Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1486
 

24 Ocak kararları'nın otuzuncu yılında nihai hedef,torba yasa...

24 Ocak kararları'nın otuzuncu yılında nihai hedef,torba yasa...
 

DİSK; "Torba yasa'ya izin vermeyeceğiz!"


Ecevit Başbakan, yıl 1978. İçeride sürekli para basılmakta, gelir dağılımındaki adaletsizlik sürekli artmakta, üretilen her mal iç piyasada tüketilmektedir. Türkiye’nin ihracatı düşük olduğu için döviz sıkıntısı çekilmektedir. IMF,OECD,Dünya Bankası ve yabancı bankaların kredi açmak için önkoşulları vardır.

*Enflasyonu yavaşlatmak için sıkı para politikası uygulanması, KİT sorununa çözüm, kamu ve özel sektörde ücret artışlarının denetim altına alınması.

*Devalüsyon yapılarak TL’nin dış değerinin gerçekçi düzeye çekilmesi.

*Yatırımlara fazla kaynak ayrılmaması ve kalkınma hızının düşürülmesi.

Ecevit hükümeti öne sürülen koşulları gerçekleştiremeyeceğini söylemesine rağmen 50 milyarlık bir zam paketi hazırladı. Kur 26 liradan 47 liraya çıkarıldı.

Muhalefet lideri Demirel, ”Bunun adına devalüsyon derler, parayı eskitmek derler.Türkiye’nin itibarıyla oynadınız.Şimdi yeniden IMF’ye niyet mektubu veriyorsunuz.Bu dışardan dikte edilmiştir.Zamlar seri olarak devam edecektir.Yatırım yapmak mümkün olmayacaktır.. Yeniden hükümet olursam devletten devlete kredi almak istemiyorum. Bu alanda yabancı bankalarla görüşeceğim.”der.

14 Ekim 1979’da Türkiye’de seçim olur, Demirel’in liderliğinde AP(Adalet Partisi) seçimlerden ikinci parti olarak çıktığı halde, Ecevit hükümeti istifa ettiği için hükümeti kurma görevi Demirel’e verilir.

O dönem yokluk ve sıkıntılar had safhada. Elektrikler günde sekiz saat veriliyor. Tüp, margarin yok. Benzin bulmak zor. Karaborsa almış başını gidiyor.

Türkiye tam anlamıyla yoklar ülkesidir.

Döviz olmadığı için hammadde ithal edilemiyor, üretim durmuş. İç piyasada talep yüksek ve fiyatlar sürekli artar.

Bu koşullar içinde Demirel hükümeti kuruyor.

En güvendiği adamlarını önemli makamlara getiriyor. Turgut Özal’ı Başbakanlık Müşteşarlığına atıyor. Özal’ı ekonomiden sorumlu kadronun başına getiriyor. Tam yetki ile işbaşlına gelen Özal kadrolarını toplayıp gizlice sözde bir istikrar programı hazırlar.Program IMF reçetesinden başka bir şey değildir..

Ocak ayının ilk günlerinde açıklanması planlanan program, ekonominin kötü olduğu bir ortamda şiddetinde yükselmesi nedeniyle uygun olan zamanda açıklanmak üzere bekletilir.

Aralık ayının son günlerinde şiddetin artması nedeniyle dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, Çankaya köşkünde Cumhurbaşkanı’na bir mektup sunuyor;

Ülkemizin içinde bulunduğu son derece siyasi, ekonomik ve sosyal ortamda her geçen gün hızını biraz daha artıran anarşi, terör ve bölücülüğe karşı, milli birlik ve beraberliğin sağlanabilmesi için Türk Silahlı Kuvvetleri, ülke yönetiminde etkili ve sorumlu anayasal kuruluşları ve özellikle siyasi partileri göreve davet etmek mecburiyetinde kalmıştır… Türk Silahlı Kuvvetleri, ülkemizin siyasi, ekonomik sorunlarına bir çözüm getirmeyen anarşi ve bölücülüğün ülke bütünlüğünü tehdit eden boyutlara varmasını önleyemeyen, bölücü ve yıkıcı gruplara tavizler veren ve kısır siyasi çekişmeler nedeniyle uzlaşmaz tutumlarını sürdüren siyasi partileri uyarmaya davet etmiştir.

