Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '09

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
3635
 

İlk kadın ressamımız!... Mihri Müşfik

İlk kadın ressamımız!... Mihri Müşfik
 

MİHRİ MÜŞFİK


Batıda pek çok örneğini gördüğümüz bohem ressam yaşamının bizdeki ilk örneği diyebiliriz Mihri Müşfik için. Mihri Müşfik, Askeri Tıbbiye’nin ünlü hocalarından Çerkez Mehmet Rasim Paşa’nın kızıdır. Dedesi ise Abdülhamit’in yaverlerinden Asaf Paşa’dır. Osmanlı imparatorluğunun son döneminde dünyaya gelen, aslında şanslı çocuklardan biridir. 1886 yılında Kadıköy/İstanbul’da doğdu. Maddi olanaklar ve sosyal çevre olarak mutlu bir azınlık olan aile, çocuklarına her tür olanağı sağlıyordu. Mihri Müşfik daha çocuk yaşlarındayken Avrupai bir eğitim almaya başlar. Bilindiği gibi İslamiyet’te suret-resim yapmak yasaktı. Osmanlı’da minyatürün devamı olan bir resim anlayışı vardı. Minyatürde 3. boyut olmadığından, nesnel derinliği veremez. Dolayısıyla çağdaş resme yanıt verecek yapıda değildir. Çağdaş resme yönelim 2. Mahmut döneminde başlar. 1835’te bir grup Harp Okulu öğrencisi, harita-kroki çizimi öğrenmeleri için Fransa ve Almanya’ya gönderilir. Bu öğrenciler haritacılık yanında resim dersleri de alırlar. Böylece çağdaş resim anlayışı ile resim yapılmaya başlanır. Elbette resim yapanların büyük bir çoğunluğu erkekti. İşte bu anlayışın devamında, çağdaş resim çalışmalarını ilk başlatan kadın ressam Mihri Müşfik’tir.

Osmanlı’da 19. yy. sonunda ileri gelen aileler kız çocuklarına özel ders aldırarak veya kolejlerde okutarak edebiyat, tıp, hukuk alanlarının yanı sıra sanat eğitimi aldırmaya da başlarlar. Bu çocuklar Cumhuriyet öncesi kadın hareketinin de önderi olacaktır. Hatta İttihat ve Terakki hareketinin etkisi ve 2. Meşrutiyet’in ilanıyla “kadını toplumsal bir varlık olarak kabul etme” yönünde yasal düzenlemeler yapılmıştır. İşte Mihri Müşfik’in ailesi de kızlarına köşke gelen özel hocalardan edebiyat, müzik ve resim dersleri aldırırken, resme olan ilgi ve yeteneğinin daha yoğun olduğunu fark eder. 2. Abdülhamit’in himayesindeki saray ressamı Zonaro’nun Beşiktaş’taki atölyesinde resim dersleri aldırmaya başlarlar. Böylece resimle ilgili temel bilgileri edinir. Çağdaş resim hakkında belli bir donanım kazanır. Çağdaş resim akımlarının öne çıkardığı yeni biçimsel resim dilleri hakkında bilgi sahibi oldu. Müziğe de ilgi duyan Mihri Müşfik, Avrupa’dan İstanbul’a gelen müzisyenleri, özellikle operaları ilgiyle izlerdi. Sanatsal aktiviteleri yakından takip ederdi. Hatta müziğe olan bu ilgisi yaşamının akışını da değiştirmiştir. İstanbul’da opera ve batı müziği dinletilerine giderdi. ve Bu konserlerden birinde tanıştığı İtalyan kökenli müzik şefiyle flört etmeye başlar. Çok etkilendiği bu şefle, birazda gençliğin verdiği duygusallıkla İtalya’ya kaçar. Daha 17 yaşında olan Mihri Müşfik, Fransız elçisinin eşi Madam Borer’in hazırlattığı sahte pasaportla yurt dışına çıkar. Ancak uzun süreli bir ilişki olmaz bu, kısa bir süre sonra ayrılırlar. Ayrılıklarından bir süre sonra Paris’e geçti. Burada büyük bir ev tuttu. Evin bir kısmını atölye haline getirdi. Tutkuyla resim yapan Mihri Müşfik, daha çok portre ve figür ağırlıklı çalıştı, pek çok karakalem deseni yaptı. Yaptığı portreleri satarak geçinmeye çalıştı, yetmeyince evin bir odasını kiraya verdi.

Kiracılarından biri de Sorbon Üniversitesinde Siyasal Bilimler öğrenimi gören Bursalı Selami Paşanın oğlu Müşfik Bey’di. Müşfik Selami (İnegöllü) ile flört etmeye başlar. Kısa bir süre sonra da evlenirler. Böylece sanat dünyasındaki bilinen adı “Mihri Müşfik Hanım” oldu İtalya ve Fransa da yaşadığı dönemlerde sanat okullarında ve özel atölyelerde öğrenim gördü. Batıda çağdaş resim akımları yakından takip etti. Bugün, yaptığı resimleri incelediğimizde, klasik resme hakim olduğu kadar, çağdaş akımlar doğrultusunda resimler yapmıştır. Özellikle portrelerde, yaşadığı dönemin akımları olan kübizmin ve ekspresyonizmin etkileri görülür. İyi bir portre ressamı olan Mihri Müşfik, özellikle içinde bulunduğu İstanbul aristokratlarının yaşamını ve portrelerini yapmıştır. Portre ve otoportreleri ağırlıklı olarak dışavurumcu bir anlayışla yapmıştır. Fırça darbeleri ve ışığı ifadeci bir anlayışla uygulamıştır. Bu anlayışı onun portrelerini özgünleşmiştir. Dönemin Maliye Nazırı Cavit Bey, Paris’te görevi gereği bir davette Mihri Müşfik’le tanışır. Onun resim konusundaki donanımından etkilenir. 1913 yılında İnas(kız) Sanayi-i Nefise’nin kurulmasında ressamdan yararlanılmasını önerir. Bunun üzerine İstanbul’a çağırılır. Sanayi-i Nefise bünyesindeki “İnas (kız) Sanayi-i Nefise Okulu”nun kurulmasında öncülük etmiş(1913), bu okulda müdürlük ve öğretmenlikte yapmıştır. Sanayi-i Nefise’de öğrenim gören pek çok kadın ressamımızın yetişmesine katkı koymuştur. Bunlardan bazıları: Nazlı Ecevit, Aliye Berger, Fahrinüsa Zeyd gibi ünlü ressamlarımızdır.

Mihri Müşfik, ilkleri hayata geçiren insanların yaşamak zorunda kaldığı ne varsa yaşamıştır. Bunun üstüne bir de sanatçı-kadın olmanın zorlukları eklenirse yaşadıklarının ne kadar meşakkatli olduğunu hayal edebilirsiniz. Kalıpları kırmayı seven bir kadındı Mihri Müşfik. Varolan durumu değiştirme içgüdüsü her zaman baskın olmuştur Her hayatı kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekir. Bu anlamda Mihri Müşfik son derece cesur ve tutkulu bir kadındır. Zaten resime olan tutkusu yaşam biçimini tamamen değiştirmiştir. Aristokrat bir yaşamı bırakıp, bohem, çoğu zaman da yoksul bir yaşam sürmüştür. Çağındaki kadınlarının sosyal yaşamının çok ötesinde modern bir yaşam sürdüren Mihri Müşfik, yaşam biçimi yüzünden çevresinin tepkisini topluyordu. Son derece rahat davranan, dekolte giyinen bir Avrupalı kadın profili çiziyordu. Çok güzel bir kadın olan Mihri Müşfik, sosyal yaşamı da çok seviyordu. Batılı kadınlar gibi erkeklerle aynı ortamlarda, içkili toplantılara katılıyordu, bu durum yaşadığı çağda yadırganıyordu. Osmanlının son dönemindeki entelektüel ortamlarda bulunur, hatta Abdülmecit’in sanat toplantılarına da(resim-müzik) katılır, sanat söyleşilerine yer alırdı. Mihri müşfik arkadaşlık ve dostluk kurmada başarılı biriydi. İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Fikret Adil, Namık İsmail ve pek çok tanınmış sanatçıyla yakın dosttu. İstanbul’da bulunduğu dönemde, Tevfik Fikret’le yakın arkadaş oldu. Onun birçok portresini yaptı. Edebiyat-ı Cedide şairlerinin eserlerini resimledi.

1915 yılında Tevfik Fikret’in ölümü üzerine yüzünün kalıbını alarak, heykelini yaptı. Türkiye’de yapılan ilk mask çalışmasıdır. Böylece heykel konusundaki başarısını da göstermiş oldu. İttihat ve Terakki Partisi kurucu ve yöneticilerinin birçoğu ile yakın arkadaştı. İttihatçı arkadaşlarının ülkeden kaçması ve basında aleyhine yazıların çıkması sonucu, O da Roma’ya gitti (1919). Bir yıl sonra geri dönerek, İnas Sanayi-i Nefise’de 2 yıl daha ders verdi. Bu arada Müşfik Bey’le evliliğini de bitirdi.(1923) Tekrar İtalya’ya döndü.

Bulunduğu ortamlarda çevresini etkileyen bir kişilikti Mihri Müşfik. Roma ve Paris’te pek çok ressam, edebiyatçı ile dostluk kurmuştur. Bunlardan biri de İtalyan şair Gabriel d’Annunzio’dur. Onun aracılığıyla Papa’nın portresini yaptı, bir kilisenin de fresklerinin onarımında çalıştı. Vatikan’da ilk kez bir Papa başka dinden bir kadın ressama poz vermiştir. Bu tablo Vatikan müzesindedir.

Türkiye’ye döndüğü bir dönemde Ankara’ya gelir, Atatürk’ün üniformalı bir resmini yapar. Çankaya köşküne çıkarak, bizzat Atatürk’ün kendisine vermiştir. Uzun yıllar kayıp olan bu tablo 90’lı yıllarda ortaya çıktı. Paris’te yaşadığı dönemde kız kardeşi Enise Hanım İsviçre’de bir senatoryumda tedavisi sonuç vermeyerek 1925 te öldü. Bu durum onu çok sarstı. Enise Hanım’ın kızı, ilk resim dersini verdiği yeğeni Hale Asaf’ın ressam olmasını istemez. Kendi yaşadığı sıkıntıları onun da yaşamasını gönlü razı olmaz. Sağlık sorunlarıyla boğuşan yeğenini sık sık resimden vazgeçirmeye çalışır. “Senelerce çalışmakla ben neye muvaffak oldum? Üstelik sağlığımı kaybettim. Avrupa’ya nazaran bizim gibi geri kalmış bir memlekette sanatkarın yolu kadar güç bir yol yoktur.”der. Ancak Hale Asaf’ı yolundan döndüremez. http://blog.milliyet.com.tr/Hale_Asaf__kendi_surgununde_bir_kadin_ressam/Blog/?BlogNo=174061)Hale Asaf’ın da bohem bir yaşam sonucu, yoksulluk içinde1938 yılında kanserden ölmesi sonucu Paris’te fazla kalamadı Mihri Müşfik. Oralardan uzaklaşmak istedi. Yeğeni Hale Asaf’ı genç yaşta kaybetmenin acısı ve ülkesinde kendine yöneltilen baskıcı tutumunda etkisiyle Amerika’da yaşamaya karar verir.

Amerika’nın önemli kentlerinde, New York, Washington, Chicago’daki üniversitelerde konuk profesör olarak resim dersleri verdi. Yaşamının son dönemini Amerika’da geçiren Mihri Müşfik, Amerikalı zenginlere özel dersler vererek, resim satarak yaşamını sürdürmüştür. Ancak yaşlılığı yoksulluk ve zorluk içinde geçmiştir. 1954 yılında Amerika’da öldü, kimsesizler mezarlığına gömüldü. Oradan oraya savrularak geçen bir hayattan günümüze, sınırlı sayıda tablo kalmıştır. Türkiye’de 32, İtalya’da 36, Fransa’da 23, ve Amerika’da 60 ı aşkın 150 adet tablosu kayda alınmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekten resimle pek ilgim yok ama anlattığınız ressamların yaşam öyküleri içimi burkuyor güzel anlatıyorusunuz tebrikler

Coskun Karabulut 
 16.11.2009 16:18
Cevap :
Teşekkürler Coşkun bey, sizi hislendirdim galiba. Hoşçakalın.  22.11.2009 1:53
 

Bize tanıttığınız için teşekkürler.. Gerçekten de ilginç bir insan..

şule yüksel öztürk 
 02.11.2009 22:50
Cevap :
Ben de teşekkür ederim, Şule hanım. Hoşçakalın  03.11.2009 19:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 5649
Kayıt tarihi
: 11.07.08
 
 

İzmirliyim. İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi mezunuyum. Serbest çalışan diş hekimiyim. M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster