​ Sır... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Sır...

Sır...
 

Sır tutamıyorum. Kimsenin bana bir sır vermesini sevmiyorum. Sır olarak kalması gereken bir şeye istemeden şahit olmayı hiç sevmiyorum. Midas'ın kulaklarını gören ben olsaydım direk atardım kendimi uçurumdan. O berber iyi bile dayanmış.

Bir sır öğrendiğimde ben, sanki birisi elime taşımam için bomba tutuşturmuş gibi hissediyorum. Mutlaka bir yerlere fırlatmalıyım o bombayı. İstiklal Marşı söylerken gülmemek gerekir hani, aynı öyle oluyorum ben de. Davranışım üzerinde bir kontrolüm olmuyor. Haykırmak istiyorum dünyaya;

MİDAS'IN KULAKLARI EŞEK KULAKLARIII
MİDAS'IN KULAKLARI EŞEK KULAKLARIII

diyerekten...

***

Burcu ile Burak sevgililerdi afferin onlara.
Biz hepimiz arkadaştık afferin bize.
Burak çok yaramaz bir çocuktu ve sıklıkla başka sevgilileri de oluyordu afferin ona.

Ben bunları Burcu'ya söylememek için kendimi çok zor tutuyordum. "Cinsiyetler arası dayanışma" denen görünmez ama herkesin bildiği rezil bir anlaşma imzalamıştım her erkek gibi. Bozamıyordum ama sürekli boğazımda bir düğümle dolaşıyordum afferin bana.

Bir gün Burcu'yu evine bırakacaktık o zaman ki sevgilimle. (Z.) önce bir "Migros'a uğrayalım mı" dedi. Olur dedik. Burak'a yemek yapmak istiyormuş akşam diye alışveriş yapacakmış, afferin ona.

Burcu'yu evine bıraktık, elinde Migros poşetleriyle evin merdivenlerinden çıkarken kendimi çok rezil hisettim, sanki cevizleri kıran benmişim gibi afferin bana.

Burcu'ya gidip her şeyi bir bir anlattım afferin bana.
Burcu, Burak'ın kıçına tekmeyi bastı afferin ona.
Burak akşam ağlayarak bana geldi, nereden öğrendi anlamadım dedi, afferin ona.
Ben Burak'ı teselli etmek için binbir dil döktü afferin bana.
3 gün sonra okul bitti de biz Burcu'yle bir çocuk kampına çalışmaya gittik afferin bize.
Orada armut kafalı bir basketbolcu Burcu'ya feci yazdı afferin ona.
Burcu armutu pek severmiş meğer afferin ona.
Baktım bunlar bir gece beraber kalıp mercimek pişirmişler afferin onlara.
Bana bok yemek düşermiş bunu anladım sonunda, afferin bana.

***

Bilmiyordu, bilemezdi. Babası sandığı kişi aslında amcasıydı. Amcası sandığı da, babası sandığı askere gittiğinde boşluğu fırsat bilip... Kendisine emanet edilene...ya işte böyle.

***

Orkun eskiden sigara içerdi. Kazık kadar olmuştu hala annesinden falan saklardı. Değil annesinden, benden bile saklardı da Kadıköy'de önümden sigara içerken geçince yere bakmıştı. Abisiyim ben sanki.

Bir gün Orkunların evinde yemek yiyorduk. Orkun'un annesi sigarayı bırakmaya çalıştığından falan bahsediyordu. Bir arkadaşın sevgilisi de vardı masada. Dedi ki, "Ne güzel Orkun'da bayağı azalttı" dedi. Kızın kabahati yoktu, tenbihli değildi ve nereden bilebilirdi eşek kadar adamın annesinden gizli sigara içtiğini...

"Efendim?" dedi Orkun'un annesi. Dünya tatlısı da bir kadındır. Biz o arada arkadaşın sevgilisinin dizine 7 tane falan tekme attık masanın altından. İçimizden adı Gizem olanı gülerek terk etti masayı ve içimizden adı Serkan olan içtiği suyu burnundan çıkardı. Arkadaşın sevgilisi kalalakdı. Orkun'un annesi yineledi "efendim" diye.

Kızcağızın boncuk mavisi gözleri çaresizdi. Kendisini tekrar etmekten başka sakınca göremedi.

"Orkun'da bayağı azalttı sigarayı" diyiverdi süt dökmüş kedi gibi.

Aferin ona.

Arka odadan Gizem'in kahkası geldi.

Aferin Gizem'e de.

***

Bilmiyordu, bilemezdi. Annesi sandığı aslında teyzesiydi. Kendisi bebekken annesi öldüğü için annesi sandığı babasıyla evlenmişti. Ona gerçeği söylemdiler. Bir kardeşi daha oldu. Annesi sandığı kendisine her “anne” dendiğinde çıldıracak gibi oluyor. Ben senin annen değilim diye bağırmak istiyormuş. Bağıramıyormuş.

***

"Sana söyleyecem ama kimseye söyleme" diye başlayan cümlelerden çok korkarım. O laf acayip sihirli bir laftır. Onu duyan artık iflah olmaz. "Yok bana söyleme, ben dayanamam herkese anlatırım" diyemem. Artık o cümleyi duydum mu, sanki birisi sana evrenin sırrını verecek gibi hissederim. İçimde bir ses "söylemeee" diye bağırırken, dışımdan dünyanın en iyi sır saklayan adamı pozu yaparım. Bana söylenen benimle mezara gider bakışı atarım. Ve hatta çok ilgilinemz gibi de yaparım. Çok ilgilenmez trip anlatıcının iştahını kabartır. Artık laf dilinin ucundadır, bir çoşkuyla anlatır bana makineli tüfek gibi "car car car" diye. Lafı biter. Boşalmış, rahatlamıştır. Yağmuru dökmüş bulut gibi beyazlamış, hafiflemiş ve daha yukarı çıkmıştır. Vicdanını rahatlatmak için ekler,

"ölümü öp bak kimseye demek yok" der. "Saçmalama, tabiki" derim.

O kişi yanımda gider gitmez kardeşimi ararım.

"Çiğdem, sana bir şey anlatacağım, bak ölümü öp kimsye söyleme..."

***

İş yerinde bir tane stajyer kız var. Bazen çok güzel oluyor, bazen eh işte. Saçı, kıyafeti çok değiştiriyor kendisini. Açık tonlar ve açık saç yakımıyor. Saçı topluyken ya da taç takmışken falan çok hoş oluyor. Odaya girince sersem bir gülüş atıyor. 3 kişiyiz oda da. Birimizi beğeniyor ama hangimizi, bilemiyorum. Ben genellikle ikinci tercihimdir.

Ben genellikle ikinci tercihimdir. Rus bir kızla çet yapıyordum. Düzeltme, Rus bir kızla çet yaptığımı sanıyordum, belki de sakallım bir çeçen eşcinseliydi o, bilemiyorum.

Rus olduğunu sandığım ve güzel bir kız olarak kafamda tasarladığım birisiyle çet yapıyordum (şimdi oldu) Fotoğrafın var mı dedi. Ben de 3 arkadaş çekilmiş fotoyu gönderdim eğlenceli olsun diye. "Tahmin et, hangisiyim?"

Iska. İkincide tutturdu fakat. Sonra o deli gibi çet yaptığım dönemlerde tanıştığım bayan -olduğunu söyleyen- herkese yaptım bu numarayı. Hepsinin ikinci tercihiydim. Hem de fotoğraflar ve fotoğraflardaki insanlar falan da başka oluyordu. Birisinin birinci tercihi diğerinin üçüncü tercihi olabiliyordu. Ama ben hep ikinci oluyordum.

***

İstanbul'da kayıtlı bir milyon araba varmış. 4 milyon lastik eder. Bir lastiği 4 dakkada söksem, 4 milyon lastiği 16 milyon dakika eder. 16 milyon dakika 2,5 milyon saat eder. Bir gece takriben 8 saat sürüyor. Demekki bir gecede İstanbul'daki tüm arabaların lastiklerini sökmek için üçyüzbin gönüllüye ihtiyacım var.

Üçyüz bin gönüllü bulup tüm arabaların lastiklerini sökeceğim. Ertesi sabah İstanbul'da son elli yılın en sessiz sabahı yaşanacak. Her yer Heybeliada gibi sessiz olacak. Bunu yaşayan insanlar bana dua edecek.

Ama şimdilik kimseye bahsetmeyin bundan.

***

Dedim bu dilenci vapuru cumaları kalkar. O şekilde düşündük. Dediler ki paraya ihtiyaçları varmış. Diyenlerde simitçi, kahveci, gazozcu. Bir de halatçı. Ek sefer olamazmıymış. Olabilir, dedim ek sefer. Ama iyi bir finalim yok, dedim. Saçmala birşeyer dediler, saçmaladım;

***

"Meğer..." ile başlayan cümleleri çok seviyorum. Gözler hayretle açılmış, bir el kafada, şaşkınlık dorukta;

+ Meğer halamın şakşakları varmış yaa
- Ne diyorsun sen?
+ Halam aslında amcammış yaa
- Yapma yaa
+ Vallahi de doğru söylüyorum
- Peki enişten ne olacak şimdi?
+ Bana ne abi eniştemden! Halamın şakşakları varmış yaaa

K.

Cuma günü DV / Deli Vapurunda görüşmek üzere. Hepiniz davetlisiniz.

 
Toplam blog
: 295
: 733
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Bugün ölseniz mesela, ya da hafifletelim biraz hadi, bu giriş çok karamsar oldu. Bugün ortadan kay..