar, merhametli işadamı yetiştiremezsek, her yanımızda her kesimde voyvodalar türer. 

İşte, bugün,  asıl bu kırizle baş edeceğiz; bu kırızi yeneceğiz.

            Mevcut eğitimle ne sürat kazanılır ne seviye…Millet olmanın bile temelinde görgü ile iz'an yatıyor. Yeniden yapılanacaksak, îtibarlı bir devlet olacaksak, önce insanımızı düzelteceğiz. Yegâne care budur…

 

            Tilki ve kurt adamlar yetiştireceğiz. Milletleri tok, diri ve mutlu kılanlar, tilki ve kurt adamlardır. Onlar sadece bu nesil için değil; gelecek nesil için de düşünürler… Onlar, dehâ izleri gördükleri gençler üzerinde, titizlikle çalışırlar. Daha bugünden, yarının öncülerini hazır bulundururlar. Onlar için yorulur, yıpranır, her cins masrafı onlar için göze alırlar.

İşinin tilkisi, işinin kurdu karekterler  yetiştirmek, okulların birinci görevidir.

            Almanya, devamlı surette 3.000, İngiltere 2700, ABD 5.000 üstün karekteri korur. Beş kişi eksilmişse hemen yedeklerini çarkın içine sokar. Tecrübeden, yetenekten ve dirayetten istifade, görünmez ve vazgeçilmez bir kanundur ki itiraz yoktur. Dünyayı idare etmek için tek bir sır vardır: Kuvvet; çünkü kuvette ne hata ne vehim ne hayâl vardır…

Sözgelimi …Avrupa'da herhangi bir bankanın genel müdürü emekli olmuşsa, o  bankaya (potansiyeli belli) bir küçük memur alınır. O kadar…Genel müdürün yerine yardımcısı getirilmiş, iş bitirilmiştir. Sarsıntı farkedilmez…Bir tilki, kurt adam gitmiş yerine, başka bir tilki, kurt adam gelmiştir. Hepsi bu…

Bugün bizde tersi geçerlidir. Genel müdür mü gitti, sağdan soldan bir genel müdür bulunur. Aynı koltuğa oturtulur. Tecrübe, bilgi, ehliyet, dirayet; o kuruluştaki çarkların bilinmesi gereği derdimiz değildir. Biz ne  tilki, kurt adamlar yetiştiririz ne de o basamağa birilerini iteleriz…Halbuki Türkiye'nin her alanda böyle durmuş, oturmuş, ne yaptığını bilen; bir sonraki dünya, bir sonraki nesli için, kafa yoran, süper zekalara ihtiyacı var…

 

            Ekenomide  mi?  Evet…

            Siyasette mi ? Evet

            Ticarette, askerlikte, yatırımda, eğitimde, maliyede, üretimde, organizasyonda, bilimde , edebiyatta, sanatta mı ? Evet…Evet ..Evet!…

Tam her yıl beşyüz mezun verelim; ama hiç olmazsa beş tilki ve kurt adamlar yetiştirelim…Yanlış mı söylüyorum?..

Bu okula öğrenci alımı bile, büyük sıkıntı oluyor… On adam alalım…yirmi adam alalım.. yok yok yedeklerin hepsini alalım…

-Olmaaaz !..

 -Neden olmaz? Beş yüz alalım, bin alalım…Alalım ki içlerinden on, yirmi adam sivrilip çıksın?.. Doğru mu?

 

24 Kasım Öğretmenler gününü kutladığımız şu günde dirilme zamanıdır. Dirilme zamanıdır. Bugün eşkiyalar inlerinde Sarı Zeybekler, Atçalı Kel Mehmetler, Aliçolar  dağlardan inmiş, karşımızda durmaktadır. Kimi dilimize doğru hışımlanır, kimi gönlümüzü hedef alır. Vuruluruz..Vurulup dururuz aldırmasız.

Niçin doğrulmaları bilmeyiz? Neden bizler de tez elden pusatlanmayız,? Hayret!.. Yarınlarımız daha erişilmeden  merhametsiz tetikçilere, kapkaççılara hedef olur... Bizler vurulup dururuz…

Buna rağmen niye ölmeyiz?…Ölmemek diri kalmak mıdır? Böyle yara bere için…Böyle diri kalmalar, ne kadar sürer? Ben, sen, o; biz, siz, ötekiler…Ha düştük ha düşeceğiz…İşte vuruyorlar, oradalar… İşte susuyorlar oradalar…Biz niçin susanlar arasındayız? Ey merak, nerelerdesiniz?!

Töresiz, sanatsız, tarihsiz, dilsiz millet mi olurmuş?.. Sınırlarda hapis, ufuklarda yorgun ve kayıp? Elbette başlar öne eğik duracaktır. Hem gelen  hem giden vuracaktır. Eşkiya dört yanda; çünki namlular namussuz…

Vurulup duruyoruz; ama ölmüyoruz.

Ben sen o; biz siz ötekiler…Vurulup duranlar bu alışkanlığa esir mi olmalı? Hoca Türkistan  böyle mi istiyordu? Hacı Bayram Veli  böyle mi işaretliyordu? Hoca Yüknekî, Fatih ve Koca Yavuz?..  Neyimiz eksik söyler misiniz?

Hep tetikler önünde durmaktan usandık.. Ölmekten yorulduk…Çık ortaya benim sanatkarım. Benim dirayetim, direncim, inancım, öncüm, önderim, öğretmenim, çık çık ortaya!… Üçüncü bin yıla dayandıksa bize hasret kapıları açma vaktidir. Her kapının önünde kırk eşkiya beklese de güçlerimiz yetmeli… Baksanıza!… Vurulup duruyoruz nicedir…

Ölemiyoruz madem ki , dirilmeliyiz…

 

Bizde,  aydın geçinenlerin çoğu sadece konuşur. Şikâyetten bıkmaz, tenkitten usanmaz. Üstelik kedi kadar ürkek, tavşan misâli korkaktır.

 

Aydın eşitttir, korku…

Aydın eşittir sıvışma…

Aydın eşitttir, müzmin gazelci…

 

Hariçten gazel okuyan "çok bilmiş"  takımı ellerini bir defacık taşın altına koyamazlar. Bir çok aydın görev kaçağıdır…Korkaktır, cesaretsizdir… Ucuz kahramandırlar… Onlar için geçer akçe, herkese, her şeye, her zaman yüklenmek, korkaklığı siper eyleyip, onu bunu taşlamaktır. Dedikodu yapmaktır.

Madem sen okadar  biliyorsun, beceriklisin ve dürüstsün niçin politikaya atılmıyorsun? Belediye yönetimlerine girmiyorsun?

O işler başka tabii…

Sus o zaman!.. Yok!..

 

Öğretmen adayları! Gençler, siyasete atılın!.. İllerde ilçelerde yönetime katılın? Kendinizi, fikir ve sinir zengini sayıyorsanız beklemeyiniz…Pişe pişe, savrula kavrula, bu işin üstesinden gelin. Türkiye nice zamandır kabiliyetli cesurları bekliyor…Yukarıdakiler feci şekilde yorgun…Aydın  eşittir, korkak. Aydın eşittir, sıvışma.. Aydın eşittir, müzmin gazelci… Bu gelenek yıkılmalıdır. Yıkınız!.. Yegane gücünüz cesaret ve vatan sevgisi olsun…

Değerli kardeşlerim;

Bugün dünden daha fazla zeki, daha fazla kıvrak daha dahî, büyük çocuklar yetiştirmeliyiz. Yüksek hevesler, eksilmez gayretler ve sarsılmaz azimlerle yorulmasız ve yılmasız gençlere ihtiyacımız var…

 

Anneler, babalar!.. Çocukları büyütmeyin, büyük çocuk yetiştirin…

Bir kere hedefler yüksek seçilecek. Çocuklar; güzel sanatlara, yabancı dillere, dürüstlüğe, tarih merakına, sipora, bilgisayara, edebiyata bütün millî kültüre yakın tutulacak. Ders kitapları dışındaki eserlere erişip olgunlaşması sağlanacak…

Her çocuk, yarının başbakanı, en aranan sanatkarı, âlimi, girişimcisi olacakmış gibi, inatla ve sabırla eğitmeli…

Okullarda, öğretimin yanında, eğitim üzerinde de aynı oranda durulmalı. Evlerde, iş yerlerinde, aile ortamlarında daha keza… Çocuk büyütmek kolay. Aslonan büyük çocuk yetiştirmektir.