Cumhurbaşkanına asker tarafından verilen mektup aslında eylül ayında gelecek olan darbenin habercisiydi. Hükümet telaşlanarak tarihte “24 Ocak Kararları” adıyla anılacak olan program ile ilgili Turgut Özal Kenan Evren’e brifing verir.

Kenan Evren’in desteğini alan Demirel hükümeti 24 Ocak 1980’de kararları meclisten geçirdi. Kemer sıkarak Türkiye’yi “Serbest Pazar” düzenine ulaştırma iddiasını taşıyordu.

24 Ocak kararlarının burada ayrıntısına girmeyeceğim. Ancak TBMM’den geçen bu kararları güçlü sendikalar ve siyasi partiler ve toplumsal muhalefetin olduğu bir ortamda uygulamak, sermayenin çıkarına düzenlemeleri hayata geçirmek olası görünmüyordu.

Şiddet sürekli arttı. Her gün tırmanan “anarşi” onlarca can alıyordu.

1970’li yıllara damgasını vuran kapitalist sistemin krizden çıkmak için liberal politikaları uygulayacak iklime gereksinimi vardı. Bugün yaşanan “küresel kriz”de olduğu gibi emekçilere bedeli ödettirilmek için kurgulanan politikalar, küresel sermayenin ülke ekonomilerini biçimlendirme araçları olan IMF, OECD,G20 aracılığıyla gerçekleştiriliyordu.

Türkiye’den istenen düzenlemelerin önünde engel olan güçlü sendikaları ortadan kaldırmanın yolu, uygun ortam oluşsun diye bekleyen askerin yönetimi ele almasından, darbeden geçiyordu.

12 Eylül darbesine bahane edilen “terör, bölücülük”, kısaca “anarşi” vb. argümanlar uygulanmak istenen neoliberal politikaların önündeki engelleri kaldırmak için toplumun biçimlendirilmesinde acımasızca kullanılmıştır.

Koşulların uygun olduğuna kanaat getiren Evren darbe yapmış, ilginçtir 11 Eylül’de sağlanamayan “huzur ve güven ortamı” ne gariptir ki 12 Eylül’de askerin yönetimi ele almasıyla sağlanmıştır.

Siyasi partiler, sendikalar kapatılmış, muhalifler tutuklanarak işkenceden geçirilmiş adeta solkırım yapılarak toplumun vicdanı yok edilmiştir.

Türk İslam Sentezi” devletin resmi ideolojisi haline getirilmiştir. Küresel sermayenin çıkarları doğrultusunda SSCB’ne karşı “yeşil kuşak” teorisine uygun olarak din araç olarak kullanılmış, görülen o ki amacına ulaşmıştır.

Egemenler; vakıflar, düşünce kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve bunları besledikleri fonlarla yaşadıkları krizin bedelini her defasında yoksullara, emekçilere ödeteceği politikaları uygulayabilecekleri siyasi iklimi yaratmışlardır.

Torba yasa” ile, tıpkı referandum sürecinde olduğu gibi çalışanların lehine birkaç madde ile soslanarak nihai hedefini gerçekleştirecektir.

*Tasarıyla, güvencesiz, çağrıya dayalı,esnek istihdam getirilerek çalışanlar işverenin karşısında adeta köleleştirilmektedir. İşveren isterse üç aylık zaman dilimlerinde de işçi çalıştıracak, “çağrı üzerine çalışma”, “evden çalışma” tanımları gelirken tabii ki sosyal güvence, kıdem tazminatı, yıllık izin de sermayenin cebine gidiyor.

*Kamuya özel sektörden yönetici atanarak kariyer ve liyakat gözetmek yerine iktidarın memuru uygulaması getirilmektedir.

*Özelleştirmeler yoluyla kadroları yok edilen memurların sürgün edilmelerinin önü açılmaktadır.

*Geçici görevlendirmenin bir yıl içinde altı ayı geçmeyeceği hükme bağlanarak sendikalara baskı ve yıldırma politikalarının uygulanmasına olanak yaratılmıştır.

*Sözleşmeliyse bir yıllık performansına göre “disiplin amiri”nin subjektif değerlendirmesi nin sonucuna göre sözleşmesi yenilenebiliyor.

*Sicil sisteminin yerine disiplin sistemi getirilmiş objektiflik ortadan kaldırılmıştır.

* 12 Eylül darbe yönetiminin bile el sürmeye cüret edemediği temel haklar tasfiye edilip sermayenin çıkarına düzenlemeler getirilmektedir.

* Belediyelerin devlete ödemediği devasa borçlarıyla, kârlarını katlayan büyük holdinglerin vergi borçlarının affedildiği torba yasa çalışanların bütün kazanımlarını yok ediyor.

* 15-29 yaş arası gençlerin ücretleri yabancı sermayenin ucuz üretim yapmalarına uygun hale getiriliyor.

* 18-29 yaş arası gençleri işe alan işverenler 'teşvik olarak' sigorta prim ödemeleri yapmayacaklar, primleri işsizlik fonundan ödenecek.Otuz yaş üzerindeki emekçileri patronlar çalıştırmak istemeyecekler.Herhalde sosyal yardımlarla (oy deposu olarak)yaşamaya çalışacaklar.

* 25 yaş altı işçilerin iş sözleşmesindeki deneme süresi iki aydan altı aya çıkarılarak 4 ay çalıştırılıp işten çıkartılmalarının yolu açılmış. Turizm sektöründe çalışanları büyük tehlike bekliyor.

* Eskiden asgari ücrette 16 yaş olarak belirlenen sınır, 18 yaşa çekilerek 16-18 yaş aralığındaki 650 bin gencin ücreti 80 lira düşürülüyor. (AKP gençleri koruyor ya!)

* Meslek lisesi stajyerlerinin haftanın 4 günü 11 saatlik sağlıksız koşullarda çalışma karşılığı 238 TL olan maaşları 188 TL'ye indiriliyor.(AKP Gençleri korumaya devam ediyor!)

* Kamuya gelince emekçiler biraz şanslıysa 1 yıllık sözleşmeli, değilse bir ayağı dışarıda “taşeron” a çalışıyor, duruma göre kurum kurum “ödünç” veriliyor ve “hangi iş” denk gelirse onu yapıyor.

* 50 bin belediye işçisi işlerinden alınarak Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün “taşra” teşkilatlarında sürgün “hizmetli” olarak çalışacaklar.

*” Torba yasa” esnek ve güvencesiz çalışma modelini yasalaştırmakla kalmıyor; ekonomik, siyasi örgütlenme gücü olmayan, demokratik ve sosyal haklarını kaybetmiş, hayatına “iradesini” yansıtamayacak büyük, geniş, sessiz kitle yaratmayı kolaylaştırıyor.

İsterseniz 24 Ocak 1980’de IMF tarafından, Özal’ın eline tutuşturulan programın asıl hedefi neydi bir anımsayalım. Türkiye tek taraflı olarak yabancı sermayeye açılmıştı. Yani uygulanmak istenen “liberal ekonomi modelisermayenin ihtiyaçlarına göre piyasanın düzenlenmesinden ibaretti.

Özelleştirmeler ekonominin düzlüğe çıkması için kurtuluş olarak sunulmuştu.

Cumhuriyet hükümetleri sadece 8 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirirken, son yaptıkları özelleştirmelerle 38 milyar dolarlık özelleştirmeyi tek başına yapmak sekiz yıllık AKP iktidarına nasip olmuştur.

Emekçilerin haklarını savunarak, fiili meşru mücadele etmek zorunda olan sendikalar, getirilen “torba yasa”nın karşısında güçlü bir toplumsal muhalefet örgütlemek için çaba gösteriyorlar ama yeterli değil.

24 Ocak 2011’de TBMM’de, görüşülecek olan “Torba yasagörüldüğü üzere 12 Eylül darbesinin nihai hedefine varmasını sağlıyor. Ancak emekçilerin kazanımlarını yok eden sürecin aktörleri, bu kez otuz yıl öncekinden daha acımasız, daha cüretkâr!






Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1116
Toplam yorum
: 2289
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 815
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster