​ Kuantum gerçeği 2 – Hitler’in atom bombasına dokundum! / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Haziran '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Kuantum gerçeği 2 – Hitler’in atom bombasına dokundum!

Kuantum gerçeği 2 – Hitler’in atom bombasına dokundum!
 

Zıtların kardeşliği. "Madde" ve "Anti Madde"


Dostlar devam ediyoruz. Temel bilimci olmam veçhiyle detaya inmeyi seviyorum. Durun olmadı. “Detayı sevdiğim için temel bilimci oldum.” Doğrusu bu. Bakın yine oldu! İlk bakışta düz sandığımız şeyler, detayında tersiyle karşımıza çıkabiliyor. Bakalım bu “Kuantum” meselesinin detayında da karşımıza bir terslik çıkacak mı?

Önce bir kelimedir gidiyor madem. Kuantum! Nedir bunun anlamı? Etimolojik kökü nedir?

Haliyle Latince kökenli bir kelimedir. İyi bilinen bir ikilinin parçasıdır aslında. “Quality & Quantity” ya da Türkçeleştirilmiş halleri “Kalite ve Kantite” ve nihayet tam Türkçesi “Nitelik ve Nicelik” İşte bu ikilinin ikincisini anlatır kuantum. Nicelik! Kelimenin kökü budur. Tamam mı sizce? Bence değil. Detay nerde?

Evet! Şu soruyu sormalıyız. Neden bu kelime seçilmiş? İşte daha bunu anlamaya başlarken karmaşa da başlıyor. Dostlarım bakın dünya tarihinde bu olayların yaşandığı süreç 1900-1940 aralığıdır. Bilim dünyası çetin tartışmalar içinde büyük bir evrim yaşamıştır bu süreçte. Klasik çağ yerini Modern çağa devretmiştir. Ancak maalesef bilinmelidir ki, bu süreç tam tekamül etmemiştir. Sebep mi? Çok basit. İkinci dünya savaşı!

Hitler’in “Üstün Irk” söylemi ve Yahudi karşıtlığının altında yatan gerçek, bilimin açtığı çığırın hazımsızlığı içindeki eğitimsiz ve bilgisiz bir siyasinin, Bohr ve Einstein arasındaki düzeyli ve etik ancak çok çetin yaşanan fikir kamplaşmasını, bir “ırk çatışması” olarak algılamasıdır. Ona göre Alman Bohr ve fikirleri üstün ırkı temsil ediyorken, Einstein ise sadece bir Yahudi idi. Hitler ise zaten vesikalı bir deliydi.

İçinizde gülenler mi var? Ne oldu?”Bu da benim komplo teorim. Üstelik daha başındayım. Atom bombasını Hitler’in teyzesi mutfakta mı hazırladı sizce? Öyle olsa Rusya ya da Amerika’ya düşerdi değil mi? O bomba, bilimdeki evrimin, dünyadaki devrimidir. Bilim, bahsettiğim yıllarda iletişim sorunları nedeniyle sürekli geniş katılımlı toplantılarla tartışmıştır. Bu toplantılar Kopenhag da gerçekleşmiştir. Yıllar sonra bugün dilimize pelesenk olan, siyasilerin “Kopenhag Kriterleri” dayatması da bir tesadüftür değil mi? Peki. Ben bir paranoyağım! Bunu düşünüyorsanız, siz de araştırmacı değilsiniz. Ezbercisiniz!

Bakın işte size bir “casus belli” durumu. Yani savaş nedeni. Şaka bir tarafa burada amacım geçmişi yargılamak değil elbette. Hele ki, faturayı tek bir isme kesip günah keçisi yapmak hiç değil. Bu bilimsel olmaz, sadece haksızlık olur. Alfred Nobel, dinamiti icat ettiğinde söyle demişti. “Biliyorum ki, bu icat kötülerin elinde çok canlar alacak!” ve onun vasiyetiyle kurulan Nobel Vakfı, buluşunun iradıyla oluşturduğu fonlardan halen düşünceye ödüller dağıtmakta. Einstein, “E=mc2” dediğinde henüz bilmiyor muydu bu formülden nükleer silahlar (atom-hidrojen-nötron bombaları ve diğerleri) üretilebileceğini…

Nerde kalmıştık? Alimler, sonrası yarım kalmış bir evrime dönüşen bu modern çağa neden kuantum kelimesiyle merhaba demeyi seçmişlerdi. Dedim ya karmaşa. Öncelikle, klasik fizik deterministik bir düşünce temelinin üzerinde oturuyordu. Yani her şey formüle edilebilir ve önceden bilinebilirdi (Aristo mantığı). Daha önemlisi ise sonsuzluk inancıydı ve bu “süreklilik” kavramını tetikliyordu. Ancak, mikro evrene göz atılmaya başlandığında ilk yıkılan temel kavramda bu oldu. Bilim artık sürekliliğin olmadığını keşfetmişti. Bakın burası önemli. Keşfedilen yeni bir fiziksel büyüklük değildi çağa damgasını vuran. Bilinen bütün fiziksel büyüklüklerin, o güne kadar bilinenin aksine her değeri alamıyor oluşuydu. Yani değerler kümesi sürekli değil süreksiz ya da daha oturmuş ifadesiyle “kesikli” niceliklerden oluşuyordu. Bir elektronun enerjisi her değeri alamıyordu. İşte buradaki süreksizlik yani kesiklilik “kuantum” kelimesini doğurdu. Maddenin, dalga formundaki enerji paketlerinden oluştuğu söylemindeki bu enerji paketlerine de “kuanta” dendi. Böylece bu yeni kelime, maddenin yeni formunu tasvir ediyordu.

Klasik fiziğe göre temel ve birbirinden bağımsız üç form olan katı – sıvı - gaz yerine, modern fizik tek form öneriyordu. Kuanta! Maddenin dalga seyrindeki enerji boyutu. Bu öneri modern fiziğin adını bile değiştiriyordu. Önceleri Kuantum mekaniği ifadesiyle sınırlı başlayan bu yeni düşünce artık “Kuantum Fiziği” olarak kullanılmaya başlanmıştı. Burada yeri gelmişken söylemeliyim. Pozitif bilimin türettiği ve kabul ettiği tek kuantum tamlaması budur. Diğer bütün kuantum tamlamaları bilimin dışındaki yakıştırmalardan başka bir şey ifade etmiyorlar. Ancak bu ifadem her şeyi dışladığım anlamına da gelmiyor! Az sonra…

Kelimenin detayında karmaşa deyip duruyorum ya. İşte böyle. Kuantum kelimesi kök olarak nicelik anlamıyla kesikliliği anlatmak için seçilmiş ancak kullanıldıkça, enerji paketlerini, atom altı parçacıkları temsil etmiş ve nihayet maddenin dalga seyrindeki enerji boyutunun adı haline gelmiş hatta maddenin yeni adını sembolize etmeye başlamıştır. Artık katı sıvı gaz halleriyle bilinen “madde” out, dalga seyirli enerji paketi “kuanta” in olmuştur. İşte size Kuantum Fiziği!

Bir kelimenin anlamını çok uzattıysam gerçekten özür diliyorum. Ne yapayım. İsterdim ki, savaşlar olmasın ve yarım kalan bilimsel evrim o yıllarda ve istim üzerindeki o duru beyinlerde sürdürülerek tamamlanabilsin. Öyle olmadı. Savaş, beyinlere format attı. Sonrasında ise meselenin felsefi boyutu, ilmin sadece faydayı gözeten keşfedici özünden uzaklaşarak hırsın yaratıcı(!) ve hükmedici gücüne teslim oldu.

Atamız Yunus Emre der ki, “Deme niçin bu böyle. Yerindedir o öyle. Mevla’m görelim neyler? Neylerse güzel eyler.” Çok mu mistik oldu dersiniz? Olsun. Mis gibi oldu işte…

İzninizle devam edeceğim Dostlar. Kara deliklere bakacağız. Algılamanın bilimsel anatomisi hakkında basitçe söylemek istediklerim var ki, her şey onun altında yatıyor gerçekte.

Nihayetinde, maddenin enerji boyutu ile ruhsal alem arasındaki (sırat misali) ince köprü ve “cennet – cehennem” kavramlarına uzanan, ilmin aydınlık yolu…

Kısacası, “Durun! Daha garpuz geseceğdik” durumu.

Görüşmek dileğiyle,

 
Toplam blog
: 36
: 1267
Kayıt tarihi
: 25.05.08
 
 

İstanbul'da doğdu. Teknik Lise Elektronik Bölümünde okurken rakamlara olan ilgisini de keşfetti. ..