Karnı tok,  sırtı pek  yaşatmak  kâfi değildir. Her çocuk yarının önderi, ufuk açıcısı, örnek ve üstün bir karekter olarak hazırlanmalıdır. Kız için böyle, erkek için böyle… Anneler, babalar! Sakın ola çocuk büyütmeyin, büyük çocuk yetiştirin…

Türkiye'nin ihtiyacı bunadır. Büyük çocuklar kazanır; ve ülkeler, onlar sayesinde  dimdik yürümeyi ve ayakta kalmayı başarırlar. Biz onlarla güzelleşiriz,

Sakın ola çocuk yetiştirmeyin, büyük çocuk yetiştirin…

 

 

Fikrini taşıyan kudrette misin?

Uzak hayâlleri dayanılmaz vehimleri, zor erişilir sevdaları taşıyacak kudrette misin? Söyle!.. Heyecanlarını taşıyacak kudrette misin? Zenginliğini, sanatını, dostlarını, şimdiyi taşıyacak kudrette misin? İmrenilmeyi, alkışlanmayı, aranıp sorulmayı, öne geçmeyi taşıyacak kudrette misin?..

Evet!   ise  Merhaba!..     

Selam olsun sana!…

Sevgili  Gençler! En  bıktırıcı acıları, taşıyacak kudrette misin?

Göz ardı edilmeyi, yıkılmayı, unutulmayı, itelenmeyi, kıymetbilmezliği taşıyacak kudrette misin?

İmrenilmeyi, kalkışlanmayı, aranıp sorulmayı, öne geçmeyi…

Evet!   ise Merhaba.     Selam olsun sana!…

Genç Öretmen Adayları!

Merhabayı  taşıyacak kudrette misin? Bilmeyi, bulmayı, olmayı…Öğrenmeyi, öğretmeyi, mahvolmayı, kahrolmayı… Ağlamaları, ülkene yakışmayanı taşıyacak kudrette misin?..

Evet!   ise Merhaba.     Selam olsun sana!…

 

Kavganı taşıyacak  kudrette misin? Hep ayakta ve diri kalmayı, yenilenmeyi, apansız çıkagelen müjdeleri…Kan kurutucu başarısızlıkları; ama yine varım demeleri taşıyacak kudrette misin?..

Evet!   ise Merhaba.     Selam olsun sana!…

Ey, Fatih, Ey Yavuz!

Ey, Ne Hatun, Ey Bala Hatunlar!,Kara Fatmalar! Genç kardeşlerim Genç Hanımlar!

Tarihini taşıyacak kudrette misin?  Coğrafyanı ve kültürünü ve halkını ve hasretlerini? Sonra haysiyetini ve şerefini? Arkadaşlarını hemşehrilerini, yuttaşlarını taşıyacak güçte misin?..

Evet!   ise Merhaba.     Selam olsun sana!…

Ey insan, Ey insanlar!

Aklını, zekanı  dürüstlüğünü, övünmesizliğini, dövünmesizliğini taşıyacak kudrette misin? Umudu ve umutsuzluğu, Uzak duruşları, düşmanlıkları, sana güvenenlerin ve güvenmeyenlerin tamamını taşıyacak kudrette misin?

Evet!   ise Merhaba.     Selam olsun sana!…

Ey Öğretmenim, ülkemizin nadide çiçekleri! Baylar, Bayanlar!

İnsan olmayı taşıyacak kudrette misin? "Evet" ise bul beni. Burada alnından öpecek biri var… 

Saygılar sunuyorum…

 

KAYNAKLAR:

1) “Milliyetçi Eğitim Sistemi” Prof Dr.Necmettin Hacıeminoğlu, 1874. Sf.100-101

2) “Kültür İstilâsı” Abdullah Çağrı ELGÜN, KÜLTÜR BASIN YAYIN BİRLİĞİ  Yay.İstanbul 1991

3)“Kudüs İlk Kıble” Abdullah Çağrı ELGÜN, KÜLTÜR BASIN YAYIN BİRLİĞİ  Yay.İstanbul 1990

4) Türkiye Gazetesi 2004, ‘Dürbün’,  Gürbüz AZAK

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 460
Kayıt tarihi
: 27.09.10
 
 

Abdullah (Çağrı) ELGÜN HAYATI HAKKINDA BİLGİLER Kayseri’de dünyaya geldi. Kayseri Atatürk İlkokul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster