Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
428
 

8 Mart'ın izleri

8 Mart'ın izleri
 

hanimlarindunyası.com dan alınmıştır.


Ayşe erkenden uyanmıştı. Aslında gece boyunca uyumamıştı ki, uyanabilsin. Gözlerini bile açmaya korkuyordu. Yavaşca kirpiklerini araladı. Etrafını giderek açısı genişleyen bir görüş alanıyla bulanık olarak görmeye başladı. Usulca yatakta doğruldu, vücudunun her bir noktası nasıl da ağrıyordu. Bir an sırtına giren bir acı ile nefesi kesildi, o ağrı Ayşe’nin yatakta hareketi ile birlikte adeta uyanmıştı. Hemen yatağın ferforje başlığına tutundu, şimdi daha iyiydi. Yavaş yavaş kendine gelmeye başlıyordu. Oda soğuktu, buz gibiydi ama Ayşe’nin bunu umursadığı yoktu. Çünkü soğuk vücudunda hissettiği ağrıları da donduruyordu. Belki de alışmıştı kimbilir. Etraf havasızdı keskin bir alkol kokusu sarmıştı her yanı. Kocası yatakta tüm heybetiyle, ama Ayşe’nin gözünde bir böcek kadar küçük görülen silüetiyle kendinden geçmiş, yada uykunun en derin kısmında gezinir gibi yatıyordu. Belli ki akşam vurduğu tekme ve yumruklardan çok yorulmuştu. Yatağın yanındaki çerçeve ve içindeki mutlu aile fotoğrafı adeta olanlara isyan etmiş gibi yere düşmüş ve camı paramparça olmuştu. Kırıklar etrafa yayılmıştı, o an Ayşe yataktan kalkıp ilk adımını attığında ayağına ince bir cam kırığının saplandığını hissetti. Tekrar oturdu ve ayağına batan camı çıkardı, kan sızıntısına aldırış etmeden, yürümeye başladı aksayarak.

Ayşe alışkın olduğu acısı ve artık varolup olmadığını bilmediği ruhuyla, vücudunu ağır ağır taşıyarak mutfağa gitti. Burada da havasızlık hakimdi. Duyulan koku bu sefer sigara ve yanık plastik kokusuydu. Çünkü olmaz olası kocası, mutfakta da zaman geçirmiş, alkolün etkisiyle, sigaranın külünü masanın muşamba örtüsüne dökmüştü.Örtüde delikler oluşmuş, yanık kokusuna bir de plastik kokusu karışmıştı.  Ayşe hemen örtüyü değiştirdi, mutfak camını sonuna kadar açıp derin bir nefes aldı. Yine sırtına bıçak saplanırcasına derin bir acı saplandı. Bir an bu acı gözlerinin yaş dolmasına sebep oldu. Oysa kendine binlerce kez söz vermişti, artık o alçak adamın onu ağlatamayacağına dair.   

Çayı koydu, ekmekleri kızarttı, peynir zeytin ve reçeli özenle masaya yerleştirdi, domatesleri ince ince dilimledi. Sonra maskesini taktı, gülümseyen yüzüyle oğlu ve kızını beklemeye başladı. İçerden gelen tıkırtılardan ve diğer seslerden kocası dahil herkesin uyandığını anlamıştı. Çocuklar, heyecan ve endişe dolu koşuşturmalar ile mutfağa geldiler ve annelerine sarıldılar, hem içlerine çekercesine sarılmak istiyorlar hem de annelerinin bir yerini acıtmaktan korkarak, elleriyle gevşekçe sarıyorlardı. Bir yandan da korkan gözlerle annelerine bakıyorlardı.  Acaba bu sabah annelerinin neresine bir şey olmuştu? Babaları bu sefer neresine imzasını atmıştı? Akşam geç saatte onlar normal şartlarda çoktan uyumuşken, içerden gelen çığlıkları, inlemeleri ve gümbürtüleri duymuşlar ve 6 yaşındaki Ahmet korkudan her zamanki gibi altına yapmış, 7,5 yaşındaki Zeynep ise yatağın bir köşesine büzülmüş geceyi öyle geçirmişti. İşte bu yüzden Zeynep kekeliyordu, babasının korkusu ona da böyle yansımıştı. Bu konuda soru soramıyorlar, tepkilerini gösteremiyorlardı. Çünkü babaları içerdeydi ve her şeyin  yeniden başlamasını istemiyorlardı. Sadece yeni bir güne başlamak ve her şeyi unutmaktı dertleri.  En çok da babalarını unutmak..... Babası olmayan, hayatlarına bir baba özlemi ve eksikliğiyle devam etmek zorunda olan nice talihsiz çocuğa ne çok özeniyorlardı. Keşke babaları ölmüş olsaydı.....

Evet yeni bir gün başlıyordu. Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günüydü. Bugün Ayşe için hiçbir şey ifade etmiyordu ne yazık ki. Çünkü onun sesini duyan yoktu. Herkes birbirinin Kadınlar Günü’nü kutluyordu. Ama O’na ne, onun gibi Ayşe’lere, Fatma’lara neydi. Onun bedeni ve ruhu çığlık çığlığa ağlıyordu. Bir 8 Mart daha geçmişti, onun için tek anlamı, 8 Mart günü vücudunda oluşan bir morluğun acaba martın kaçında iyileşeceğiydi. Önce yeşerecek, sonra sararacak ve sessizce yok olacaktı, kimse çekilen acıları bilmeden. Keşke kendisi de yavaş yavaş silikleşip, yok olsaydı bu koca dünyadan. Ama o çocukları için yaşayacaktı. Kadın ve erkek olmanın, daha ötesi insan olmanın ne demek olduğunu onlara öğretmeliydi.    

ece er bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Acıyı hissetmek ve aciz kalmak işte böyle olunca kelimem bitiyor...sevgilerimle.

Tülay EKER 
 07.03.2013 10:59
Cevap :
Öykümü okuduğunuz için çok teşekkürler. Yazdıklarımla o acı gerçekliği vurgulamak istedim. Keşke elimizden daha fazlası gelse. sevgilerimle,  11.03.2013 0:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 570
Kayıt tarihi
: 07.08.12
 
 

Küçük bir gülümseyiş ya da farkındalıklar yaratacak atıştırmalık öyküler yazmayı planlıyorum, bun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster