Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '10

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1128
 

Nükleer enerji sarmalında İran ve Türkiye

Nükleer enerji sarmalında İran ve Türkiye
 

İkide bir Türkiye’de, İran’a yaptırımlar hakkında haberler alıyoruz. Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) genel sekreteri İran’la Viyana arasında mekik dokuyor. IAEA’nın 3 temel direği vardır. Bunlardan birincisi, üye ülkelere barışçı atom enerjisi elde edilmesinde teknik açıdan yardımcı olmak, ikincisi, bu enerjinin emniyetle emniyetli bir şekilde teminini sağlamak, üçüncüsü bu enerjinin harpçi amaçlarla kullanılmasına engel olmak. ABD eski dışişleri bakanı Rice, İran’ın uranyum zenginleştirme ve geri kazanma tesislerini yapmasının mümkün olamayacağını söylemişti. Barışçıl amaçlarla bu tesislerin yapımı bağımsız her ülke için mğmkündür ve bu hususta IAEA yerdım etmekle vazifelidir. Burada uranyum zenginleştirme yüzdesi %20 U-235 izotopunu geçmeme şartı vardır. Çünkü %20’den fazla zenginleştirme barışçıl amacın dışına çıkar. Bugün gizli olarak plutonyum üretseniz 35 km mesafeden toprak, bitki ve ağaçlardan alınan örneklerle IAEA tarafından derhal ortaya çıkarılır.

İran’ın nükleer enerji programı nedir ve ne zaman başlamıştır? İran 1959 yılında ABD’den satın aldığı bir araştırma reaktörü ile nükleer konularda çalışmalara başladı. 1955’te Türkiye’de çok benzer tipte bir araştırma reaktörünü Çekmece Nükleer Araştırma Merkezinde kurmaya başlamıştır. 1963-1966 tarihlerinde İranlı ve Pakistanlı talebelere Çekmece Nükleer Araştırma Merkezinde gama ışınlarının enerjilerinin nasıl ölçüleceğine ait deneysel laboratuar çalışmaları yaptırdığımı iyi hatırlıyorum. İlkemiz bu sahada ilk teşebbüse geçen birkaç ülke arasındadır. Ne yazık ki devamını getirememiştir. Buna mukabil petrol zengini olan İran, 1960’larda, Şah döneminde çalışmalarına başlamıştır. 1974’te petrolün tükenecek bir kaynak olduğunun bilincine varılması üzerine Fransa ile nükleer sahada işbirliği için anlaşmalar yaptı. Paralel olarak ABD ve İngiltere ile de benzer girişimlerde bulundu. İranlı nükleer mühendislerin yetiştirilmesi için Şah, MIT’nin (Massachusets Institute of Technology) Nükleer Mühendislik bölümüne 50 milyon dolar bağışta bulundu. İran birincil enerji ihtiyacının yaklaşık %98’ini petrol ve doğal gazdan, geri kalanını da hidrolik, kömür ve ticari olmayan kaynaklardan sağlamaktadır (1). İran’ın nüfusu 1970-1990 arasında iki kat artarken toplam enerji tüketimi dört kat, elektrik tüketimi altı kat artmıştır. Şah 1970’lerin başında, 1990’lara dek 23 nikleer santralin yapımını öngören bir plan hazırlatmıştı. Bu plan çerçevesinde her biri 1200 MWe gücünde 2 basınçlı su reaktörünü (PWR) Alman KWU (Kraft Work Union) firmasına ısmarladı. 1979 İran devrimi sonrası, alt yapı ve binaların yapımının ileri bir safhaya gelmiş olmasına karşın reaktörlerin yapımı durduruldu (1). İran-Irak savaşının sonuna kadar geçen 10 yıl boyunca da çnemli bir çalışma yapılmadı. Savaş binalara büyük hasarlar verdi. İran 1993 yılında Çin’le 300 MWe gücünde PWR tipi iki reaktörün alımı için anlaşma yaptı fakat hayata geçiremedi.

24 Ağustos 1992’de İran ve Rusya arasında nükleer enerjinin barışçıl kullanımı konusunda yapılan bir işbirliği anlaşması imzalandı. 1994 yılında Iran Atom Enerji Organizasyonu (AEOI) ile Rusya Federasyonu Atom Enerji Bakanlığı (MINATOM) arasında Buşehr Nükleer Enerji Santralının birinci ünitesinin Rus yapısı WWER-1000 tipi 1000 MWe gücündeki PWR reaktörü ile tamamlanması gerekli çalışmaların kapsamı üzerinde bir anlaşma yaptılar. 1995’te kontrat imzalandı. Nükleer santralın daha önceki yıllarda hazırlanmış alt yapının olabildiğince kullanılarak tamamlanması öngörüldü. Bu santralın 2006’da devreye girmesi bekleniyordu. Elektrik üretimine dönük bu çalışmaların yanında Arak’ta kurulacak olan tabi uranyum yakıtlı ağır sulu araştırma reaktörünün (IR-40) temel dizayn çalışmaları 2002 yılında tamamlanmış olup, 2014 yılında işletmeye alınması planlandı. İran’da şu anda bilinen 15 adet nükleer araştırma merkezi ve/veya nükleerle ilgili tesis vardır. Bu binlerce nükleer fizikçiye tekabül eder. Bizde ÇNAEM Merkezinde çalışanların tümü, bekçilerle birlikte 205’tir. 1960’tan beri en düşük rakam! Akkuyu’da güya yapılacak olan giç reaktörü alanını koruyacak bekçilerimiz de emekliye ayrılmış durumda. Nükleer fizikle ilgili sistematik eğitim 1961’de İ.T.Ü. bünyesinde kurulan İ.T.Ü. Nükleer Enerji Enstitüsü (İTÜ-NEE) (2) ile başlamıştır. 1982’de Hacettepe Üniversitesinde lisans seviyesinde eğitim verecek bir bir Nükleer Mühendislik Bölümü açılmıştır. 1960-1980 arasında Ege ve Boğaziçi Üniversitelerinde birer nükleer enerji enstitüsü ile O.D.T.Ü. Makine Mühendisliği Bölümünde nükleer mühendislik eğitimi veren bir opsiyon kurulmuştur.

Bu eğitim faaliyetleri sonunda 1957-1987 yılları arasında hem yurt içinde hem de yurt dışında nükleer mühendis, nükleer uzman, nükleer fizikçi, teknisyen gibi teknik eleman olarak yaklaşık 1000 kadar personel yetiştirilmiştir (2). Nükleer santral projesinin defalarca akamete uğraması ve bazı ilgili kuruluşların kapatılması sonucu bu personelin pek azı halen nükleer sahada kısmen TAEK teşkilatında kısmen de bazı öğretim kurumlarında çalışmaktadır.İlk yılların mezınları tamamen emekli olmuştur. Yetişen personelin bir kısmı yurtdışına gitmiş, potansiyel olarak kaybedilmişlerdir. 1977’de açılan nükleer santral ihalesi 1979’da kesilmiş ve kadük kalmıştır. 1983’te başka bir ihale açılmış, 1986’da gene kadük kalmıştır. 1992’de ortaya konan bir enerji raporunda Türkiye’nin enerji üretim kaynaklarının çeşitlendirmesi gerektiği, aksi takdirde 2010 yılında bir enerji kriziyle karşı karşıya kalınabileceği gösterilmiştir (2). Bunun üzerine 1996’da Akuuyu nükleer Santrali için ihale açılmıştır. İhale 1997-1998’de hükümet tarafından belirsiz bir tarihe bırakılmıştır. AKP’nin 59. Hükümet Programında yer alan nükleer santral kurma planı, 22 Temmuz seçimlerinin ardından kurulan 60. Hükümet ile birlikte idari ve yasal mevzuatları oluşturulup bir an önce hayata geçirilmek istendi. Çıkılan ihaleyi batılı firmalar toplu halde reddetti. Bugünlerde Güney Kore ve Rusya ile dirsek teması var.

400 yıl petrol ve doğal gaz rezervi olan (1) İran’ın nükleer enerji gayretlerini nasıl açıklayacağız? Nükleer enerji bir ülkeye eşik atlatır da ondan. Teknolojinin her alanında sonsuz önemli uygulamaları olan bir enerji türüdür. Çevrecidir. Bacasından sadece su buharı çıkar. Dünya Enerji konseyinin son raporlarına göre mevcut enerji kaynakları en verimli ve en az kayıpla kullanılsa bile, 1990 yılına kıyasla 2020 yılında talep %50 artacak. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde nüfus artışına paralel olarak enerji talebinde artış olacak. Örneğin Asya kıtasında enerji talebinde %150 oranında artacağı öngörülmektedir (3).

Rusya 1-2 yıl önce uzun vadeli bir planı göz önüne aldı. 2010’dan başlayarak birbirini takip eden 20 tane nükleer reaktör yapalım, enerji ihtyacımızı giderelim, petrol ve doğal gazımız petrol ve doğal gazımızı çok daha sonraya saklayalım, çünkü gittikçe kıymetleniyor (Doğal gaz, Türkiye’mizde 2010 Şubatında artık daha da pahalı). Aynı şeyi İran da düşünebilir. Gelecek için hazırlanmak, uzun vadeli düşünmek, bir vizyon meselesidir.

İlaçların birçoğu petrol ve petrol mamullerinden elde edilmektedir. Petrolün çok azaldığı o günlerde elimizdeki petrol altın değerinde olacaktır. Bugün ABD, sahip olduğu 104 adet nükleer santralin ömürlerini 30 yıldan 60 yıla çıkarma programını (40 tanesi bitti) adım adım uygulamaktadır. 1-2 milyon dlolarlık tesis, 100-150 milyon dolar masrafla çok rasyonel bir şekilde elektrik enerjisi elde etmektedir. Elde edilecek enerji (100 000 MWe) 250 Keban Barajı cıvarındadır. Türkiye’de 380 bin ton Toryum rezervi vardır. Eğer biz Toryum ile elektrik enerjisi üretebilmek olanağına kavuşursak, bu trilyonlarca varil petrole eşdeğer bir enerji kaynağı olacak (4). Elim uçak kazasında kaybettiğimiz çok kıymetli meslekdaşım Prof. Engin Arık, “Türkiye’de 2010 yılında hızlandırıcı, yüksek enerji fiziği ve nükleer fizik konularında 1200 bilim adamının çalışıyor olması gerek, ” demişti 2002 yılında. “Şu anda 80 kişi var. Önce bilime ve bilim adamına yatırım yapmak lazım” diye ilave etmişti.

Zaman çok çabuk geçiyor. Geleceğe sıkı hazırlanmak şart.

Kaynak:

1) İran, nükleer enerji ve nükleer silahlar. Dr. Necmi Dayda, Bilim ve Ütopya, Ocak 2005, Sayı 127, s.48.

2) Türkiye’de nükleer enerjinin tarihçesi ve gelişimi. Dr. Veli Adalıoğlu, Bilim ve Ütopya, Ocak 2005, Sayı 127, s.35.

3) Nükleer enerji – çevre etkileşimi. Gül Göktepe, Bilim ve Ütopya, Ocak 2005, Sayı 127, s.54.

4)Prof Dr. Engin Arık, Hürriyet Pazar, 28 Temmuz 2002

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 997
Kayıt tarihi
: 02.03.10
 
 

İstanbul 1936 doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Fizik ve Matematik Fakülteleri mezunuyum. Londra Üni..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster