Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Haziran '17

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Basel'e Giriş

Basel'e Giriş
 

Basel’e Giriş

Merak ve sabırsızlık… Beni özetleyen iki kelime... Hayatımın her alanına sirayet eden bu iki kelime beni yeni yerler, yeni insanlar ve yepyeni yaşamlarla tanışmak konusunda her zaman motive etmiştir. Farklı yaşamlara ve mekanlara olan merak ve bambaşka diyarları keşfetmeye yönelik sabırsızlık…

Bundan yaklaşık 8 yıl önce kendime bir söz vermiştim; “Her yıl en az iki şehir göreceksin!”.  Geçen 8 yılda kendime verdiğim sözü tutmak adına elimden geleni yaptım. İşimin ve aile yaşamımın izin verdiği sürece her yıl kendime keşfedecek yeni yerler buldum. Her gördüğüm yeni yerde bir sonrakinin heyecanını yaşamak hayatımda vazgeçemediğim bir duygu haline geldi.

Hayat, sen ne istiyorsan, nasıl yaşıyorsan, yüreğinden ne geçiriyorsan onu sana bir şekilde getiriyor. Buna çok inanıyorum. Öyle olmasa bu kadar “gezenti”, yeni yerler görme meraklısı birisinin yolu bir anda nasıl Basel’e çıksın ki… Bundan sadece 2 ay önce, canım ailem ve sevgili dostlarımın olduğu çok güzel bir düğünle evlendiğim canım eşim, çalıştığı şirketin ana merkezinde kısa süreli bir görevlendirmeye getirilince biz apar topar kendimizi İsviçre’nin Basel kentinde bulduk. İşime ve İstanbul’daki hayatımıza bir süreliğine ara vererek Basel’de yeni bir yaşantıya kucak açtık. Benim ve eşim için Avrupa’nın neredeyse her noktasını keşfetmek adına harika bir şans olan Basel de bizi tüm güzelliği ve huzuruyla karşılamış oldu.

Almanca BaselFransızca Bâle ve İtalyanca Basileaİsviçre’nin kuzeybatısında, Almanya ve Fransa sınırında, Basel-Stadt kantonunda yer alan Basel ülkenin çok renkliliğinden fazlasıyla nasibini almış bir şehir. Öncelikle söylemem gerekir ki havaalanına indiğinizde, daha ilk dakikadan küçük bir şaşkınlık yaşıyorsunuz. Çünkü havaalanı Fransa topraklarında bulunuyor ve Basel ile birlikte; Fransa’nın Mulhouse, Almanya’nın ise Freiburg kentlerine hizmet veriyor. Yani bu 3 ülkenin vatandaşları ve misafirleri tek bir havaalanını kullanıyor. Havaalanı çalışanlarının hepsi Fransızca konuşuyor. Nasıl? İlginç değil mi? Basel’de olduğunuz sürece bunun gibi pek çok şey sizi şaşırtmaya devam ediyor.

Bu şehre ilk kez bir iş seyahati sebebiyle 2015 yılı Haziran ayında gelmiştim. “Nasıl olsa İsviçre… Haziran ayında bile serindir şimdi” diyerek tüm hırkalarımı da yanımda getirmiştim. Ancak beni inanılmaz nemli, sıcak, güneşli bir Basel karşılamıştı. İlk geldiğimde şehri ne kadar çok beğendiğimi ve yalnızca 2 gün gezme fırsatım olmasına rağmen büyük bir bölümünü hemencik keşfettiğimi de bu arada belirteyim. O zamanlar bir gün burada yaşayacağımı hiç düşünmemiştim. 2 yıl geçti ve ben yine bir Haziran ayında Basel’deyim… Mayıs ayının oldukça yağmurlu ve kararsız mevsim geçişleriyle tamamlanmasının ardından, güneşli mi güneşli bir Haziranla birlikte Basel’e yaz gelmiş oldu.  Burada kiminle tanıştıysam -ki o kadar çok Türk’le İstanbul’da tanışmadım- Basel’de yazın çok güzel olduğundan bahsediyor. Yani güzel bir keşif dönemi bizleri bekliyor.

Ren Nehri’nin etrafında masal gibi bir şehir

Şehir, Ren (Rheine) Nehri’nin ikiye ayırdığı Grossbasel  (Büyük Basel) ve Kleinbasel (Küçük Basel) olmak üzere iki bölüme ayrılıyor ve şehri nehrin üzerinden geçen 5 köprü birleştiriyor. Grossbasel daha çok tarihi şehrin bulunduğu bir bölge, Kleinbasel da tarihle iç içe tabi ki ancak Messeplatz gibi fuar merkezleri ve nispeten daha yeni yerleşim bölgeleri burada bulunuyor. Basel, İsviçre’nin şanına yakışacak şekilde yeşil… Gün batımına doğru Ren nehrini çevreleyen ağaçlar arasından yürümek, şehrin dört bir yanında bulunan büyük güzel parklarda zaman geçirmek yerel halk ve turistler için bir vazgeçilmez.

Şehrin en görkemli köprüsü olan Mittlere Rheinbrücke (Ren Nehri Köprüsü) ile Grossbasel’a vardığınızda, köprünün hemen solundan girerek Münterplatz’a ulaşıyorsunuz. Burada sizi 2. Dünya Savaşı’ndan kalmış gibi görünen harika bir meydan ve şehrin simgesel yapısı Basel Manastırı (Basler Münster) karşılıyor. İsviçre ulusal miras listesinde yer alan bu manastır, 1356 yılındaki büyük Basel depreminde yıkılmış ve daha sonra 1421 yılında yeniden inşa edilmiş. Oldukça görkemli olan bu manastırın arkasında ise benim Basel’deki favorim Pfalz bulunuyor. Müthiş bir Basel manzarası sunan bu teras, ağaçların altında güvercinlerin eşlik ettiği bir dinlenme alanı. Buradan; İsviçre, Fransa ve Almanya’nın birleştiği noktayı izlemek ve manzaranın keyfini çıkarmak mümkün. Yine Grossbasel’da, bulunan Rathaus (Belediye Binası)  ilginç rengi ve mimarisiyle görülmeye değer. Markthalle denilen bölgede ise dünyaca ünlü markalardan alışveriş yapmak, tarihi binalarda yer alan şirin kafelerde oturmak, tarihi çikolatacılarda mükemmel çikolataların tadına bakmak mümkün. Bu bölgeye şehrin merkezi diyebiliriz. Alışveriş dediysek, pek bir şey alabileceğinizi hayal etmeyin sakın. Çünkü İsviçre ve dolayısıyla Basel çok ama çok pahalı bir şehir. Bu konuya ileriki yazılarımda detaylıca yer vereceğim, şimdiden tadımızı kaçırmak yok…

Şehrin diğer tarafı olan Kleinbasel’da ise yine şirin, etnik ve lokal kafe ve restoranlar bulunuyor. Yeşil alanların son derece bol olduğu bu bölge fuar bölgesinin yanı sıra, daha çok yaşam alanı olarak değerlendiriliyor. Biz de bu bölgede, Kleinbasel’ın güzel meydanı Wettsteinplatz yakınında oturuyoruz.  

Yabancılar kenti

Basel ilaç ve kimya sektörüne liderlik eden bir şehir olduğundan ve İsviçre menşeili, çok uluslu iki büyük ilaç şirketi Roche ve Novartis’in “headquarters” denen yönetim merkezlerinin burada bulunmasından kaynaklı olarak çok “kosmopolit” bir şehir. Dünyanın dört bir yanından “expat” çalışmak için Basel’e geliyor. Kısa ya da uzun dönemli olarak şehirde kalan yabancılar İsviçrelilerden daha fazla diyebilirim. Yaşam standartlarının ve sosyal yaşamın çok rahat olması, trafik, gürültü, stres gibi günlük yaşamımızın vazgeçilmezlerine burada pek yer olmaması sebebiyle yabancılar burada mutlu mesut yaşıyor. İnsanların günün her saatinde nehir kenarında koşu yaparken, bisikletle bir yerden bir yere kolayca ulaşırken, yine nehir kenarında “apero” dedikleri minik akşam yemeklerinde bir araya gelirken gördüğünüzde, hele de hava güneşliyse hayatın nasıl güzel aktığını anlayabiliyorsunuz.

Sanatın merkezi

Sadece 150 bin kişinin yaşadığı bu, çok milletli, renkli ve ne olursa olsun İsviçreli kent aynı zamanda Avrupa’nın sanat merkezlerinden biri. Öyle ki, bu hafta başlayacak olan dünyanın en önemli sanat fuarı Art Basel sebebiyle şehir tamamen dolmuş durumda. Eğer buralara bir seyahat planlıyorsanız ve Art Basel dönemine denk gelecekse planınızı aylar öncesinden yapmalı ve tüm rezervasyonlarınızı tamamlamalısınız. Zira tüm oteller dolu, müsait olan oteller ise son derece pahalı oluyor. Dünyanın dört bir yanından sanatçı ve sanat galerilerinin katıldığı bu fuar 47 yıldır düzenleniyor. Fuarın olduğu zaman aralığında şehir tamamen bir sanat festivaline dönüşüyor. Art Basel bünyesinde ya da değil, şehrin her köşesinde sanata ilişkin bir etkinlik bulmak mümkün. 18 Haziran’da sona erecek fuar, yaz boyunca şehirde gerçekleşecek etkinliklerin “startı” gibi… LISTE Sanat Fuarı da yine bu dönemin farklı sanat etkinliklerinden biri…

Yalnızca Haziran ayında değil yılın her döneminde şehirde sanata doymak mümkün. Şehirde çok önemli sanat ve tarihi müzeler bulunuyor. Kunstmuseum, Museum Tinguely, Basel Historical Museum, Schaulager, Music Museum, Basel Paper Mill (Kağıt Müzesi), Müzik Müzesi, Karikatür ve Çizgi Film Müzesi ve Basel’in çok yakınındaki dünyalar güzeli Riehen’de bulunan Fondation Beyeler Gallery gibi pek çok müzeyi gezerek farklı sanat akımları ve tarihi zenginlikler görülebiliyor. Beyeler Vakfı tarafından yaptırılan ve Paris’in ünlü modern sanat müzesi Centre Pompidou’nun mimarıRenzo Piano tarafından yapılan Fondation Beyeler Gallery bambaşka bir yazının konusu. Hayatımda gördüğüm en güzel sanat galerilerinden biri… Yolunuz buralara düşerse görmeden geçmemenizi tavsiye ederim. İlk olarak Monet sergisi sayesinde tanıştığım bu galeri, şimdiden Basel yaşantım boyunca sıklıkla takip edeceğim bir yer haline geldi.

Haftasonları nehirde…

Burada insanlar sanki hafta içi yeterince hayatın içine akamıyormuş gibi haftasonlarını da en güzel şekilde değerlendiriyor. Öyle ki Pazar günleri nehir kenarına inip güneşlenmeyen, kendini nehrin sularına bırakmayan, çayırlara yeşilliklere yatmayan kalmıyor. Ben bile daha şimdiden bir Basel’li haline gelmiş bulunuyorum. Geçtiğimiz haftasonumuzu Pazar günümü bisiklet turu ve Riehen’de nehir kenarında yaptığımız bir piknikle geçirdik. Bu, İstanbul’da yıllardır yapamadığım bir şeydi ve mutluluktan havalara uçtum diyebilirim. Oysa burada herkes bulduğu küçücük bir boşluğu bile bu şekilde değerlendirebiliyor.

Bundan sonraki yazılarımda Basel’de gördüğüm yeni yerleri, çevre şehirleri ve pek çok farklı ülkeyi anlatmaya devam edeceğim. Umarım tatil planlarınıza ve yeni yerler görme heyecanınıza bir nebze katkıda bulunabilirim.

Yazının başında belirtmeyi unuttum. Çocukluğumdan bu yana en sevdiğim çizgi film Heidi olmuştur. Yıllardır defalarca izlediğim bu çizgi filmin bir gün hayatımın bir bölümü haline geleceğini kim tahmin ederdi ki... Siz siz olun, gönlünüzden ve aklınızdan geçirdiklerinizin bir gün gerçekleşeceğini asla unutmayın…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 97
Kayıt tarihi
: 08.06.17
 
 

İletişim Danışmanı, Mese İletişim Danışmanlığında Müşteri Yöneticisi, Marmara Üniversitesi İletiş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster