- Kategori
- Sinema
- Okunma Sayısı
- 2306
Kelebeğin Rüyası

Dönüp dönüp okunacak bir şiir naifliği var Kelebeğin Rüyasında
Dümdüz bir hayattan film çıkmaz. İlle çıkaracağım diyenin de eserine bakılmaz. "Hayatım film" diyenlere şöyle bir bakmalı. Kendi hayatlarının esas kahramanı olarak duruşlarına, duramayışlarına , ana yoldan sapıp tekinsiz yollara sapışlarına, falçatayla çizer gibi hayatlarının yolunu çizişlerine...
Bir rota tayinidir nihayetinde. Kader mi denir, keder mi ? Vuslata erememiş bir aşk vardır, en gözü arkada kalandır. Çıkmaz yollara saplanır kimi, şark çıbanıdır talihi.
"bir yâr sever el alır, kanadı kırılır
çöllerde kalır, ölmeden mezara koyarlar onu" (*)
Ama yollara çıkılmıştır bir kere, ne baba nasihatı kâr eder, ne dost nasihatı bana mısın der.
Çengi misin derler, sanat erbabı olacağa. Şairse "boşta gezer"
Sait Faik misali kaleminin ucunu bıçakla açıp açıp yazacak , yazmayacaksa çıldıracak olanın halinden anlayana efsunlu bir dünya Kelebeğin Rüyası .
Bu filmde anlatılan, gerçek olmanın ötesinde şiirdir ve her genç şairin ölümü potansiyel bir uzun metraj hüznüdür.
Kebeleğin Rüyası, her şeyden önce, adı sanı duyulmamışken yitip giden o gencecik insanların, mezar taşında isminin başına "Şair" diye yazacak vefayı gösterdiğinden alkışı hak ediyor.
Şiiri, filmin akıp giden atmosferiyle içimize işleyerek, aşka düşenin işi düştükçe kullanacağı bir kaynak olmanın ötesine götürüyor.
Başrole şiiri oturtup gayet zekice kurgulanmış şiirsel replikleriyle sade şiir severleri değil, yanından geçmezleri de şiire, edebiyatın çilekeş hallerine ortak edip kanını ısındıracağı için gönül parsalarını topluyor.
Bir nevi hepimiz adına gecikmiş bir teşekkür sunuyor Yılmaz ERDOĞAN. Fotoğrafı hep genç kalacak nice yazarın- şairin mezarının başucuna bir gül bırakıyor usulca.
Kimler yok ki o genç ölüler mezarlığında. Didem Madak , Nilgün Marmara , Arkadaş Z.Özger , Behçet AYSAN, Sabahattin ALİ,Metin Altıok, Orhan Veli...
Sırasız gelen ölümle gitmiş bunca şaire de Kelebeğin Rüyası yakışırdı.
Daha film başlarken, madenin zifiri karanlığı içinden gün ışığına çıktıkça bir fener gibi dönüp duran şey, yükünü sırtlamış katırın gözündeki parıldayan yıldız.
Anlaşıldı; apaçak bir şiir etkisi altındayız.
Yağmur, inen akşamlar,yakamozlanan deniz, pamuklanan kavaklar, mektuplar...
Kara elmas diyarı Zonguldak'ta 1940'lı yıllar...Tek parti dönemi, ikinci dünya savaşı patlamış.
Kömür ihtiyacını karşılamak için çıkarılan Mükellefiyet Kanunu ile Zonguldak ve civarında, gencinden yaşlısına her erkek, madende çalışma zorunluğuyla başbaşa. Başta jandarma dipçiği, ayaklarda zincir...
Yönetmen Yılmaz ERDOĞAN'ın şiiriyle söylersek "yoksulluk, kirden rengi tanınmayan bir beyaz tutsaklık..."
"Pamukladı mıydı kavaklar, kiraz gelir ardından" sözünü ilk,Gürbüz Vural müstear ismiyle Aktüel dergisinde yazdığı yazılarında gördüğüm Erdoğan, belli ki memleketinin başı dik ve sarhoşça sallanan kavaklarına selam durmuş.
Boşuna değil Suzan karakteriyle Belçim Bilgin ERDOĞAN'a şair dilinden anlayışını pamuklanan kavaklarla söyletmesi,finalde pamuğa kesmiş kavakları koyup kadrajın ortasına, usul usul sallandırması.
Şiirin tadını çıkarmış Erdoğan ve istemiş ki herkes yitik bir kafiyeye düşsün.
Kamera yükselip hayat genişledikçe kuşbakışı açılarda, başlıbaşına bir film platosu kurulduğunu, dekorun, kostümün, figüranın hiç göze batmayan bir akıcılıkla dönemi yansıttığını iyiden iyiye görüp giriyoruz filmin içine.
Fonda anlatılanın ruhuna sadık kalan müzik, bir de şiir varsa, hele de "bahanesiyse hayatın..."
Tadından yenmez bir şiirsel ziyafet sunuyor Yılmaz ERDOĞAN bize.
Evlere, odalara sığmamış Behçet NECATİGİL 'i babacan, kol kanat geren, hal ehli bir şair portresiyle kendisi oynarken, mahçup tavırları ve göz dolduran oyunculuğuyla Kıvanç TATLITUĞ, Muzaffer Tayyip USLU"yu,
Mert FIRAT da neşesini hüznüne katık eden Rüştü ONUR rolünü adeta tepeden tırnağa şair tutkusuyla gösteriyor.
Şairler arasında Cemal SÜREYA'nın soy isminden ikinci "y"harfini benzer bir bahiste kaybetmesi gibi
iki şair de, güzel Suzan'ı -Belçim BİLGİN ERDOĞAN- görüp sıtmaya tutulur gibi şiir yarışına girişiyorlar birbiriyle.
Birbirine yaslanmış, biri söylenmese diğerinin kadrinin bilinmeyeceği dizelere benzeyen iki can arkadaş Suzan'a yazılıyor.
Kim şiirini beğendirecek yarışıyla şiirler akmaya başlıyor. İki şair, duvarlara yazıyorlar kana kana.
Şiirin, yazma hevesinin, dergilerde yazısının çıkmasını bekleyen her kalem işçisinin o kalp çarpıntılarına ortak olanların daha sıcak bulacağı bir hikâye var karşımızda.
Şiirin gönül çelenliği olsa gerek, kaptırmış kendini Yılmaz Erdoğan. Hiç telaşsız aktarırken meramını, sonunda başdöndürücü bir hıza bürünüp, üç ayrı ölümü on dakikaya sığdırmış.
Belçim ERDOĞAN'ı gülüşünün abartısı mı, duruşu mu, bir şeyin yerine oturmadığı izlenimiyle izlerken, Mert FIRAT başta olmak üzere, Kıvanç TATLITUĞ, Farah Zeynep Abdullah ve Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyle birlikte oynadığı tüm rol arkadaşları Ahmet MÜMTAZ TAYLAN ve Taner BİRSEL...Hepsi oyunculuklarıyla gayet rafine.
Kanın en sıcak, en deli aktığı yaşlarında, "Aşk bahanesidir şiirin"
Yaşarken hükmü sayılmaz iki yitik şair.
Maden ocağı,Zonguldak, Heybeliada,İstanbul,Şair Leyla Sokağı,deniz....
Şehrinize güzel bir film geldi.
Gitmeli ve görmeli
Uzun diyorlar, kısa olur Kelebeğin Rüyası.
(*) Bir Nâzım şiiri
Meraklısına Notlar:
Okunası: Kaynak Yayınları'ndan Rüştü ONUR 'un 22 yıllık hayatını Yılmaz ERDOĞAN'ın önsözüyle anlatan Mektubun Avcumda kitabı çıktı. Eşi Mediha'nın ölümünden iki hafta sonra Beşiktaş Şair Leyla Sokağı'nda yaşamını yitiren şairin hayatından kesitler, şiirler geride kalmış üç beş sararmış fotoğrafı var bu kitapta.
-Nilgün MARMARA'nın Daktiloya çekilmiş şiirler.İlle de "Ey iki adımlık yerküre, senin bütün arka bahçelerini gördüm ben" şiiri.
-Behçet AYSAN'ın Kırmızı Kedi Yayınları'ndan çıkan toplu şiirleri: Düello.İlle de Bir Eflatun Ölüm
şiiri.
- Yıllar önceden meraklısını bildiği Öküz dergisinin benzeri içeriğiyle okura merhaba diyen Ot Dergisinde şair Didem MADAK"ın hayatı kendi kalemi ve dostlarının diliyle anlatılıyor.Yeniden iç sızlatarak okunası.
-Metin ALTIOK " Ne vakit bir dosta gitsem, evde yoklar"
-Sabahattin Ali'nin Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Filiz Hiç Üzülmesin
Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.
Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır
Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır
Şiirsel bir film tanıtımı olmuş; filmin ruhuna uygun... Söylendiğine ve hissettiğime göre, gözyaşı var ya seyrin her anında, bilmem izler miyim? Pek dayanamam da... Olsun. Yazınızı okumak ayrı bir zevk! "Meraklısına notlar" için teşekkürler...
Tuğba Şardan 26.03.2013 13:10- Cevap :
- Şiirselliği biraz filmin şairaneliğinden,çokça da iki şairin yitik hayatından...Sağolun,selamlar... 26.03.2013 20:21
Filmi izledim ve etkilendim, ama etkilendiğim bir şey daha var ki, oda sözcükleri ard arda bu kadar şık bir şekilde dizmiş olmanız.Gönülden tebrikler...Sevgilerimle.
Lilacan 07.03.2013 20:10- Cevap :
- Sadelikteki zerafet, zerafetin içindeki sadelik...Uyumsuz gibi görünen kusursuz bir ikili aslında.Kadınlar günü için yazdığınız güzel yazınızı diyorum, :) güzeldi.Ben de burdan kutlamış olayım gününüzü.Hayatı şiire çeviren kadınlar değil mi zati.Sağolun, selamlar... 08.03.2013 23:10
Gitmek istiyor ama hüsrana uğrama korkusu duyuyordum konu şiir olunca şiire düşmek nefeslenmek isterim.Öyle güzel anlatmışsınız ki gitmeye karar verdim. Selamlarımla.
Tly Ekr 28.02.2013 9:15- Cevap :
- Şiirin yüzü suyu hürmetine gitmeli.Şiire düşmek,şiir öfkesi, duyarlılığı,duruşuyla nefeslenmek iyi geliyor insana.Sağolun.Selamlar 28.02.2013 22:20
filmi dün izledim..insan içindeki sevinci, kederi, hüznü, hüsranı, yağmuru güneşi..neyse içindeki..en iyi kağıtlara dökenlerdense, bu film inanılmaz iyi gelecek..hani acıyı bal eyleyen şekliyle..oyunculukta ise dediğiniz gibi suzan karakteri dışında hepsi mükemmeldi..saygıyla..
mis-tress 24.02.2013 17:33- Cevap :
- Haklısın.Benim de izlerken ne çok şiir çaldı kapımı.Ne çok..."Beyaz, ipek gibi yağdı kar.Bir kız kardan hafif adımlarıyla yürüyüp geçti hayal içinde,arkadaşlarımı düşündüm.Şarkılar çaldı odalarda,Bütün insanları sevmek gerektiğini düşündüm"Selamlar. 24.02.2013 19:03















